Issız Adam Film Yorumum!

Okuyacağınız bu yazı, size katkısı olsun veya olmasın son zamanlarda unutulmaya yüz tutmuş olan bir filmin yorumunu içermektedir. Yazdıklarım bir yerden alıntı olmayıp tamamen bana aittir.

NOT: Yazı spoiler içerebilir.

Film, Alper'in hazlarına olan düşkünlüğü ve dengesizliklerinin üstüne kurulmuş gibi olsa da, aslında olay çok farklı. Bu filmde herkesin ağlamasının asıl nedeni yarım kalmışlıklar. Yarım kalmış hikâyeler, yarım kalmış konuşmalar, yarım kalmış duygular, yarım kalmış olan ve aynı ritimle çarpan, diğer yarılarını arayan kalpler. Tabii ki yarım kalmışlıklar sebepsiz değil, sebebi korkak insanlar.

Issız Adam Film Yorumum!

Korkunun esiri olan, konfor alanlarından bile çıkamayan insanlar. Alışılmışın peşinden giden, hayat onu nereye savurursa o yöne giden insanlar. Dışarıdan belli olmayan ama içlerini kemiren ve onları tüketen endişeler. Endişelerine yenik düşmüş ama dünya zevklerinden de vazgeçemeyen insanlar. İşte, bunlar ''Issız'' insanlar. Aslında üçüncü gözle bakıldığında normal duran hayatlar. İşin içine girdiğinizde ise sizi karşılayan belirsizlik, korku ve monotonluk duygusu. Alper de bunlara sahipti. Yaşamını çok detaylı görmediğim için onun hakkında aşırı detaylı yorumlar yapmam doğru olmaz lakin bildiğim tek şey Ada'ya ulaşana kadar gerçek sevgiyi tatmamış biri olduğu. Korkularını ve telaşlarını ''Dünya hayatının zevkleriyle'' bastırabileceğine inanmış ama her defasında içinde yaşadığı durumu daha da büyüten bir insan.

Gerçek sevgiyi Ada'da tatmış fakat alışılmışın dışında olduğu için şaşırmış ve bilmediği bu duyguyu reddetmiş bir insan. Aynı vücudumuzun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi gibi aslında. Vücut, içine ne zaman tanımadığı, alışık olmadığı bir şey girse hep aynı tepkiyi verir. Önce alışılmış bir şey olup olmadığına bakar. Tanımadığını fark edince de zarar görmemek için savunmaya geçer. Vücuda giren o yabancı maddeyi yok eder. Ne zaman bu madde vücuda tekrar tekrar girmeye başlarsa o zaman buna alışır. Alper de aslında bu örnekteki vücuttu. Tanımadığı bir duygu evrenine giriş yapınca önce anlamaya çalıştı ne olduğunu. Anlayamayınca korktu, kendisine zarar gelmesinden çekindi. Ve o maddeyi yok etti. Adayı, sırf kendisi daha önce gerçek bir şeyler yaşamadığı için kendi içinde bitirdi. Fakat maalesef ilişkiler tam olarak bağışıklık sistemi gibi yürümüyor. Siz bir şeyi içinizde öldürdüğünüzde o şey tekrar sizin içinize girmek için çaba göstermiyor.

Verilen değer karşılıksız kaldığında, içinizde öldürdüğünüz o kişi sizin ona alışmanız için çabalamıyor artık. Ada da bunu yaptı. Alper'den bir kere gitti ve bir daha dönmedi. Onu, kendisine alıştırmaya çalışmadı. Alper, yaşadığı bu alışılmadık duyguyu başkalarında arasa da bulamadı. Ve hayat, Ada'yı her zaman Alper'in karşısına çıkardı. Bazen bir tokada, bazen yarısı yenmiş bir tepsi sarmada, bazense bayatlamış bir havuçlu kekte. Fakat Ada'nın kendisi gelmedi hiçbir zaman. Alper de hiçbir zaman dolduramadı içindeki o boşluğu. Bir gün hayat, onları yine bir araya getirdi. Yıllar sonra, iki insan birlikte. Ada evlenmiş, çocuğu olmuş* fakat Alper aynı. Bastırmaya çalıştığı duygularının yine yüzeye çıktığını fark etmiş. Sanki Ada'yı görünce yine içinde bir şeyler filizlenmiş. Ama o boşluk hiç dolmamış, o boşluk susuz kalmış bir toprakmış.

Güneş görmeyen, beslenemeyen bir toprak. O boşluğun etrafı çiçeklerle doluymuş ama Alper için önemli olan kalbinin ne kadar çiçekle dolu olduğu değil, o toprakta yeniden bir şeylerin yeşerip yeşermediğiymiş. Yılların ardından iki kalp yine buluşmuş. Yarım kalan konuşmalar, yarım kalan duygular, yarım kalan havuçlu kek tarifleri tamamlanmış. Fakat o boşluk hiç dolmamış...

* Bu kısımla ilgili ortaya atılan farklı teoriler olsa da filmde gösterilen halini yorumladım : )

Umarım bu yazı birilerine iyi gelir, okudukça kendisinden parçalar bulur ve yaptığı şeyleri düşünür. Arkadaşlar, eğer içinizdeki o boşluk dolsun istiyorsanız önce kendinizi siz sevin. O boşluğu sizden başkası doldurmayacak çünkü. Önce siz kendinize saygı duyun, önce siz sevilesi bir insan haline getirin kendinizi, sevginize inanın. Sonra diğer insanları alın hayatınıza. Siz, kendinizi tam olarak tanımadan ve kendinize inanmadan o boşluk asla dolmayacak. Bunu yaptıktan sonra da, hayatınızda size değer veren insanları tutun. Daha önce size hiç tatmadığınız; vücudunuzun, beyninizin, ruhunuzun tanımadığı hisler yaşatmış olabilirler.

Bu, sanılanın aksine kaçılacak bir şey değil. Bu, yeniliklere açık olduğunuz anlamına gelen ve kendi sınırlarınızı aşmanız gerektiğini gösteren bir işaret. Kendi dünyanız içinde sıkışıp kalmak yerine konfor alanınızdan çıkın, farklı şeyler deneyin, size farklı ve alışık olmadığınız hisler yaşatan insanlarla beraber olun. Alışık olmadığınız şeyler hissetmeniz, benliğinizi kaybetmenize yol açmaz aksine kendi sınırlarınızı aştığınızı gösterir, özellikle size bu duyguları yaşatan Ada gibi biriyse. Yani demek istediğim, bağlanmaktan korkmayın ve size gerçek şeyler hissettiren insanların kıymetini bilin. Kendinizin de.

Issız Adam Film Yorumum!
Cevapla