Bir dönemin en çok konuşulan aile dizilerindendi. Ben de arada açıp bakardım. Sizin de izleme imkanınız oldu mu, yoksa hiç ilginizi çekmedi mi? #diziler&filmler
Evet doğruya doğru. Ben de izlerdim ortaokul lise zamanlarında. O zamanlar basit bir aile sitcomu olarak izliyorduk. Dizinin önermesinin, mesajlarının ya da bilinçaltı ögelerin çok ayrımını yapabilecek yaşta değildik.
İnsanlar, günü geldiğinde çocukluk hayatında izlediği dizilerin ne kadar zararlı ve yanlış şeyler empoze ettiğini, o yaşlarda o dizilerle şekillendirilmiş bilincimizin bugün bize doğru kararlar alıp doğru tercihler yapmamızı engellediğini görebiliyoruz. Geçmişte severek izlediğimiz dizilerin, filmlerin aslında bize yaşamı ıskalattığını, o yaşlarda uğraşmamız gereken faydalı birçok işten bizi alıkoyduğunu görebiliyoruz.
Dizinin senaryosu ve karakterleri oldukça uç ya da aykırı kişilikler ve ekstrem olaylar üzerine. Kaba saba konuşmayı maskülenite sayan, bilgi ve teknolojinin uzağında kalmayı muhafazakarlık sanan bir baba figürü (Halûk), evinin içinde ve işyerinde adeta milf p. rnstar gibi gezmeyi çağdaşlık zanneden aptal bir anne figürü (Meltem), Kocasına zerre kadar saygı ve itibar göstermeyen bir kadın figürü (Gönül), korkudan karısının ağzının içine bakan, hanımcılık ile romantizmi birbirine karıştırmış, esasında karısından nefret eden ama korkusundan ötürü bunu kendinden bile gizleyen erkek figürü (Selami), mektebe okumak için değil sevgili bulup eve misafir etmek için gidip gelen çocuklar ( Havuç Emre, Feminist Duygu)
Bunlar asla ne o zamanın ne de bu dönemin Türk aile yapısı tanımlayan şeyler değil. Ben bu dizinin toplumu tamamen feminizm, toksik maskülenite ya da popüler kültür kölesi olmuş çocuklar yetiştirme temelinde 21. yüzyılın en büyük mühendisliği, projesi olarak görüyorum. Ne yazık ki başarılı da oldular.
Babasından kalma şirkette patron olup 7/24 kadın peşinde koşmaktan başka bir şey yapmayan, bütün gün sekreterini taciz eden, çapkınlıkla abazanlığı ayırt edememiş, hayata dair hiçbir amacı ve duruşu olmayan patron figürü (İsmail), sabahtan akşama kadar patronuyla dalga geçen çalışan figürü (Engin), karısını milletin evine temizliğe gönderip ondan aldığı parayla at yarışı oynayıp bir de delikanlı pozlarına bürünen ve ona yancılık eden gevşek erkek figürü ( Hüseyin, Şükrü), temizlikçilik yaptığı dedikodu ve laf taşımak dışında hiçbir fonksiyonu olmayan boşboğaz kadın figürü (Emine) müsteşar emeklisi olmuş ama yaşının adamı olamamış dede figürü (Kemal) kendi psikolojisi bozuk olduğu hâlde özel psikologluk yapan kadın figürü (İdil) Geriye dönüp bakıyorum da o dizide bize olumlu örnek teşkil edecek Selçuk Bey, 05 Müzeyyen ve Halukun babası. Onlara da dizide hatırı sayılır sürede yer verilmiyor. karakter.
Düşünüyorum da toplum bu aptal insanları izleye izleye onların rollerine büründü. Millet olarak aptallaştırıldık, hödükleştirildik, omurgasızlaştırıldık, köle ve cariye haline getirildik. Özsaygımızı, özdeğerimizi kaybettik. Giderek kendimize yabancılaştırıldık.
@blue-world Haklısın azizim. Güldürmesine güldürüyordu. Benim o dizideki rol modellerim Selçuk Bey ve Halukun babasıydı. İkisi de oldukça sorumluluk sahibi, ağırbaşlı, duruşu olan karakterlerdi.
Ahh geçmiş bölümlerdeki sahneler zihnime doldu... Ancak her şey zamanında güzeldi bence... Yıllar içinde yeniden çekilmesi ve tekrar yeni bölümlerle yayına girmesi o eski tadı bana göre yakalayamadı... İlk halleri, çocukların küçük olması, zamanın getirileri o tadı veriyordu... Güncel bölümlerde çocukların büyümüş olması Orçunla Mervenin küçük tartışmalarında eski oyuncuların yerini tutma çabası, havucun başka oyuncu tarafından canlandırılması...
Evet ya, Çocuklar Duymasın tam bir efsaneydi! O dönemde ailecek izlenen keyifli dizilerden biriydi. Haluk’un o meşhur “Taş fırın erkeği” replikleri ve Meltem’le olan tatlı çekişmeleri unutulmaz. Emine’nin “Hoooopp!” diye ortama girmesi de çok komikti. Şimdi açıp tekrar izlesem, o nostaljik havayı hemen hissederim. Sen de izliyordun belli ki, eski sahneleri hatırlamak güzel oluyor. 😊