
"Ruhların Kaçışı”nın kahramanı, gerçek dünyadan ruhların dünyasına kaçırılmıştır.
Anlatalım… Chihiro diğer âlemde önce yavaş yavaş yok olmaya başlar ve ancak bu âleme ait bir yiyeceği yedikten sonra düzelir. Bu olay eski bir Japon efsanesinden alınmıştır aslında. Şöyle ki… Tanrıça Izanami ölür, eşi Tanrı Izanagi’yse onu geri getirmek ister fakat Izanami artık öbür tarafın yiyeceğini yediği için gerçek dünyaya dönemeyecektir. (Izanami va Izanagi adındaki bu ilk tanrılar Japonya adalarını yaratmışlardır. İnanışa göre, gökyüzü ile yeryüzünün kaostan ayrışmasından sonra ortaya çıkan kardeş tanrıların sekizinci çiftidirler. Tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak ilk kara parçalarını yarattıklarına inanılır.)
Filmde Yubaba adlı kadının insanların ismini değiştirmesi ve böylelikle gerçekte kim olduklarını unutturması da mitoloji kökenli bir anlatıdır. Çünkü Japonların dini inancı Shinto’ya göre insanların sahip oldukları en önemli şeyl, isimleridir. 8 milyon tanrıya inanmaları da başta da söylediğimiz gibi ağaçların, ormanların, denizlerin; her şeyin ruhu olduğuna düşünmelerindendir. Mesela Miyazaki’nin filminde korkunç görünüşlü ve pis kokulu birini görenler önce onun Koku Tanrısı olduğunu sanır ama iyice yıkanıp temizlendikten sonra onun aslında insanlar tarafından kirletilmiş Irmak Tanrısı olduğu anlaşılır. Benzer bir olay da Chihiro’ya yardım eden Haku’nun da ismi ondan çalındığı için gerçekte kim olduğunu unuttuğunun ortaya çıkmasıdır. Finalde, Haku’nun beyaz ejderha görünümlü bir ırmak ruhu olduğu anlaşılır.
Önemli karakterlerden Suratsız’a gelince… Efsaneye göre yüzü, yani benliği olmadığı için bu varlığın başkalarıyla iletişim kurabilmesinin tek yolu, yuttuğu kişinin sesiyle konuşmasıdır. Oyuncuların sahneye maskeyle çıktığı Japon müzikal draması gelmektedir buradan gelmektedir.
Miyazaki, kadim Japon kültürünü filmlerinde kullanarak hem bu kültürün devamını ve yayılmasını sağlamış, hem de özgün bir dil yaratarak sinema dünyasında kendine farklı bir yer edinmiştir. Aynı durum bizim için de geçerlidir muhtemelen. Türk kültüründe geçmişten bugüne kalmış hikâyeler ve geleneklerimiz yok oldukça biz de yavaş yavaş kim olduğumuzu, kimliğimizi unutuyor ve bir bakıma yok oluyoruz. Varlığımızı muhafaza etmek istiyorsak, bizim de bizi biz yapan kendi kültürümüze ait unsurları günümüze taşımanın yolunu bulmamız şart. Tıpkı Miyazaki’nin yaptığı gibi…
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer