Hegel'in "kendinde varlık", "kendi için" varlık ve " hem kendinde hem kendi için varlık" kavramları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öznenin bölünmüşlüğü, ve sürekli olarak bebeklikte yaşayıp hatırlamadığımız ama belleğimizde kayıtlı olan o bütünlüğe ulaşma çabamız... Bana çok mantıklı geliyor. Bebekken dünya sadece "kendi"mizden ibaret oluyor. Dış dünya ile kendimiz arasında mesafe yok. Dolayısıyla bir "ben" kavramı da olmuyor. Yavaş yavaş gelişip nesneleri tanımaya başladığımız anda "kendimiz" ile aramıza mesafe giriyor ve artık kendinde varlık olmaktan çıkıyoruz. Bir nevi kendimizi olumsuzluyoruz ve içimizde bir öteki oluşturuyoruz. Bundan sonrası diyalektik bir ilişki olarak içimizdeki ben ve ötekinin bitmek bilmez mücadelesine dönüyor ve bir daha asla o bütünlüğü yani kendinde varlığın sahip olduğu bütünlüğü sağlayamıyoruz. Yalnız şöyle de bir çelişki var ki eğer kendi için varlık olmasa kendimizi bir özne olarak asla tanıyamazdık. Çünkü kendini tanımak, kendinden uzaklaşıp kendine bakmayı gerektiriyor. Bir nevi içimizde yarattığımız ve sürekli mücadele içinde olduğumuz ötekinin, yani bizi bölünmüşlüğün bunalımında kıvranmaya iten ötekinin de çok önemli bir işlevi var. Lacan da benzer şeyler söylüyor. "Ben bir ötekidir" diyor mesela. Lacan da bu üç döneme Gerçek, İmgesel ve Simgesel dönem diyor. Gerçek asla dil ile sembolize edilemediği için gerçek dönem bittiğinde yani bebeklikten çocukluğa geçerken kendiliğimiz ikiye bölünmüş oluyor ve hayatımızın sonuna kadar bu bölünmüşlüğün acısını çekiyoruz.
Hegel'in "kendinde varlık", "kendi için" varlık ve " hem kendinde hem kendi için varlık" kavramları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevapla