Önsöz

Sevgili dostlarım ve moderatör arkadaşlarım, önceki paylaşımım daha tamamlanmadan, yanlışlıkla siteye eklenmiştir. Esas paylaşım şu anda okuduğunuzdur. Yazımı, aşağıdaki müzikle okumanızı tavsiye ederim:
Kemalizm nedir/Devlet sosyalistliği nedir?

Herkese merhabalar dostlarım, canlarım. Biliyorsunuz, ülkemizde özellikle Mustafa Kemal Atatürk üzerinden ve onun arkasına sığınarak ideolojileri övmek veya yermek meşhurdur. Onun söylemediği sözleri birtakım kişilerin sözde aktarmalarına dayanarak Yüce Önder'e atfetmek; söylediği sözleriyse birtakım çevrelerin işine gelmemesi dolayısıyla eğip bükmek, hemen hemen bütün siyasi çevrelerin kendi ideolojilerini desteklemek namına uyguladıkları propagandaların başında geliyor. Size böyle propagandalar yapmayacağım; yalnızca dilimin döndüğü, parmaklarımın yazdığı kadar Mustafa Kemal Atatürk, onun ideolojisi Kemalizm ve Devlet Sosyalizmi ilişkisinden bahsetmek istiyorum arkadaşlar.

Bunlardan başka, 1935 Kurultayınca saptalanan fikirler de bu programa ulanmıştır. Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kamâlizm prensipleridir.
-Anıtkabir Arşivi, 1. Dosya, No:1091
Öncelikle, Kemalizm'in ve Devlet Sosyalizmi'nin ne olduğu hakkında yüzeysel bir bilgilendirme yapmak isterim. Kemalizm, CHP'nin Atatürk başkanlığında gerçekleştirilen 1935 yılının Mayıs ayındaki dördüncü büyük kurultayının sonucunda alınan kararların bütününü ifade etmek amacıyla kullanılmış bir kavramdır. Söz konusu kurultayda alınan kararlar, Kamalist Prensipler olarak bütünleştirilip ifade edilmiştir. İsteyen, Cumhuriyet Halk Partisi'nin resmi sitesinden merakını giderebilir. Hatta kendilerine yardımcı olmak isterim, buradan söylediklerimi tetkik edebilir, 1935'te gerçekleştirilen kurultayda alınan tüm kararlara göz atabilirsiniz değerli arkadaşlarım. Ayrıca, Sağcı DYP hükumetinin lideri bulunan, Türkiye'nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller'in "Türkiye, son Sosyalist devlettir. Bizler, dünyadaki son Sosyalist devleti yıktık!" itirafına da buradan ulaşabilirsiniz arkadaşlar.

Devlet Sosyalizmi'yse, Marksist Sosyalizm'in dışında kalan, proletarya ve burjuva ayrımının henüz keskinleşmediği veya bulunmadığı ülkelerde, devletin eliyle proletarya oluşturularak, işçilere geniş haklar tanıyarak ülkenin kalkınmasını hedefleyen Sosyalist sistem veya öğretidir. Aslında Demokrat Parti iktidarına değin Türkiye Cumhuriyeti'nde 1950'lere kadar uygulanmaya çalışılmıştır. Zaten sizi bu paylaşımımda, konu hakkında bilgilendireceğim ancak istiyorsanız buradan yüzeysel olarak bilgilenebilirsiniz dostlarım.
Kemalizm ve Devlet Sosyalizmi
Bilindiği üzere, Mustafa Kemal Atatürk tam anlamıyla Sosyalist değildir. Size burada, Mustafa Kemâl Atatürk'ün Sosyalist olduğu iddiasını propaganda etmeyeceğim, altını çizmek istediğim esas nokta, Yüce Önder'in tam anlamıyla Sosyalist olmasa dahi Sosyalizm'in karşısında bulunmadığı, aksine Sosyalizm'e yakın olduğunu ve sıcak baktığını inkar edenlerin propagandalarını boşa çıkarmaktır.
Medeni bilgiler-Devlet sosyalizmi

Medeni Bilgiler eserinin Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaleme alınıp kendisinin manevi kızı Prof. Doktor Afet İnan nezrinde basıldığını, CHP'den sonra gelen iktidarlarınsa kitaptan birtakım bölümleri sansüre tabii tuttuğunu biliyoruz. Kitabın sansürsüz basımının Atatürk Araştırma Kurumu tarafından satışa sunulduğunu zannetmekle birlikte, Prof. Doktor Afet İnan'ın, manevi babasının elyazılarını bir kitapta toplayarak belgelere dayandırmak suretiyle Mustafa Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım eserinde yayınladığını ve eserin PDF sürümünün 37/47 sayılı sayfasında ve bağlılık bölümünde, ''Fakat birer fikir olarak aldığımız bağlılık nazariyeleri tatbikatta, içtimai teminler adıyla toplamak kabildir. Bu içtimai teminlere, Devlet Sosyalistliğine yaklaşarak varılabilir. Bu yol, kanun yoludur.'' diye bağlılık nazariyeleri altında incelenen içtimai teminlere, Devlet Sosyalistliği'ni benimseyerek, Sosyalistliğe yaklaşarak varabileceğimizin altını çizmiştir. Eseri buradan indirebilir ve inceleyebilirsiniz.
Fotoğraflarla Türkiye albümü-Devlet sosyalizmi

1936 yılında, Matbuat Umum Müdürlüğünce, Türkiye Cumhuriyeti'ni dünyaya tanıtmak amacıyla Avusturyalı fotoğrafçı Othmar Pferschy tarafından çekilen 16.000 fotoğraftan birkaç onluğunun derlenmesiyle ve fotoğrafların altına Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, devrimleri, büyükşehirleri ve bunlar gibi birçok konuda bilgiler içeren yazıların eklenmesiyle İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerine çevrilen resmi albümün devrimle alakalı olan bölümünde, ''Bizim mezhebimiz Devlet Sosyalizmi'dir.'' yazmaktadır. Fotoğraflarla Türkiye albümü, ikinci elden uçuk fiyatlarla satışa çıkarılmasına rağmen, bir kopyası Cumhuriyet'in 75. yılı dolayısıyla İstanbul Modern'e bağışlanmıştır ve hâlen İstanbul Modern'de, müzede bulunmaktadır. İsterseniz İstanbul Modern'e giderek inceleyebilirsiniz ancak satın almakta ısrarlıysanız, buradan, eseri ikinci elden temin ederek 1930'lar Türkiyesi'ne kısa bir yolculuk yapabilirsiniz.
Kemalist İdeologlar-Devlet Sosyalizmi

Mahmut Esat Bozkurt, Bozkurt-Lotus Davası'nı kendi lehine çevirmesi sebebiyle, Bozkurt gemisinin isminin Atatürk tarafından kendisine verildiği, Genç Cumhuriyet'in hukuk devrimlerini gerçekleştiren ve devletin hukukunu düzenleyen, Kemâlizm'in devlet hukuku hakkında geniş çalışmalar yapmış olan, birçok çevrece Cumhuriyet'in üçüncü adamı kabul edilen dönemin adalet bakanıdır. Atatürk İhtilali isimli eserinde, kesinlikle Komünist olmadığını fakat Marx'ı bazı konularda haklı bulduğunu kaleme almasının yanısıra, devletçiliğin bilimsel teriminin Devlet Sosyalizmi olduğunu belirterek ''Bozkurt, Kemâlizm'in anladığı Devlet Sosyalizmi'ni şöyle özetler: Devlet Sosyalizmi özel mülkiyeti tanıyan fakat ancak insanın insan tarafından sömürülmesini önlemek ve milli kalkınmayı başarmak için devlete ekonomik işlerde kontrol ve teşebbüs hak ve yetkilerini kabul eden bir sistemdir.'' demiştir. Mahmut Esat Bozkurt, birçok çevrece Kemâlizm'in ikinci kuramcısı olarak kabul edilir. Sözkonusu esere buradan ulaşabilirsiniz. Mahmut Esat Bozkurt'u daha yakından tanımak istiyorsanız, buraya tıklamanız yeterlidir. Ayrıca, Mustafa Kemâl Atatürk dönemi boyunca görev yapan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Kemâlizm'in devletçiliğinin Devlet Sosyalistliği olduğunu, kendi uygulamalarının, dünyadaki Devlet Sosyalistlerinin uygulamalarına benzediğini söylemiştir. Mustafa Solak tarafından Ankara Üniversitesi İnkılap Tarihi Enstitüsü için yazılan Şükrü Kaya'nın hayatı hakkındaki yüksek lisans tezinin bir kısmına buradan bakabilir, tezin kitaplaştırılmış hali olarak hazırlanan Atatürk'ün Bakanı Şükrü Kaya eserini buradan satın alabilirsiniz.
Genç Mustafa Kemâl'in Defteri-Devlet Sosyalizmi

Mustafa Kemal Atatürk, 23-24 yaşlarında bir Harp Akademisi talebesiyken dahi Sosyalizm rüzgarının etkisi altında kalmıştı. Sosyalizm, çok okuyan Mustafa Kemal'i etkileyerek, kendisinin iki numaralı not defterine ''Evvela Sosyalist olunmalı, maddeyi anlamalı.'' notunu düşmesine sebep olmuştur. Elbette bazı kimseler, Mustafa Kemal'in 23-24 yaşlarında, daha çok gençken bu rüzgardan etkilendiğini ve sonrasında fikrinin değiştiğini savunabilirler. Atatürk'ün söz konusu notu, ancak diğer yazdıklarımla bütün olarak incelenirse anlaşılabilir. Görüldüğü üzere, Sosyalizm rüzgarı Atatürk'ün Medeni Bilgiler eserinde dahi kendine yer bulmuştur, bu durumun dönemsel bir etkilenme olmadığı, buradan bellidir.
(Mustafa Kemâl Atatürk Atatürk'ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt 1, Sayfa 15)
Anayasa Tartışmaları-Devlet Sosyalizmi

Sabiha Sertel, bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk kadın gazetecidir. Gazetecilik anıları, kadın gazeteciliğin zorlukları, yaptığı söyleşiler ve önemli röportajlar, hayat hikayesi ve buna benzer birçok şahsi hatırasını kaleme aldığı Roman Gibi isimli eserinde, 1924'te Ahmet Ağaoğlu'yla yaptığı röportajın bir kısmını okuyuculara aktarıyor. Meclis Kars Milletvekili Ahmet Ağaoğlu, Liberal ve Türkçü kimliğiyle bilinen, partinin birtakım politikalarına muhalefet eden bir şahıs olarak karşımıza çıkıyor. 1924 Anayasası'na devletçilik ilkesinin girmesi tartışılırken, Sabiha Sertel, devletçiliğin anayasaya girmesine muhalefet eden Ağaoğlu'yla yaptığı röportajı kendi eserinde, Ahmet Ağaoğlu ağzından "Devletçiliğin anayasaya girmesini istiyorlar ancak bu şimdiye kadar kabul edilen maddelere zıttır. Mustafa Kemâl'le bu konu üzerinde uzun boylu konuştuk. Kızdı, "Ben Socialisme d’Etat istiyorum." dedi." şeklinde aktarmaktadır. Devletçilik ilkesi, 1930'lardan itibaren Türkiye Cumhuriyeti'ni sahai tatbik alanı yapmıştır.
(Sabiha Sertel, Roman Gibi, Belge Yayınları, Sayfa 70)
Ordinaryüs Prof. Doktor Reşat Kaynar-Devlet Sosyalizmi

Prof. Doktor Reşat Kaynar, Türkiye'nin yetiştirdiği son ordinaryüs, yani hocaların hocasıdır. Kendisi, Türk Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi gibi kurum ve kuruluşlarda bulunmuş, hatta 1932'de Mustafa Kemâl Atatürk tarafından Dil-Tarih Kongresi'ne davet edilmiş, Atatürk ile söyleşiler yapmıştır, kendisine verilen demeçleri kaydetmiştir ve Yüce Önder'in manevi kızı Afet İnan'ı dahi kapsayan uzman bir kadroyla, Atatürkçülük Nedir eserini çıkartarak 1932'deki söyleşide Atatürk'e yöneltilen ''Kemâlizm diyorsunuz, nedir Kemâlizm?'' sorusunu ve akabinde Yüce Önder tarafından verilen ''Kemalizm, Socialisme d'Etat demektir.'' cevabını sözkonusu esere dahil etmiştir. Görüldüğü gibi Mustafa Kemâl Atatürk, 1933'te kaleme aldığı ve Kemalizm'in nihai hedefinin ancak Devlet Sosyalizmi'ni benimsemek ve buna yaklaşmak olduğunu belirtmeden bir yıl öncesinde, Kemalizm'i Devlet Sosyalizmi ile paralel kabul ettiren söz konusu ettiğim açıklamasını yapmaktan çekinmemiştir.
(Ordinaryüs Profesör Doktor Reşat Kaynar, Atatürkçülük Nedir?, Varlık Yayınları, 1965 Sayfa 144)
Mustafa Kemâl ve Sovyet Heyeti Görüşmesi-Devlet Sosyalizmi

Evet, şimdiye kadar bir iki istisna dışında genellikle 30'lu yıllarda dolandık, şimdiyse sizi 1919 yılına; Milli Mücadele'nin başlangıcında Sovyet heyetinin Mustafa Kemâl'le görüştüğü Samsun-Havza'ya götürmek istiyorum. SSCB temsilcisi Budyeni'nin sorduğu ''Yâni Bolşevikliğin prensipleri üzerine kurulmuş bir cumhuriyet olacaktır değil mi, generalim?'' sorusuna Mustafa Kemâl Paşa, ''Devlet Sosyalizmi desek daha doğru olur.'' diye cevap verir. Birtakım çevreler, kendilerince buna ''Mustafa Kemâl, Sovyet desteğini almak amacıyla Sovyetlere böyle bir mesaj verdi.'' şeklinde gülünç bir anlam biçmişlerdir. Elbette bu iddiaya verilecek en doğru cevap, yukarıda yazdıklarım ve argümanların çeşitliliğidir fakat bir ikinci cevap, 1921 yılında zaten Sovyet lideri Lenin tarafından verilmiştir. Lenin, ''Mustafa Kemâl Paşa, tam anlamıyla Sosyalist değildir. Fakat, öyle görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor.'' diyerek, Yüce Önder'in Bolşevik olmadığını zaten belirtmiştir ve bilmektedir. Lenin'in Milli Mücadele'ye yüzlerce kilo altın, tonlarca silah ve cephane vermesindeki sebep, Mustafa Kemâl Paşa'yı Bolşevik zannetmesi değil, ideolojisi gereğince Emperyalistleri mağlup etmektir. 16 Mart 1921'de imzalanan Türk-Sovyet Dostluk ve Kardeşlik Anlaşması ve Lenin'in bu sözü dikkate alınırsa, zaten sözkonusu gülünç, bizim için kahkaha sebebi olan iddia kendini ortadan kaldıracaktır.
(M.M. Grubu ve Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Albay Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Sayfa 399)
Sosyal Fabrikacılık-Devlet Sosyalizmi

1935'te açılan Kayseri Bez Fabrikası, 1937'de kurulan Karabük Demir Çelik Fabrikası, 1937'de açılan Nazilli Basma Fabrikası, Türk-Sovyet işbirliğiyle ve Devlet Sosyalizmi politikasının uygulanmasını sağlamak amacıyla kurulan büyük fabrikalardandır. Bunlar haricinde, ismini sayamadığım onlarca fabrika, büyük üretim merkezleri, devlet eliyle açılan atölyeler mevcuttur. İsterseniz, Devlet Sosyalizmi politikası neticesinde açılan diğer fabrikalara buradan bakabilirsiniz. Özellikle Nazilli-Sümerbank Basma Fabrikası'nın altını çizmemin sebebi, SSCB'den sonra dünyada planlı ekonomiyi uygulayan ilk devletin, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve iktidarının devlet politikası olan Devlet Sosyalistliği neticesinde yürütülen sosyal fabrikacılık politikasının en büyük örneği olmasının yanında, SSCB ve Türkiye Cumhuriyeti'nden sonra kurulan diğer Sosyalist, Komünist, Marksist-Leninist devletlerin; somut örnek verilmesi gerekirse Komünist Venezuela'nın bu politikayı, sosyal fabrikacılığı bünyesinde barındırması ve ilhamı Türkiye Cumhuriyeti'nden almasıdır. Ayrıca buradan etraflıca bilgi edinebilirsiniz değerli dostlarım.
Nazilli-Sümerbank Basma Fabrikası, işçilere geniş haklar tanımakla birlikte; bünyesinde çalıştırdığı emekçilere tatlı bir rüyadan geri kalmayacak kadar geniş bir aktivite imkanı sunmaktaydı. Örneğin işçiler dans salonlarında dans edebilir, korolara katılabilir, sinema salonunda film izleyebilir, spor salonlarında spor yapabilir, hamamlarda yıkanabilir, resim salonlarında resim yapabilir, işçiler okuma ve yazma kurslarında öğrenim görebilir ve mesleki eğitim alabilir, fabrika hastanesi ve eczanesinden yararlanabilir, çocuklarını lojmandaki işçi çocukları için kurulan kreşe verebilir, fabrika lojmanında işçilere özel olarak belirlenen çok makul ücretlerle barınabilir, AR-GE'lerde ve atölyelerde çalışarak zanaat öğrenebilirlerdi. Ayrıca altı ayda bir fabrika tarafından halka ücretsiz basmalar dağıtılırdı. Fabrika, Sovyet dostlarımızın yardımıyla yürüttüğümüz Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın en önemli halkalarından biri haline gelmiştir. Mustafa Kemâl Atatürk'ün sözkonusu fabrikayı ziyaret ettiği vakit, üretim makinelerinin çalışmasıyla beraber etrafındaki kimselere söylediği bir sözle bitirmek istiyorum: ''İşte halka refah verecek sesler!''
Mustafa Kemâl Paşa ve Türkiye-Vladimir Lenin ve SSCB

Milli Mücadele esnasında, hemen her fırsatta bize yardımcı olan yegane büyük devlet, SSCB'ydi ve Moskova Hükümeti'nin kaydettiğine göre 39.325 tüfek, 327 hafif ve ağır makineli tüfek, 62.986.000 tüfek mermisi, 54 top, 147.079 top mermisi, 100 atımlık barut (top atışı), 4.000 el bombası ve 4.000 şarapnel mermisi, 20.000 gaz maskesi, 1.500 kılıç, 200.5 kilogram altın ve yıllık 10.000.000 altın ruble maddi desteklerinin yanısıra, Sovyetler bizi birçok defa dünya kamuoyunda desteklemiş, Emperyalist haydutlarla yalnız bırakmamışlardı. Yukarıda belirttiğim gibi, bu yardımlar Lenin'in Mustafa Kemâl Paşa'yı Bolşevik zannetmesinden değil, kendisinin dediği gibi Türklerin; Bolşevik rejimin başdüşmanı Emperyalist Batılılara karşı mücadele etmesinden, Mustafa Kemâl Paşa'nın Bolşevik olmamasına rağmen ilerici, sağlam bir teşkilatçı olmasından kaynaklanıyordu. Saydığım maddi yardımlar, Lenin ve Moskova tarafından, tamamen ücretsiz olarak sağlanmıştı. 16 Mart 1921'de imzalanan Türk-Sovyet Dostluk ve Kardeşlik Anlaşması'nın, bu yardımlara etkisini gözden kaçırmamak lazımdır elbette.
Mustafa Kemâl Paşa, yaşamı boyunca SSCB ile dostane ilişkiler kurmuş, Sovyet liderlerine birtakım mektuplar yazmış ve zaten Anti-Emperyalist Milli Mücadele'yi yakından takip eden SSCB'yi yanına almayı başarmıştır. Mustafa Kemâl Paşa'nın Sovyet liderlerine yazdığı mektuplarda ''yoldaş'' kelimesi eksik edilmemiştir. Kuvayi Milliye'nin yayın organı Hakimiyet-i Milliye'de Emperyalizm ve Kapitalizm'e karşı olduğunu açıkça belirtmiş, Emperyalist ve Kapitalist güçleri yermiştir. Elbette bazı kimseler, bunun gibi Emperyalist-Kapitalist karşıtı yazılarla Sovyetleri Kuvayi Milliye saflarına çekmek istediğini söyleyip bunun bir manevra olduğunu iddia edebilirler. Ancak bu kimselerin iddialarındaki çürüklük, Sovyetlerin her Allah'ın gününde Hakimiyet-i Milliye'yi kendi dillerine çevirdiklerini varsaysak dahi, gazetenin bütün sayılarını alıp okumadan Mustafa Kemâl Paşa'nın düşüncelerini göremeyecek, görseler dahi Emperyalist ve Kapitalist karşıtı yazılarla beraber Hakimiyet-i Milliye'nin aslî düşüncesini, Bolşeviklerin şiddetle karşı çıktığı Milliyetçilik fikriyle her satırda Kuvayi Milliye'ye bağlanmak yerine, aksi istikamette uzaklaşacak ve Milliyetçi bir hareketten taraf olmayacaklardır. Yani Mustafa Kemâl Paşa'nın bu yazıları yazmasının altında yatan sebep yalnızca siyasi bir manevradan ibaret olsaydı, yanına çekmek istediği Sovyetlerin en sert biçimde karşı çıktıkları, gazetenin hemen her satırındaki Ulusçuluk düşüncesine kesinlikle yer vermemesi, gazetede Ulusçulukla özdeşleşebilecek yazıları yasaklaması gerekirdi. Aksine, bu gazetede bulunan yazıların geneli Ulusçuluk üzerineydi, bu Ulusçuluk fikrinin yoğun biçimde vurgulandığı Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yazılan bir Anti-Emperyalist ve Anti-Kapitalist deneme, SSCB'yi etkilemekten çok Ulusçuluk vurgularından ötürü Bolşevikleri Milli Mücadele'den soğutacaktır. İddianın altının çürük olmasının sebebi budur. Aslında yazımda böyle aptalca iddialara yer vermemem gerekiyor.
1930'lardan itibaren planlı ekonomiye geçişimizle birlikte hazırlanan Beş Yıllık Kalkınma Planı isimli ekonomik rotamızla, bizzat Sovyetlerin sanayileşme modeli benimsenmiş, hatta plân Sovyet heyetlerince hazırlanarak uygulanmış, Sovyet heyetlerinin denetimi ve raporları süreçte önemli bir yer kaplamış, bununla beraber Moskova, ekonomik rotamızda bizi yalnız bırakmamış, ekonomik kalkınma planımız Sovyet devletinin maddi ve manevi destekleriyle hayata geçirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti; 1929-1939'lar dünyasında sanayi büyümesi %19 artarken, Beş Yıllık Kalkınma Planı ve Kemalist ideolog Mahmut Esat Bozkurt'un deyimiyle devletçiliğin bilimsel terimi Devlet Sosyalizmi'nin uygulanmasına ağırlık verilmesiyle tamı tamına %96'yı geçkin muazzam bir sanayi büyümesi elde etmiştir; Sovyetler Birliği'yle birlikte hızla, büyük bir ivmeyle sanayileşmiştir. Eğer isterseniz, buradaki bağlantıdan etraflıca bilgilenebilir, makaleyi okuyup tetkik edebilirsiniz. Ayrıca 1929 Dünya Ekonomik Burhanı'na rağmen ülkemizdeki gelişmeleri görmek için buraya bakabilir, bu meselede bilgi sahibi olabilirsiniz.
Kemâlist Türkiye'nin Toplumculuğu

Biliyorsunuz, Kemalist Devrim; her şeyden önce ümmet bilincindeki toplumu ulus ve millet bilincine; kul ve köle olarak yönetilen tebaada bulunan bireyleriyse eşit yurttaşlık seviyesine erdirmiştir. Kemâlist rejimin, Genç Cumhuriyet zamanında, eğitim alanında yaptığı üç adet büyük devrim vardır. Bunları, 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat, 1 Kasım 1928 Harf Devrimi ve köy enstitüleri olarak sıralayıp ifade edebiliriz. Elbette toplumsal alanda yapılan tüm devrimlerin ayrı ayrı yeri ve önemi vardır fakat özellikle, eğitim alanına yapılan üçüncü devrimin yeri, toplumsal yaşam bakımından ayrıdır ve fazlasıyla toplumcudur.
Okuma oranının %5'ten düşük, köylerde yaşayan insan nüfusununsa %80'den yüksek olduğu Türkiye'de halk, artık safsatacı şeyhlerin, şarlatan üfürükçülerin, halkı kafalayarak cebine para indiren hain hocaların gelir kaynağı olamazdı. Kemâlistler harekete geçti; 1935 yılında hazırlıkları başlayan, 1937'de denemelerine girişilen ve nihayet 1940'ta yasal statü kazanan köy enstitüleri Anadolu köylerine eğitim, medeniyet ve aydınlık götürdü. Kulluk ve kölelik anlayışı, yerini eşit vatandaşlığa; ümmet anlayışıysa yerini millet-ulus kavramına bıraktı. Köy enstitülerinde yetişen sanatçı, sağlıkçı, eğitimci ve aydın köylü sayısı, katlanarak arttı.
Köy enstitüleri, tamamen bize, Türkiye'ye özgüydü. Ayrıca, köy enstitülerinin eşitlikçi ortamıyla ilgili genel bir fikriniz olması için, tweet'e bakınız:
Köy Enstitüsü ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye özel yemek çıkmasına itiraz eden öğrenciler... pic.twitter.com/lD0yiMIKKW
— Savaş Dünyası Koleksiyon🎖 (@SDKoleksiyon) September 25, 2017
Sözkonusu kurumlarla ilgili ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca buradaki video tavsiyemdir.

Okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim dostlarım.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar