15 gü

Hayatta sizi sorguya çektiren , sözüyle büyüleyen, büyüğünüz oldu mu🫂?

Hayatta sizi sorguya çektiren , sözüyle büyüleyen, büyüğünüz oldu mu🫂?

Benliğin Sessiz Tahtı

Sabah ezanı, kasabanın eski taş camiinden ağır ağır yükselirken Yusuf çoktan uyanmıştı. Bu, yıllardır değişmeyen alışkanlığıydı. Pencereyi açtı. Serin rüzgâr yüzüne dokundu. Uzakta, dağların ardından doğmaya hazırlanan güneş, gökyüzüne ince bir kızıllık bırakıyordu. Sanki gece, ardında sessiz bir tövbe bırakıp çekiliyordu.

Abdestini aldı. Her uzvunu yıkarken suyun tenine değdiğini hissediyor, fakat gönlüne dokunup dokunmadığını hiç düşünmüyordu.

Namazını huşû içinde kıldığına inanıyordu.

Çünkü öyle olduğuna inanmak hoşuna gidiyordu.

Caminin avlusunda onu görenler tebessüm ederek selam verirdi.

"Allah kabul etsin Yusuf Efendi."

"Allah razı olsun."

"Ne güzel istikamet üzeresin."

Bu sözleri her duyduğunda mahcup görünmeye çalışırdı.

Fakat içinde, kimsenin fark etmediği küçük bir sevinç kıpırdanırdı.

O sevinç, görünmek istemeyen bir misafir gibiydi.

Sessizdi.

Fakat oradaydı.

Namazdan sonra birkaç kişi etrafını sardı.

İçlerinden biri, miras meselesini sordu.

Diğeri oğlunun evliliği hakkında fikrini almak istedi.

Bir başkası ise dükkânını satıp satmaması gerektiğini danışıyordu.

Yusuf, hepsini dikkatle dinledi.

Bildiklerini anlattı.

Bilmediği yerde susmayı da biliyordu.

Fakat insanların gözlerinde kendisine duyulan güveni gördükçe, içinde tarifi güç bir his büyüyordu.

Sanki söylediği her söz biraz daha ağırlık kazanıyor, her ağırlık da görünmeyen bir taht kuruyordu.

İnsan bazen tahtın üzerine oturduğunu fark etmez.

Çünkü taht, altından yapılmaz.

Bazen bir övgü olur.

Bazen bir dua.

Bazen de insanların gözlerinde büyüyen bir değer duygusu...

Ve insan, bunların hiçbirini istemediğini zannederken, hepsini sevmeye başlayabilir.

Yusuf bunu bilmiyordu.

Belki de bilmek istemiyordu.

Öğle vakti dükkânına geçti.

Eski kitaplar satan küçük bir dükkânı vardı.

Raflarda tefsirler, hadis kitapları, divanlar, tasavvuf klasikleri ve sararmış ciltler yan yana dururdu. İçeri giren herkes, önce eski kâğıdın kokusunu hissederdi.

Yusuf bu kokuyu severdi.

"Kitabın kokusu insana edep öğretir." derdi.

O gün yaşlı bir adam dükkâna girdi.

Üzerinde yılların rengini taşıyan yün bir cübbe vardı.

Elindeki baston, yürümek için değil, sanki uzun yolların şahidi olmak için tutuluyordu.

Raflara hiç bakmadı.

Doğruca Yusuf'un karşısına geçti.

"Evladım..."

"Siz bu dükkânın sahibi misiniz?"

"Elhamdülillah."

Yaşlı adam gülümsedi.

"Peki..."

"Bu kitapların hangisi seni okudu?"

Yusuf, ilk defa ne diyeceğini bilemedi.

Yaşlı adamın sesi yumuşaktı.

Fakat o yumuşaklığın içinde insanı susturan bir ağırlık vardı.

Yusuf cevap vermek istedi.

Kelime bulamadı.

Yaşlı adam, raflardan hiçbir kitap almadan kapıya yöneldi.

Tam çıkarken arkasını dönmeden konuştu.

"Kitabı çok olanın ilmi artmaz evlat."

"Kendini okuyabilenin hikmeti artar."

Kapı usulca kapandı.

Dükkân yine sessizdi.

Fakat o sessizlik artık eskisi gibi değildi.

Sanki içeride görünmeyen bir soru bırakılmıştı.

Yusuf uzun süre kapıya baktı.

Hayatında ilk defa biri ona bilmediği bir şey öğretmemişti.

Bildiğini sandığı şeyi sorgulatmıştı.

Akşam ezanı okunurken dükkânı kapattı.

Eve dönerken sokaklar her zamanki gibiydi.

Taşlar aynı taşlardı.

Evler aynı evlerdi.

Gökyüzü de değişmemişti.

Değişen yalnızca Yusuf'un içindeki sesti.

İlk defa kendisine şu soruyu sormuştu:

"Ben gerçekten Rabbimi mi arıyorum..."

"Yoksa insanların gözündeki Yusuf'u mu?"

O gece uzun süre uyuyamadı.

Çünkü bazı soruların cevabı hemen gelmez.

Önce insanın uykusunu alırlar.

Sonra huzurunu...

Güncellemeler
15 gü

En sonunda da benliğini.

"Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki Allah'ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir..."¹
Belki de insan, Rabbine kavuşmadan önce kendisinden ayrılmayı öğrenmeliydi.

________________________________________
Dipnot
¹ Kur'an-ı Kerim, Ankebût Suresi, 5. ayet.
Hayatta sizi sorguya çektiren , sözüyle büyüleyen, büyüğünüz oldu mu🫂?
Cevapla