Herkese yeniden selamlar.. 'KizlarSoruyor'da yazmak sana ne kazandırdı..?' diye sorsalar sanırım ilk vereceğim cevap 'algılarım daha çok açıldı' olurdu.Çünkü bir süre sonra insan olaylara, insanlara başka şekilde bakıyor, okuduğu kitabı daha başka bir gözle okuyor, bir filmi farklı izliyor veya eski izlediği bir filmi şimdi seyrettiğinde bambaşka şeyler yakalıyor.. Kafasındaki 'bunu yazabilirim' düşüncesi onu başka bir boyuta taşıyor.. Ve bundan dolayı çok şanslı ve mutlu hissediyorum kendimi.. :)
İşte bu algıda seçicilik ile tesadüfen denk geldiğim ama vakti zamanında, taa lise yıllarımda izlediğim bir filmi yeniden izlemek istedim geçtiğimiz gün.. O dönem beni ne kadar çok etkilediğini ve okuldaki tüm arkadaşlarıma, hocalarıma bile konuyu anlatıp 'Sen olsan ne yapardın?' diye sorduğumu hatırladım.. O günlere gittim resmen ama ne gidiş.. Bu filmin veya filmin konusunun diyeyim yarattığı etkiyi çok başka şekilde tüm benliğimde yine yaşadım..
Sizlerle de bunu mutlaka paylaşmak istedim..

İşte;
Oynadığı unutulmaz 'Joker' rolü ile geçen yıl 'En İyi Erkek Oyuncu' Oscar ödülünü kazanan usta oyuncu Joaquin Phoenix'in gençlik dönemlerinden 'Adam olacak çocuk' dedirttiği, amma velakin en çokta enteresan konusuyla beyinlerde yer etmiş filmi 'Cennete Dönüş' e dair her şey..

"Onlar dünyadaki en iyi arkadaşlarımdı. En azından beş hafta için.. Tanışmamız bile tamamen şans eseriydi. Ben sahte uçuş mili kullanan Brooklyn'li bir serseriydim. Tony Croft mimarlık bölümünde okuyan altın çocuktu. Lewis McBride'la, şu uzun saçlı barışçıl, çevreci adamla tanışmıştık. Planımız paramız bitinceye kadar Malezya'da eğlenmekti. Orası rom, kız, ucuz ve kaliteli esrar cennetiydi.."
İşte bu sözlerle, filmdeki adıyla Sherif'in sözleriyle başlıyor film.. Bu arada bu yazımın kesinlikle bir film tanıtımı olmadığını belirtmek istiyorum.. Olay tamamen içerdiği konu ve bize kendimizi sorgulatmasıyla içimizde yarattığı fırtına..

Yeniden konuya gelecek olursam;
Şöyle düşünün.. Hani hepimizin olmuştur belki.. Tesadüfen tanıştığımız ama hayatımızda önemli yer tutan arkadaşlarımız vardır.. İşte tam da böyle üç arkadaş.. Bir tanesi kendi deyimiyle bir serseri, diğeri geleceği parlak bir mimarlık bölümü öğrencisi ve sonradan aralarına katılan muhteşem iyi kalpli, çevreci, hayvan hakları savunucusu bir genç adam.
Malezya'da tatil yapıyorlar. Günlerini gün ediyorlar.. En çılgın yaşları.. Neden Malezya sorusunun yanıtı ise Sherif karakterinin başta da dediği gibi 'Rom, kızlar ve kaliteli, ucuz esrar'

Tam da istedikleri gibi bir tatil geçiriyorlar ve 5 haftanın sonunda oradan ayrılma vakti geliyor.. Yalnız bir farkla..Çevreci ve hayvan hakları savunucusu, altın kalpli Lewis (Joaquin Phoenix) orada bir süre daha kalarak orangutanlarla ilgili bir çalışma yapmak istediğini söylüyor. Sıcak bir vedalaşma sonrası Tony ile Sherif evlerine, yani Brooklyn'e dönüyorlar..
Ve aradan 2 yıl geçiyor..

Tony okulunu dereceyle bitirip başarılı ve zengin bir mimar oluyor. Nişanlanıyor.. Sherif ise taksi şoförlüğü yapıyor ama hayatına yön verememiş, mutlu olmadığı şekilde yaşamaya devam ediyor.. Birbirleriyle de görüşmüyorlar bu arada.. Bir gün taksiye müşteri olarak bir kadın biniyor ve kendinin avukat olduğunu çok önemli bir konuyla ilgili konuşmaları gerektiğini söylüyor..
Zaten her şey bundan sonra başlıyor..

Avukat Beth Eastern konuyu tüm çıplaklığıyla anlatıyor ve 6 gün içinde Tony ve Sherif'i ikna edip Malezya'ya götürmeye uğraşıyor.
Ve gerçek hikaye başlıyor;
Siyasal İslam ile yönetilen Malezya'da uyuşturucu serbest ama belli bir miktardan sonra kullanıcı değil satıcı olarak kabul edilerek idam cezası verilen bir ülke.. İşte o dönem üç arkadaş eğlence olsun diye bisiklet kiralıyorlar ve şarkı söyleye söyleye bisiklete biniyorlar.. Birden önlerine çıkan kamyondan kurtulmak için yönünü çevirince devrilen bisikletle beraber toz duman içinde ama yine gülerek bu maceraya devam ediyorlar..
İşte bu bisiklet ise sonun başlangıcı oluyor.. Hiç kimse farkında olmadan..

İşte o bisiklet artık binilemez hale geldiği için yolda ite kaka götürmeye çalışıyorlar.. Çünkü her ne kadar depozito ödeseler de gelir kaynağı tek bu bisiklet olduğu için kiraladıkları kişiye teslim etmek istiyorlar.. Daha doğrusu altın kalpli Lewis bunu istiyor.. Sherif ise taşımanın mantıksız olduğunu söyleyip kırık bisikleti atıyor.. İki arkadaşı evlerine döndükten bir gün sonra bu bisikletin sahibi yanına polisleri de alarak gençlerin yaşadıkları ahşap eve gelince olanlar oluyor.. Birazı evde, bir miktarı da dışarıda çöp kutusunda bulduğu 104 gram esrar için dava açılıyor ve Lewis tutuklanıyor.. Oysaki bunu alan ve atan Lewis değil. Diğer iki arkadaşı Tony ve Sherif. Yani kendine ait olmayan bir suçun cezası için ceza evine giriyor..
Malezya'da yanında, evinde 100 gram esrar bulundurmak suç değil. Çünkü kullanıcı sayıyor.. Ama 100 gramın üzeri satıcılığa giriyor.. Tek ve kesin cezası var.. İDAM!

Lewis'in avukatı Malezya Adalet Bakanıyla görüşüp bir yol buluyor.. Daha doğrusu bir çözüm..
Çözüm şu;
Bu suçu ortak işledikleri için eğer diğer iki arkadaşı Tony ve Sherif Malezya'ya döner teslim olurlarsa her biri 3 er yıl, tek biri dönerse 6 şar yıl ceza evinde yatacaklar.. Aksi takdirde, arkadaşları dönmezse Lewis işlemediği bir suçtan idam edilecek..
İşte insanı vicdanen sorgulatan, 'Sen olsaydın ne yapardın?' sorusunu sorduran, insanın yüzüne sert bir tokat gibi çarpan gerçek..

Bir an gözlerinizi kapatın ve düşünün. İki yıl önce tesadüfen tanışıp Malezya'da 5 hafta çok çılgın bir tatil yaptığınız arkadaşınız sizin aldığınız ve içmeyip çöpe attığınız, bir kısmını evde bıraktığınız esrar yüzünden ölecek.. Sadece 8 gününüz var.. Biriniz taksi şoförlüğü yapıyor. Hayatını bambaşka şekilde kurmuş. Diğeriniz mimar olmuş, nişanlanmış ve evlilik hazırlığı yapıyor..

Ya, ülkeye turist çekmek için benzettikleri 'Cennete' yani Malezya'ya dönecek ve çok kötü şartlarda en az 3 yıl biri gelmezse 6 yıl hapis yatacaksınız. Aç, soğuk ve her türü işkenceye maruz kalarak üstelik.. Ya da kendi ışıltılı hayatınızda kalmaya devam edip hiç suçu olmayan çok iyi kalpli bir arkadaşınızın ölmesine sebep olacaksınız...
Off. Çok zor bir soru.. Hiç kolay değil. Hem de hiç değil..

Sherif karakterini canlandıran Vince Vaughn, Tony'yi canlandıran David Conrad, avukat Beth'i canlandıran Anne Heche, (Ki avukatla ilgili büyük bir şok yaşayacaksınız) Lewis'e hayat veren Joaquin Phoenix'in muhteşem oyunculuklarıyla akıldan kolay kolay çıkmayacak bir filmi yıllaaar sonra üstelik sabaha karşı telefonumdan yeniden izledim. Mutlaka sizinle paylaşmak istedim..
Bu film üstelik 1998 yılı yapımı..
Yine dedim ki içimden;
Ahh ah ne varsa 90 lar da var. O yıllarda yapılan filmlerin duygusu, kurgusu ve verdiği hissiyatı bile başkaymış. :)

Söyle düşünüyorsunuz değil mi? Arkadaşları Lewis'i kurtarmak için ne pahasına olursa olsun gelecekler.. Ya da gelmeyecekler.. Tam da öyle bitmiyor film.. Büyük şoka ve sürpriz finale hazır olun.

Son olarak şuraya bir fragman bırakayım..
Birde hemen hiç vakit kaybetmeden izlemek isteyenler için bizzat linki;
Sahi sen ne yapardın?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer