Milyonların Özgürlüğü İçin Tekerlekleri Döndürmek: Halil Yılmaz'ın Hikayesi

BiBilen

"Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, herkes avcıların anlattığı hikayelere inanmak zorundadır."

Bu sözler, Halil Yılmaz'ın hem iş felsefesini hem de 53 yıllık yaşam duruşunu tek cümlede özetliyor. Halil Yılmaz, 30 yıllık tekerlekli sandalye kullanıcısı ve Maz Mobilite'nin kurucusu. Ama onu sıradan bir girişimci yapan şey ne?

1973'te Bayburt'ta doğan, konjenital miyopatiyle yaşayan Yılmaz; sektörün içine bir kullanıcı olarak girdi ve gördüklerini beğenmedi. Yanlış ürün, yanlış kullanıcı, yanlış öncelikler. 2020'de Maz Mobilite'yi kurarak bunu değiştirmeye karar verdi. Bu röportajda konuştuk: Türkiye'de engelli olmak, görünmezlik, yerli üretim hayali, satmayı reddettiği o akülü sandalye ve "kendi direniş hikayesini milyonların özgürlük yolculuğuna dönüştürme" iddiasının arkasında ne yattığı.

İlham veren okumalar diliyorum..

Maz Mobilite Ceosu Halil Yılmaz
Maz Mobilite Ceosu Halil Yılmaz

1. Konjenital miyopati hastalığıyla yaklaşık 30 yıldır tekerlekli sandalye kullanıyorsunuz. Peki bu yolculukta sizi en çok zorlayan şey fiziksel engeller miydi, yoksa insanların bakışları mı?

"Gençlik yıllarımda, o dönemin getirdiği naiflik ve tecrübesizlikle, fiziksel engellerden ziyade insanların bakışları ve o bakışların altında yatan acıma duygusu beni çok daha fazla rahatsız ediyordu. Fakat yaş aldıkça ve hayatı tanıdıkça bunu umursamamayı öğrendim. 53 yıllık yaşam serüvenimde edindiğim en büyük öğreti; kendi hayatımı başkalarının düşüncelerine veya kısıtlamalarına göre şekillendirmemek oldu. Hepimizin hayatı biricik ve her birimiz bu dünyada eşsiziz. Öyle ya da böyle, bu hayat bize sunulmuş kıymetli bir armağan. Fiziksel engeli olsun ya da olmasın, aslında herkesin kendine göre mücadeleleri ve sorunları var. Hayatın güzelliklerini öteleyip sadece sorunlara odaklandığınızda, yaşam gerçekten çekilmez bir hal alıyor. Ben odağımı sorunlardan çözümlere ve hayatın bana sunduğu güzelliklere çevirmeyi seçtim."

Halil Yılmaz
Halil Yılmaz

2. "Kendi direniş hikayemi, milyonların özgürlük yolculuğuna dönüştürmeyi hedefliyorum" diyorsunuz. Sizi bu kadar güçlü hissettiren şey nedir — neyi aşmak zorunda kaldınız ki bu cümleyi kurabildiniz?

"Aslında beni bu kadar güçlü hissettiren şey kişisel bir güçten ziyade, yok sayılmaya karşı duyduğum haklı bir isyan diyebiliriz. Bugün bu ülkede yaşayan milyonlarca engelli birey, maalesef toplum tarafından adeta görünmez kılınıyor. Ancak örgütlü hareket edemediğimiz için siyasiler de bizi görmezden gelmeye devam ediyor. Bizler, haklarımızın kendi lafta değil, pratikte var olmasını istiyoruz. Bunun gerçekleşmesi için öncelikle bilinçli, örgütlü ve hak temelli bir bakış açısıyla hareket etmemiz şart. Bu elbette uzun ve zahmetli bir süreç; fakat kendi direnişimi milyonların özgürlük yolculuğuna dönüştürme hedefim tam olarak bu mücadeleden besleniyor."

3. Gençlik yıllarınızda engelliler.gen.tr gibi önemli platformları hayata geçirdiniz, öykü yarışmalarında aktif rol aldınız. Savunuculuk ruhunuz nereden geliyor? Sizi harekete geçiren bir an ya da kişi var mı?

"Öykü yarışmaları düzenlememdeki temel motivasyon, insanların yakın çevrelerine bile ifade edemedikleri o derin iç dünyalarını, dökemedikleri duygularını kaleme almalarını sağlamaktı. Çok iyi biliyorum ki, her engelli bireyin içinde duyulmayı, haykırmayı bekleyen bir taraf var. Ben bu yarışmalarla, o sessiz haykırışların toplumda yankı bulmasına ve bir sese dönüşmesine vesile olmak istedim.

Savunuculuk ruhuna gelince... Bunu şöyle özetleyebilirim: Bir yerde bir 'savunma' varsa, orada mutlaka bir 'saldırı' veya ihlal de vardır. Biz engelliler olarak sürekli toplumsal baskılarla, yok sayılmalarla ve ötelenmiş hayatlarla mücadele ediyoruz. Hak savunuculuğu yapmak, bir noktada o konfor alanından çıkıp sahaya inmek, mücadele etmek demektir. Benim için hak savunuculuğu entelektüel bir tercih değil, yaşamak ve var olmak için zorunlu bir savunma mekanizmasıdır."

4. Bir CEO olarak günlük hayatınız nasıl geçiyor? Sabah kalktığınızda sizi yataktan kaldıran motivasyon ne?

"Beni her sabah yataktan kaldıran en büyük motivasyon kaynağım, 'bir işe yarama' ve 'değer üretme' duygusudur. Günlük rutinim oldukça tempolu ve sistemli ilerler. Sabah kahvaltımın ardından çayımı, sigaramı alıp bilgisayarımın başına geçerim. E-ticaret alanında faaliyet gösterdiğimiz için organik trafik bizim can damarımız. Güne öncelikle web sitemizin detaylı SEO kontrollerini yaparak başlıyorum. Ardından sosyal medya hesaplarımız (Instagram, YouTube, TikTok vs.) için üretilecek video içeriklerinin senaryolarını hazırlayıp, çekim planlarını ekip arkadaşlarıma iletiyorum. Dijital pazarlama dünyası çok dinamik; özellikle son 1-2 yıl içinde yapay zeka alanındaki muazzam gelişmeler iş yapış şekillerimizi doğrudan etkiliyor. Yeniliklerin gerisinde kalmamak adına, günümün önemli bir kısmını yapay zeka araçlarını incelemek, bu teknolojileri kendi süreçlerimize nasıl entegre edeceğimizi araştırmak ve bizzat uygulamakla geçiriyorum. Tempolu, yorucu ama bir o kadar da zevkli bir çalışma rutinim var."

5. Hem hasta, hem kullanıcı, hem de sektörün içinde bir girişimci olarak — insanlar size nasıl davranıyor? "Acıma mı, saygı mı, şaşkınlık mı?" hangisi daha çok karşınıza çıkıyor?

"Kesinlikle saygı. Hem bir kullanıcı olarak o zorlukları bizzat yaşamış olmam hem de sektörde çözüm üreten bir girişimci kimliğim, insanlarda derin bir saygı uyandırıyor. Bu durum da işime daha sıkı sarılmamı sağlayan en büyük motivasyonlarımdan biri."

6. 2015'te sektöre girdiniz, 2020'de Maz Mobilite'yi kurdunuz. O 5 yıl içinde ne gördünüz ki "bunu ben yapmalıyım" dediniz?

"Aslında bu kararın arkasında sadece 5 yıllık bir gözlem değil, 30 yıllık bir güçlendirilmiş tekerlekli sandalye kullanıcısı olmamın birikimi yatıyor. Sektördeki genel yaklaşımın insanların gerçek ihtiyaçlarını gidermekten ziyade, sadece ticari kaygılarla 'günü kurtarmak' üzerine kurulu olması beni bu alana itti. Afrika atasözünde denildiği gibi: 'Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, herkes avcıların anlattığı hikayelere inanmak zorundadır.' Bizim sektörümüzdeki oyuncuların neredeyse tamamı engelli değil, bu cihazları hiç kullanmamış insanlar. Olayı tamamen ticari bir faaliyet olarak görüyorlar. 'Kullanıcının ihtiyacı çözüldü mü?' sorusundan ziyade, 'Gün sonunda kasaya ne girdi?' mantığıyla hareket ediliyor. Hal böyle olunca, ben de avcıların yalanlarına karşı aslanların gerçek hikayesini yazmaya karar verdim. Maz Mobilite, sıradan bir akülü tekerlekli sandalye firması değil; aslanların kendi anlatısı ve direnişidir."

7. Maz Mobilite'de "doğru ürünü doğru kullanıcıyla buluşturmak" diyorsunuz ve ekibinizde fizyoterapist bile var. Bu anlayış sektörde hâlâ neden bir istisna, neden herkes böyle yapmıyor?

"Çünkü maalesef genel ticari sistemde biz engellilerin gerçek ihtiyaçları pek kimsenin umurunda değil. Klasik medikal firmalarında süreç çok mekanik işler: Mağazayı aç, içine ürünü koy, bir satış temsilcisi ata ve satmasını bekle. Temsilci ne kadar çok ürün satarsa o kadar başarılı sayılır. Bu mantık sıradan perakende sektörleri için doğru olabilir ancak bizim hitap ettiğimiz kitle çok farklı. Bir akülü tekerlekli sandalyeye, engelli çocuk pusetine veya yürütece sıradan bir meta gibi yaklaşamayız. Bu cihazlar, insanların bağımsız hareket etmesini sağlayan ve doğrudan gündelik yaşam kalitelerini belirleyen unsurlar.

Bu yüzden olaya tamamen farklı, etik ve profesyonel bir açıdan bakmak zorundayız. Örneğin, ekibimizde yer alan uzman fizyoterapistimiz Mehmet Emin Develi, bir engelli çocuk puseti talebi geldiğinde doğrudan satışa geçmez. Aileyle detaylı bir görüşme yapar; çocuğun hastalığı, yaşı, boyu, kilosu, kas durumu ve hareket kabiliyeti gibi kritik bilgileri analiz eder. Tüm bu medikal veriler ışığında o çocuk için en doğru, nokta atışı modeli belirleyip tavsiyede bulunur. Bu yaklaşımın artısı şudur: Ürün gerçekten doğru kullanıcıyla buluşur, yanlış ürün seçimi kaynaklı iade mağduriyeti yaşanmaz ve en önemlisi, hayatına dokunduğumuz o aile memnuniyetle bizi başka insanlara tavsiye eder."

8. Türkiye'de akülü tekerlekli sandalye üretimi oldukça sınırlı. Yerli üretim hayalini kuruyorsunuz — bu yolda karşınıza çıkan en büyük engel ne ve beklediğiniz desteği görüyor musunuz?

"Akülü tekerlekli sandalye ve engelli puseti gibi yüksek teknoloji gerektiren cihazların yerli üretimi için devletimizin desteği şart. Bu destekler sürdükçe bizim gibi yerli firmalar daha da iyi hale geleceğine inanıyorum. Şu an Türkiye medikal piyasası adeta ikiye bölünmüş durumda: Bir tarafta fiyat olarak daha erişilebilir ama kalite açısından sınıfta kalan Çin menşeli ürünler; diğer tarafta ise son derece dayanıklı olan ancak fiyatları yüzünden ulaşılamayan Avrupa menşeli ürünler var. Benim en büyük hayalim; yerli üretim yaparak Avrupa menşeli ürünlerin o yüksek kalite standartlarına sahip olurken, Çin menşeli ürünler kadar da ekonomik ve erişilebilir cihazları son kullanıcıyla buluşturabilmek."

9. Maz Mobilite'yi "kişisel bir direniş" olarak tanımlıyorsunuz. Peki bir müşterinizden aldığınız, sizi en çok etkileyen geri bildirim neydi? O an nasıl hissettiniz?

"Bir gün mağazamıza 14 yaşında omurilik felçli bir genç kardeşimiz, ailesiyle birlikte geldi. Daha önceden gözlerine kestirdikleri bir akülü sandalye modelini satın almaya kararlıydılar. Genç kardeşimiz o sırada eski model bir manuel sandalye kullanıyordu ve üst gövde fonksiyonları gayet yerindeydi. Hatta kol kasları oldukça gelişmişti ve bana tekerlekli sandalye basketbolcusu olma hayalinden bahsetti. Aile beğendikleri o akülü modeli gösterip 'Biz bunu almak istiyoruz' dediğinde, onlara net bir şekilde: 'Bana bu ürünün fiyatının iki katını bile teklif etseniz, bu sandalyeyi size satmam' dedim.

O an hem ailede hem de çocukta büyük bir şok yaşandı. Hafifçe gülümseyerek nedenini açıkladım. Çocuğun kol kaslarının çok güçlü olduğunu, spora yatkınlığını ve eğer o yaşta akülü sandalyeye geçerse kol kaslarının zamanla eriyip zayıflayacağını uzun uzun anlattım. Onun için doğru cihazın akülü değil, iyi bir aktif manuel tekerlekli sandalye olduğunu belirttim. Aile bilinçli insanlardı, mantığını hemen kavradılar; çocuk o an istediği alınmadığı için biraz bozulsa da, ona uygun kaliteli bir aktif tekerlekli sandalye verip uğurladık.

Yaklaşık 2-3 yıl sonra telefonum çaldı. Arayan o gençti. Büyük bir heyecanla bir tekerlekli sandalye basketbol takımında spora başladığını anlattı ve şunları söyledi: 'Abi, iyi ki o gün o akülü sandalyeyi bana satmamışsın. Yoksa kollarım zayıflayacaktı ve ben bugün bu basket takımına seçilemezdim.' İşte bu benim için ticari olarak kazanılabilecek her şeye değerdi."

10. Bir akülü tekerlekli sandalye kullanıcısı olarak gündelik yaşamda sizin en için en büyük zorluk nedir?

"Tartışmasız en büyük sorunumuz mimari engeller. Sokaklarımız, caddelerimiz akülü tekerlekli sandalyeler için hiç ama hiç uygun değil. Kaldırımların giriş çıkışlarında ya rampa yok, varsa da düzgün yapılmamış. Lokantalar, alışveriş merkezleri, kafeler gibi alanların giriş çıkışları tekerlekli sandalyeye uygun değil. Binaların girişinde devasa merdivenler var ve bizler o merdivenlerin önünde öylece kalakalıyoruz. Kısacası bizi asıl zorlayan şey fiziksel engellerimiz değil; toplumun zihnindeki önyargılar ve şehirlerimizi saran mimari engellerdir."

Milyonların Özgürlüğü İçin Tekerlekleri Döndürmek: Halil Yılmaz'ın Hikayesi
Cevapla