Belden aşağı olan her muhabbetin sayfalarca konuşulmasına rağmen kültürel bakımdan açılan tartışma/paylaşma sorularının es geçilmesi. Mesela birisi şiir paylaşımında bulunalım der, 10 kişi cevap yazar en fazla, galiba hamileyim ya da ideal penis boyu kaç olmalı diye bir soru açar birisi 60 kişi cevap yazar.
Bir de "18 yaşındayım yaa ben büyüdüm" ayakları yapan ergen kardeşlerimizin kullandığı ya da daha doğru bir tabir ile kullanamadığı Türkçe'ye uyuzum ben. Nokta yok, virgül yok, Büyük harfle başlamak yok, düzenli akıcı bir anlatım yok, yeri geliyor sesli harfler bile yok. Ne var peki? Türkçe'de olmayan harfler var. Q var W var.
Bunlara uyuzum işte. Hiç birimiz kültür abidesi değiliz tamam ama soruyorsun herkes bilmem ne mühendisi, bilmem ne öğretmeni, bilmem ne öğrencisi. Ama iki kelimeyi bir araya getirecek mecalleri yok. Ondan acısı o kelimeleri bir araya getirse bile belirtebileceği bir fikri yok, çünkü bilgisi yok o konuda.
Beni sinirlendiren bu işte.10 Yorumla
En İyi Cevaplar
- Diğer konusunda 9,4b cevap paylaştı.
+1 yılsevgilimden ayrıldım napmalıyım
fotoğraftakilerden hangisi güzel
sizce zayıflamalımıyım ( popo ağırlıklı bir foto koyarlar )
saçlarım nasıl olmuş ( arkadan çekilmiş foto yine popo esastır )
bu çocuğu/kızı nasıl tavlarım
bla bla bla :D :D10 Yorumla
+1 yılProvakatif yaklaşımlı dini sorular.
Fotoğraflı ego tatminli sorular.
Aşk ve cinsellik konusu altında sorulan çoğu sorular.
"Bu sitenin adı kızlarsoruyorken neden erkekler de soruyor?" saçmalığı.
"Rus kızları, Kore erkekleri" sorularının vıcığının çıkması.
Daha neler neler..
Biz niye bu manyaklığın içerisinde hala barınıyoruz dersen, bir tarafımız ya manyak ya da manyaklar içerisinde pirinç ayıklar gibi akıllı ayıklamaya çalışıyoruz.
Sevgiler..2165 Yorumla- +1 yıl
Buradaki klişelere alışık bünyelere de biz fazla geliyoruz sanırım.
Buradan devam etmeye ne dersiniz. Hem yine sizin bir cevabızın altı. Hem de soru sahibinin hesabı aktif olmadığı için rahatsız etmey ya da uyarılma tedirginliği olmaz - +1 yıl
Tabi uygun görürseniz.
Ona göre orada ve burada cevabımı yazıcam - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Mavilerle dolu Günaydınlar diliyorum.
Gününüz hayr dolsun..
Bu saate kadar aktif olmayan hesap mı aradınız :)
Benim için elbette sorun değil, ben kaçak seyirci olmaya da başta razı olmuştum.
Sevgiler.. - +1 yıl
Teşekkür ederim.
Sizde ne güzel ve çok iyi dilekler var öyle.
Bilmukabele tuşumu hiç de burada aktive etmek istemiyorum ama
Dileğe misliyle mukabele edemedikten sonra olmaz ki.
Hadi şimdi buldum diyelim ya sonra?
O zaman bilmukabele diyorum.
Yok aktif olmayan hesap fikri 2dk sürmedi.
Yalnız benim ruh halim dalgalardan hallicedir.
Ne yöne giderse beni de sürükler.
O vakitte başka başka şeyler oldu yazdığım, size yazacaklarım da.
Gelen düşünceler de gelmeyenler de.
İşlerim de, istirahat de.
Bir dalga bitmeden diğerine, sonra da kıyınıza gelemedim.
Ayrıca gayet de güzel sahneniz olduğu gibi bana yer yer sufle de veriyorsunuz.
Bu bence rahatça görülebilir. Tevazu gösteriyorsunuz.
O zaman son cevaplanmamış yorumunuza cevabıma buradan devam ediyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
Ee o kadar "Sevgiler" diyorsunuz. Alışık olmalısınız elinizin yapış yapış olmasına.
Eli yapış yapış olmadan insan nasıl sever ki.
Şekere bulaşmadan nasıl ikram eder, yollar.
Hem ne olacak, kaldırın siz de ellerinizi gökteki maviye, o temizler.
Tıpkı pamuk şekerle eli yapış yapış olan çocuğun
Parmaklarını böyle ayıra ayıra annesine, temizleee diye uzatması gibi.
Elleriniz ıslak mendille pıt pıt pıt silinirmişcesine,
Kucaklanmayı bekler gibi uzatın.
Sonra da bulutlarla kurulandınız mı tamamdır işte, mis gibi.
**
(Şimdi sözlerinizden ilhamla yazdım bir şeyler amma, bazı kısımları edebiyattan
özellikle sakarlık kısmı. Yoksa pek sakar sayılmam.
Silmeye kıyamadım ama yeni bir sakarlık yapmaktan da korktum
O yüzden de baştan belirtmek istedim.
Yalnız anlarsınız ki konu Turgut olunca kalbe düşmemek de olmazdı herhalde) - +1 yıl
Ah Turgut ah.
Çağ açıp çağ kapatan Turgut
Bana şimdi orta çağı yaşatıyor yetersizliğimle.
Ve yetişemeyeceğim maviliğiyle geceyi tattırıyor.
Bulutlara sarılıp gözyaşlarımı silmez miyim ben şimdi.
Hadi biraz da siz ıslanın.
Ah Turgut ah.
Çağ açıp çağ kapatan Turgut
O bir 'yeni'
Bense yalnız bir 'garip'
O Turgut ki koldaki saattir.
Bense anca ısırılmıs koldaki saat izi.
Herkes Turkut'un saatini dinler.
Bana kimse saati bile sormaz.
Turgut'un saati hep 'o' geçer.
Bana ise daha saatler vardır.
Saat daha Turgut için çok erkendir,
Benim içinse belki de çok geç.
Turgut'un kırdığı tek şey benim kıskanç kalemimdir.
Benim camlarımsa hep kırıktır, saatiminki dahil.
O yüzden hep yanıltmaktan, kırmaktan korkarım.
Çünkü sakardır yüreğim, hep olmayacak kalbe düşer... - +1 yıl
Bak aklıma ne geldi: SÜreyya, gök demekmiş.
O zaman ben de Süre'y'ya gibi bakarım,
Kaybeden bir 'y'ıldız gibi de kayarım.
Hep Süreya gibi bakarım, Sezai'ye, Turgut'a.
Hep bir kaybetmiş, hep bir eksik.
Bana güller kokusuz
Bana saatler hep durgun.
SÜreya'nın mavisi oralarda biliyorum.
Turgut'u şimdi anlıyorum...
**
Kabul, siz ayakta durun, ben sahnede.
Bana domates de atsalar gül de.
Alkışlasalar da gülseler de
Onlar bana baksın, ben size
Hiçbiri sizi görmesin, incitmesin.
Ben domatesleri sizin için karşılar
Gülleri de sizin için toplarım.
Bu cümlelerimden sonra, tam da şu saatte
Tüm gülüşmeler bana alkışlar da size yakışır.
Sevgilerimle... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Şimdi biz neye benzedik tahmin etmişsinizdir.
Zillere basıp kaçan haylaz çocuklara..
Ya da kapı kapı dolaşıp şeker toplayan bayramlık çocuklara.
Bu hikayenin içinde herkes var o halde, lakin bir biz anlıyoruz verdiği keyifi, bir biz tadına varıyoruz bunun lezzetinin.
Kalabalık içerisinde konuşan kafa sesleri misali..
Aslında biz huzur evinde tanışan iki yaşlı kalemdaşlarız belki tabiri caizse ki ben bunu söylerken hicab duyarım çünkü kalemim benim toyların toyu, sizinkisi ise bir midilli güzelliğinde.
Ben yanlış anlaşılsın istemem, o soran arkadaşın dediği gibi elbette mesaj atabilirim bir problem teşkil etmiyor lakin hakkınız var ki bazı şeyler başladığı yerde güzel duruyor, dalından koparılmamış çiçek misali..
Bendeki tüm güzel dilekleri yolluyorum yeniden gönlümce.. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Süreya demişken, Turgut demişken..
Hepsine bin rahmet olsun.
Zuhal'i , Tomris' i kıskanmamak elde değil.
Sahi sevende miydi marifet yoksa sevilende mi.
Edebiyat kırık dökük dahi olsa edebiliğinden kaybetmedikçe ilk günkü gonca gibi..
Size atılan gülleri toplayacaksanız ülkedeki tüm saksıları satın almak gerekir.
Onlar gül atsın, biz toprak olalım.
Onlar domates atsın biz salkım olalım.
Kılıftan çok ne var ki gönül istedikten sonra..
Uslu değilim biraz sanki bugün, beklemeden kaleminizi hemen atlıyorum.
Çaylaklık bu olsa gerek!
Topladığınız güllerden bir demet sunuyorum kaleminize.. - +1 yıl
Bir biz anlıyoruz belki evet. "Bir biz"
hmm bir hoş geldi gözüme bu iki kelime şimdi sıralanınca
Zıt ama sır da orada sanırım. Aklıma geldi, eskiden yazmıştım.
"İki iken bir olamadıysan birden hiç olursun." ya da
"Bizi bizden gayrısı anlatsak da anlamaz."
Bir biz, biz biriz. Gerisi teferruat.
ya da tüm söylediklerim öyle, bilemedim.
Bugün ben biraz, ben olmayabilirim. Şimdiden affola.
Bayramda şeker toplayan çocuklar, ne güzel.
Böyle şiir bayramları da olsa ya.
Kapı kapı dolaşıp kalem zihnimize ilham tutuşturulsa.
Kalemler, kağıtlar biriktirsek.
Kalemi büyüklerin, ellerini öpüp şiirler hediye alsak.
Dört kişi bir aşka girip, platonik şiirler kurban etsek.
Bilemiyorum.
Mütevaziliğiniz pırlantadan bir nişan biliyorum ama olsun.
Siz yine de öyle yapmayın.
Yine beraber binsin kalemlerimiz, A4 boyutunda beyaz atlara.
Düşmemek için mücadele edelim cümlelerden.
Tutunalım yine sıkı sıkıya sayfa sonlarına. - +1 yıl
Yanlış değil, ben de dediğiniz gibi gibi düşünmüş sizi de öyle anlamıştım aslında.
Tabi çiçeğin doğasına yaptığım gözlemin de verdiği fikirler olmuştu onu anlamada.
Hem bir çiçeği sualsiz koparmak bana yakışmaz.
Çiçek neredeyse ben orada uçarım. Sorgulamam.
Yani farkedilmiştir ki ben şahsen iki gündür Süreya'yı, özellikle Turgut'u ve Sezai'yi fazlaca kıskandım.
Tabi bunlara muhatap olmak da güzeldir ama 'nasıl' dedim 'nasıl'
Nasıl bir insan kalemimin mürekkebini, sanki bir saçın beyazlaması gibi bir anda beyazlatabilir.
Yazmaz hale, yazsa da görünmez hale getirebilir.
Onlar yazarak daha da parlatırken bembeyaz kağıtları, ben sanki sadece kirletiyordum.
Utandım ve kıskandım.
Bence bazen sevende bazen de mesafelerde marifet.
Hani derler ya kavuşursan aşk olur, kavuşamazsan efsane.
Bana göre onun etkisi büyük birçok hikayede.
Çok azı aradığını bulduğu için yazabiliyor
Pek azı da aradığına, bulduğunu sandığına yazıyor bence.
* - +1 yıl
Yoksa niye aşk hikayelerinin çoğu sevdanın yamacında değil de.
Dağ başlarında, çöllerde geçsin.
Hep bir mutlu son isteriz ama bir son geldiğinde de eksik kalırız.
Bence bitmeyen hikayeler daha bir tamamdır.
Ama insan yine de dayanamaz tastamam ister.
Tastamam efsanelere.
Ne güzel söylüyorsunuz. Bize atılan güller.
Tamam olsun ama olur mu gerçekten.
Yoksa önceden de dediğim gibi;
Bize bizden gayrısı gül atmaz mı :)
Bilemiyorum, ben beklemeyi bırakın, sanamadım bile öylesini.
O yüzden dikeniyle, çiçeğiyle kendi bahçemde bir karış bahçe oldum.
Önemli olanın gülden çok güle toprak,
Domatesten çok salkım olabilmekte olduğunu anladım.
İşte de güzel otlarından ayırıyorsunuz zihnimin toprağını
Siz uslu değilseniz kendimi düşünemiyorum bile.
Ben resmen yokuş aşağı yuvarlandım gidiyorum.
Çaylaklık yine güzel de asıl sakarlık bu olsa gerek.
Siz de atlayıverin, ne varmış.
Ben de biraz kalkayım ayağa, siz de atlayın.
Beraber sek sek oynayalım. - +1 yıl
Rüyalarımdan bir saniye sunuyorum gecelerinize.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Usta kalem, acemi kalemi çok gözü kara buldu ve terbiye etmek için gitti geleceği meçhul zaman dilimlerine sanmıştım.
Bu karanlık gecede, Ay'ın yanına çok yakıştı kaleminiz. Değerini biliniz elinizdeki zenginliğin.
Bir biz anladıktan sonra duvarlar arkası rengarenk kalır tüm anlamsızlığıyla.
Bir biz anlar ve görürüz anlamsızlaştırdıkları gökkuşağını.
Renklerinden ustaca siz çalarsınız, bense elimdeki mavi ile kandırırım sizi.
Gökkuşağı sunan birine elimde kalan tek rengi sunma cömertliğinden mahrum kalmamalıyım.
Üstelik bunu seve seve yapabilecekken..
Siz yokuş aşağı düşün, ben yokuşun aşağısına kağıtlar sererim kelimeleriniz yere düşmesin.
Devrik cümleleri bile kökünden devirmeyi başardım, beceriksizliği ile övünen çaylak hırsız..
O benim!
Ne yapalım, pamuk şeker tadında geceler dileyelim o halde..
Turgutları kıskanmayan saatler diliyorum bir de.. - +1 yıl
Ben aslında buradaki ismimi Beyaz Atlı Kaplumbağa seçmeliymişim de işte...
Ben çözemedim buradaki ustalığı.
Kendimi, iki dakikada hazırladığı pratik, lezzetli, sıcacık poğaçalarına saldırdığım usta bir aşçının karşısında gibi hissediyorum.
Bana bir tane poğaça uzatıyorsunuz ve ben sıcağın verdiği panikle iki saat dolandırıyorum onu elimde acemice.
Poğaça gibi zıplıyor hafler ellerimde, oradan oraya nereye gideceğini, hangi satıra konacağını bilmeden.
Soğumasını bekliyorum da bekliyorum. Sonra uzun bir bekleyişten sonra onca emeğe karşılık bir ses duyuyorsunuz nihayet.
Sade bir "Elinize sağlık." Evet, Ne büyük ustalık değil mi
Bilmiyorum, şu an neyi bildiğimi bile bilemiyorum.
Elimdeki zenginlik dediğiniz şeyler bilakis fakirliğimin sızlanmaları.
Eliniz sağlammış ama sizin de.
Hem mavisiz bir gökkuşağına gökkuşağı denir mi
Tabi ki kanardım. - +1 yıl
Şayet,
"Maviyi rehin aldık, diğer renklere haber verirsen,
ya da 3 vakte kadar denizi ve gökyüzünü,
Gökkuşağının altında bize teslim etmezsen
Onu bir daha göremezsin" deseniz
Mecbur kabul ederdim.
Mavisiz gökyüzü ve deniz anlamsız olmaz mı zaten,
Vermeyip de ne yapayım.
ya da diğer renkler onu kurtarmak için ne yapabilir ki.
Anca kararır, sararır, kızarır ya da morarırlar.
Velhasıl teslim ediyorum tabi ki tüm renklerimi.
Ama siz yine de seve seve sunun tabi,
Renklerim sizindir zaten.
Çünkü birçoğu da sizden bulaşmıştır evvelden.
Kağıtlarınızı yerler kabul eder mi hiç. Bence kirletmekten haya eder.
Yokuşun sonunda siz varsanız kelimelerim de beni bırakır size koşarlar zaten.
Ne demek devirmek. Devirseniz bile
Benim diktatör kelimelerimi bir Cümle Baharı ile devirirdiniz.
Helal de olurdu.
Tüm baharlar sizin olsun en İstanbullusundan...
Sevgiler.. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Ben sırrını bilmediğim bir afiyet olsun ile tebessüm ederim size..
Kalbimde battaniye ile sarılı olan İstanbul sevdamı çıkarttınız kışın ortasında.
Oldu mu şimdi?
Hem de çok mavi oldu!
Siz işte o Haliç'teki balıkçısınız.
Her olta atışınızda nasıl da muazzam kelimeleri yakalıyorsunuz.
Bunu nasıl öğrendiniz sahi?
Balık tutmayı mı nasıl öğrendiniz diye sorsam, Haliç Köprüsünde nasıl böyle belirdiğinizi mi ufuktan.. Bilemedim.
Şimdi ben yakaladığınız kelimeler için kaç kere avuç açsam size?
Ben bıkmadan avuç açsam dahi sizin olta atmaktan vazgeçme ihtimalinizden endişe duyarım.
Amma endişe doluyum öyle değil mi?
Benim avuçlarımdaki endişeyi denize atmam gerek, ama denizi pisletmekten hicab duyarım.
Şimdi siz İstanbullu baharlar dilediniz ya, ben o çok sevdiğim kışı bir mevsim daha bekletebilirim.
İstanbul tadında günler sizin olsun.. - +1 yıl
Aslında ben İstanbul'a küsüm, ama sırf sizin sevdiğinizi bildiğim için ayrı oturmuyorum onunla.
Ahh İstanbul ah, adın bile üşümeme yetiyor; Yaz olsan ne fayda.
Ama işte insan kızsa bile, uzaktan uzağa da olsa hayran olmadan edemiyor.
Hele ki yanında sizin gibi bir mavilik varsa...
Onu siz daha güzel gösteriyorsunuz.
Yanınıza, üzerinize pek bir yakışıyor. Hele ki cümlelerinize...
Haliç çok güzel ve balıklar lezzetli ama ben biraz ince giyinmişim sanırım. Bilemiyorum ruhuma bir üşüme düşştü bu aralar.
Güzel dediniz. Balıkçıya benziyor olabilirim. Ama bazen kendimi fırtına ortasında Haliçte tek baışna kalmış bir balıkçı gibi hissediyorum.
Bana martılar bile uğramaz iken siz yalnız bırakmıyorsunuz ya. Ne diyeyim. Çok şanslıyım işte.
Ben asıl sizin elinizi boş, karnınızı aç bırakmaktan korkuyorum.
O kadar maharetli değilim çünkü.
Ben iki balık tutana kadar sizin beklerken üşümenizden korkuyorum.
Dediğiniz durumda bana kalırsa daha çok sizin kanaatkarlığınız etkili. - +1 yıl
Benim kalemim de melankoliden besleniyor biraz sanırım.
Ama işte tüm kışıma rağmen gitmiyorsunuz ya,
Ben de tüm fırtınalarımın arasında sırf sizin için ayakta kalmaya çalışıyorum.
Kışı seviyorsunuz, ne de güzel.
Ama onun yanında kaleminizden havama, suyuma, gönlümün toprağına düşen cümleleriniz de bana baharın müjdecisi bir cemre sanki.
Ah ne kadar da mavisiniz..
Ben Haliçte'ki nasıl mı belirdim? Kendiliğimden değil tabi ki.
İllaki nasip de var ucunda elbet ama ben asıl sizi takip ederek bu denize geldim.
Siz balıklara ne de güzel bakıyordunuz. Onları besliyordunuz kelimelerinizle.
Ben de yakından görün istedim benim balıklarımı.
İster sevin, ister yiyin, ister geri atın.
Ta yıllar önce Haliçte karşılaştığım bir manzara canlandı şimdi gözümde.
Küçük bir kız çocuğu bir balıkçının verdiği balığı eliyle "güzel balıkçık, cici balıkçık" diye sevip, okşuyordu.
O kadar hoş bir görüntüydü ki, anlatamam. Yoksa o güzel kız çocuğu siz miydiniz?
** - +1 yıl
Öyle ki hayranlıkla izlemekten fotoğraflamayı unutmuş anca sonundan bir kare yakalayabilmiştim. Atacaktım size de ama şimdi bulamadım.
Ya işte, Bu güzellik için şimdi balık tutulmaz mı? Ben de işte karşınızda hep ona uğraşıyorum canhıraş bir şekilde ve tabiki de zevkle.
Endişelerinizi ben alayım isterseniz.
Size ağırlık etmesin. Siz rahat olun. Ben seve seve taşırım.
Denize atmaya gerek yok. Bir poşet jeton gibi düşünün o endişeleri.
Yeri geldiğinde onlar yeni umutlara doğru kalkan bir vapura giriş bileti olur belki.
Ama her jeton da bir değil tabi. Bana dair olanlar zihninizde ne kadar daha tedavülde kalır bilemem.
İşte bu sefer de bunlar bana endişe olur.
Endişelerim çok mu diyordunuz?
Var mısınız onları yarıştırmaya?
Ben kaptana elimdeki bir çucal dolusu jetonumu verince o zaman görün siz.
Martılar bile yayan kalırlar endişelerimin ardında.
Ama işte o zaman da ayrı ayrı vapurlarda olmuş oluruz, bu sefer de o olmaz.
** - +1 yıl
Biz en iyisi bırakalım endişeleri. Verdikleri yüke değmez.
Bırakın biz koşalım martılara, kelimelerimizle besleyelim. Bakalım hangimizinkini ilk yakalayacaklar.
El sallayalım galataya, bir Hazerfan da cümlelerimiz olsun.
Hürmet edelim Süleymaniye'ye, kalemimizden bir damla dua dökülsün.
İmrenelim Kız Kulesine, bir Kız Kulesi de biz inşaa edelim kalemlerimizle.
Bugün şöyle güzel bir farsça söz duydum:
"Güzel bir yıl baharından belli olur" demişler.
Ben de şimdi bunun üzerine, kelimelerinizde esen bahar esintisinden, çiçeklerinizin renginden ve kokusundan sonra gelecek mevsimlerinizi ve renkleri düşünmeye koyuldum...
** - +1 yıl
Kışı da sevmenizi anlıyorum böylelikle.
Beyaz sayfalar düşüncelerinize bu kadar çok yakışırken, kar beyazı ilhamlar üzerinize nasıl olurdu tahmin bile edemiyorum.
Birkaç yerde farkettim, benim savrulacağım belki savuracağım fırtınalarda bile ne kadar da mavisiniz. Belki olursa da en fazla lacivert.
Havalar kapalı etraftaki insanlar fırtınalı iken, insan maviyi elbette sizde bulmalı.
Baktım şöyle bir eski cümlelerime, bir de şimdi bakıyorum.
Dikkatsiz, gözden kaçmış ve düşük cümlelerle doluyken şimdi bir de manen ve edeben eksik ve aksak olmaya başladı.
Tuttuğum ikicik balığı da geri kaçırıyorum resmen.
Neyse, Nasipten öteye İstanbul yok.
Eksik cümlelerimden, tastamam hikayelere selam olsun.
Size mavi mavi umutlar diliyorum.
İstanbullu umutlar
İstanbul gibi umutlar.
Yedi tepeli umutlar.
Taşı toprağı mavi.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Kelamınızı getiren güvercinler gülümsüyor her defasında bana.
Önce bekliyorum, fırtınada bir yere düştü diyorum, akbabalar yedi sanıyorum, lakin sonra kara bulutların arasından, kara bulutları maviliğiyle dağıta dağıta geliyor bir beyaz güvercin sizden..
Mutlu oluyorum.
Siz benim karnımı ve ellerimi dolduramamaktan endişe duymayın, balık olmadığı zaman Turgut'un, Cemal'in, Atilla'nın, Necip'in ve diğerlerinin balıklarından alırız bir lokma..
Ben açlığımı bastırırım sadece onlarla, anayemek sizden olunca, beklerim ben her rengin duraklarında.
Haliç'te üşümeyin!
Giyside yeşili severim, şiirde maviyi, duyguda ve samimiyette beyazı..
Size sizin de sevebileceğiniz yeşil bir kaban hediye ederim gönlümce.
Gönlümce diyorum çünkü benim gönlüm dikişi iyi bilir, yamayı iyi bilir.
Gönüller bazen iyi bir terzidir öyle değil mi?
Siz sırtınıza yeşil kabanı alın, kaleminize ise maviyi..
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Jetonlarımızı yarıştırmayalım, sizi yenmekten hicab duyarım.
Vapurları selamlayalım sizinle en mavisinden..
Kabul.
Vapur demişken..
Haliç'te yalnız kaldığınızı düşünmeyin, o köprüde olamasam da vapurun içinden el sallarım size.
Benim martılarım selamımı sizin güvercinlerinize ve balıklarınıza getirir.
Oltanızı süsler benim martılarım.
Köprünün ayağında sizi bekler.
Tıpkı gördüğünüz o kız çocuğu misali..
Endişeleri şöyle bir kenara koyuyorum o vakit.
Onlara sahip olmak isteyen nasiplensin artık.
Biz denize bakalım, maviye beyazla bakalım.
Yeşil bir kabandan göğe uzanan eller olsun.
Dualar işiteyim bahar dolusu..
Amin diyeyim.
Siz nokta dahi gönderseniz güvercinlerinizle, onlar bana gökkuşağı getirir.
Sevdiğim kış ile sizin baharınız masada karşılıklı çay içedursun, biz Haliç'te olta sallayalım.
Biz Kızkulesi'nde nidalar atalım maviliklere.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Biz Sultanahmet'te ezan işitip, güvercinlerinize yemler atalım.
Kağıt helva alalım mendil satan çocuklara.
Simit alalım benim martılarıma.
En mavisinden yol alalım o küs olduğunuz İstanbul'a.
Göreceksiniz Gülhane'de ceviz ağacını, duyacaksınız sırt çevirdiğiniz için ağlayan kubbeleri, yılların tarihini, saat saat kalkan vapurları, Karaköy Tünelini...
İşte tam da o saatlerde küslüğünüze küseceksiniz.
Biz göklere mavi balonlar uçuralım.
Ayasofya sağımızda dursun, biz pamuk şeker sunalım.
Çünkü ben pamuk şekerimi İstanbul'a vermeye razıyım, bir lokma dahi almadan..
O halde size bundan sonra en İstanbullusundan günler, maviler, renkler, şiirler diliyorum.
Sevgiler.. - +1 yıl
Size gelmek için yola çıkmadan evvel hazırlanıyor, çabalıyor. Boş gelmek ya da yarı yolda kalmak istemiyor.
Zihnimin fırtınaları arasından çıkmakta zorlanıyor bazen o güvercin evet.
Fırtınada bir gemi gibi yolunu kaybetse bile, bir fener gibi ışıyan cümleleriniz sayesinde sonunda sizi buluyor.
Atıştırmalık dediğiniz menüleri duyunca rejim tabağı gibi kaldım öyle burada kuru kuru.
Öldürmeyen açlık rejim yaptırır, diyeyim o zaman ben de.
Kelimelerinizi giydirmeyi ne de iyi biliyorsunuz hanımefendi.
Ne de uyumlular.
Bu maharetli kalemden aldığım hediyelere bir yenisi daha eklendi, ne de mutlu oldum.
Gönüller bazen kendi söküğünü dikerken bazen de başkalarına yama yaparken uzmanlaşır evet.
İğneniz hep böyle hayırla işlesin, Gönlünüze yama değmesin, gönlünüz hiç leke görmesin, rengi hiç solmasın inşallah. - +1 yıl
Beni yenmenizden zevk duyarım ve yarışmasak da o zevki yaşıyorum. Geride kalmanın böylesi ne de güzel...
Ben sizi, duygularınızın beyazını, sözlerinizin mavisini, emeğinizin yeşilini selamlıyorum buradan.
Eminim vapurlar da sizi selamlıyordur.
Martılar şu anda bir başkasıyla size selam yolluyordur,
Dalgalar size biraz daha ulaşmak için sahilleri dövüyordur.
Bir çocuğun göğe size ulaştırması için emanet ettiği mavi bir balon sizi arıyordur.
Tam bilmiyorum ama sahilde havalı tüfekle vurulmak için dizilmiş balonlar sırf sizin
Sahilde havalı tüfek önüne dizilmiş idamlık balonlar vardır bilir misiniz?
Hele Kız Kulesi aşığı balonlar ayrı bir güzeldir.
Aşklarının gözü önünde,
Dalgalar arasında tir tir titreyerek idam mangasının edeceği bir ateşi beklerler.
Ve kısa bir tatmin duygusu için renkler orada bir bir idam edilir.
Ama mavi balon diğerlerinden ayrıdır.
O gönüllü olarak orada hep sizi bekler.
Diğerlerinin aksine o ancak sizi görünce titrer...
**
* - +1 yıl
Sizi görse daha ateş edilmeden maviliğiniz karşısında utancından kendi kendine söner gider.
Göğün, denizin mavisinden utanmayan, kendisini altta hissetmeyen o mavi balon sizin karşınızda uçmayı bile reddeder.
Ve evet o yüzden orada sizi, sizin onu son bir mavi atışla şereflendirmenizi bekler, benim gibi.
Siz her kalem oynattığınızda da benim gönlümde mavi bir balon patlıyor.
Bir tane daha, sonra bir tane daha. Bitiyor, sonra yenisini diziyorum.
Atışlarınızın ustalığına hedef olmak ne de heyecanlı.
İçi barut yerine gül ile dolu bu mermileniz hiç tükenmesin.
Hazır, nişan al vee mavi.
Desenize o zaman ben de Leyla ile Mecnun'daki İsmail abinin her gördüğü gemiyi selamlaması gibi,
Ben de sürekli vapurları selamlicam. Böyle dikkatinizi çeksin diye üstüme giydiğim süslü, renkli kelimelerimle.
Yalnız ben kaleminizden çıkan martılarınızın güvercinlerimi ve balıklarımı yemesinden korkarım.
Bilirsiniz ki o martılar onlara başka başka selamlar getirir :)
**
* - +1 yıl
Neyse kelimelerim gibi onlar da alışırlar ve zamanla bundan zevk de duyarlar, eminim.
O zaman martılarınızı bekletmemek olmaz, olta takımları beni bekler.
Yeşil bir kabandan İstanbul'a barış dolu uzanan eller size de selam eder.
Cebinde size beyaz beyaz mektuplar biriktirir.
Yalnız,
İstanbulun iki yakasını birleştiren köprü gibi
Benim de iki yakamı bir araya getiren, sizin diktiğiniz bir düğme, daha fazla tutunamayıp intihar eder.
Sırf gönlünüz onu tamir etsin de o bahaneyle ona bir daha deysin diye.
Şimdi ben bu montu nasıl kıyıp da giyerim.
Güzel sözlerinizden İstanbul bile beni kıskanacak diye,
Kalkıp şimdi de o bana küsecek diye,
Yollarını benden esirgeyecek diye korkuyorum.
Çok ciddi söylüyorum,
Adını duyunca bile göz kapaklarımda gözlerimin mahkum düştüğü,
gönlümeki bir pranga olan İstanbul'u benden serbest bıraktınız.
Sizden İstanbul'u dinlemek çok güzel.
Şimdi de ben İstanbul'u kıskanıcam sanırım. - +1 yıl
Yok yok, bu sefer gerçekten diyecek söz bulamıyorum.
Bu sözlerinizi sakın sahilde filan İstanbul'a seslice söyleyeyim demeyin.
Büyük marmara depremini filan tetiklersiniz animallah. Allah korusun, İstanbulluları ve beni.
Yalnız dikkatimden kaçmadı da değil.
İstanbul deyince siz de satırlara sığamaz oldunuz.
Bu vesileyle en ucun cevabınıza ortak olmak da ayrı bir mutluluk.
Size en İstanbullusundan ezan sesleri, martılar, vapurlar ve pek tabi ki şiirler diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Balonları vurmasınlar, göğe uçursunlar.
Her uçuşta bin şiir, bin dua, bin şarkı okunsun..
İstanbul sizi kıskanmaz meraklanmayın, benim sevgili İstanbul'um sizi öyle benimser ki öyle barındırır ki içinde!
Yıllarca küs olduğunuz bir insana nasıl sarılır insan bilir misiniz?
İşte öyle sarmalar sizi bu İstanbul.
Yavrusunu kucaklayan bir anne gibi, askere giden yarini son kez sarar gibi, bir yaraya tampon tutar gibi..
Belki bakarsınız ben kıskançlık ederim sonra bencilce de elinizden çekiştirmeye başlarım İstanbul'u, bir çocuğun oyuncağını çekiştirmesi misali.
En uzun cevap dediniz.
Ben ne kadar yazsam da İstanbul hakkında, eksik bir şeyler, tamamlanmamış sözler bırakacağım biliyorum.
Sevgi kelimesi ne denli anlatılamaz yaşanırsa, İstanbul'u da öyle sayın..
Kaç şarkı paylaşsam sizinle, kaç şiir, kaç roman..
Hepsini toplasam, söylememiş cümleler bulacağım ve ben de kelimelere dökmekte zorlanacağım, biliyorum.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Ve ben öyle sizin gibi her konuda cafcaflı kelimelere sahip değilim.
Cafcaf derken yanlış anlaşılmasın, kırmızı bisikleti hayal eder ya bir çocuk hani..
İşte o güzellikte, o hayalde olan cafcaflı kırmızı bisiklet gibi.
Asya'nın Samet'i salladığı o cafcaflı renkteki salıncak gibi.
Anladınız öyle değil mi söylemek istediklerimi ve söyleyemediklerimi.
Sizin her konuda bir Leyla'nız var işte.
Benim Leyla'm da Mecnun'um da İstanbul..
Uzun satırlar sizin yakanızı çekiştirmesin istedim, zorla kravat giyip de toplantılara giden iş adamları gibi olmayın istedim.
O yüzden tuttum ben de mavinin en kısa ipinden.
Yoksa kelimeler biter mi hiç?
Sayfalar, defterler, kitaplar dolusu yazar kalemler.
Siz tuzlu çekirdek sonrası su içtiniz mi hiç kana kana?
İşte kalem de öyle kana kana yazar durur da nefes dahi almaz mola verip..
Kitap demişken bir yorumunuzda okudum ki böyle bir iş ile haşır neşirsiniz.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Ben tüm bencilliğimle o mavi balon için ağlayan çocuk misali isterim en sıkı okuyucunuz olmak.
Sizde müsade haklarımı bitirmemişsem pek tabii..
Güvercinleriniz savrulsun o halde fırtınada, onu beklerken ben de martılarımı terbiye ederim.
Oltanızdan balık, yüreğinizden sevgi, kaleminizden kelimeler hiç eksik olmasın.
Eksikliğini yaşamayın hiç mi hiç!
Ben artık dualarımda bir kurbağaya yer vereceğim bu yüzden.
O kurbağanın yeşilini kaybetmemesini ümit ediyor, mavi ve İstanbullu sabahlar diliyorum bugün.
Sevgiler.. - +1 yıl
Ben yazarken daha iyi görebilmek için ve daha az hata yapmak için not defterinde yazdıktan sonra buraya geçiriyorum.
Ona rağmen hatalar oluyor. Eskiz kısımları da göndermek ya da harf hataları gibi.
Allahtan ki benim yerime siz düzeltiyorsunuz onları. Kusura bakmayın. Evet orada "en uzun cevabınız" demeye çalıştım :)
İstanbul inşallah olursa bundan sonraki seferlerde dediğiniz gibi yapar.
Bana önceleri bir ilkokul öğretmeni gibi gelmişti.
Çok şey öğreten ama uzun ojeli tırnaklarını da öğrencinin kulağından ayırmayan.
Ama sizi duyunca belki değişmiştir.
Belki bana da bu sefer öyle sarılır.
Aşkından kaleme sarılan şair gibi.
Sınavdaki öğrencinin kaleme sarıldığı gibi.
Çocuğun annesinin hazırladığı reçelli ekmeğe sarıldığı gibi.
Anne kedinin yavrusuna sarıldığı gibi.
Askerin bayrağa sarıldığı gibi.
Fatih'in İstanbul'a sarıldığı gibi.
Müminin duaya sarıldığı gibi.
Yok abartmayayım, ben de olmayacak duaya sarılmayayım.
Ama hayali bile güzel. - +1 yıl
Çekiştirmek isterseniz hak veririm ama.
Bir çocuğun oyuncağının eşi bulunur ama İstanbul'un eşi bulunmaz, onu da bilirim.
Ama size ayıracak bir yeri vardır en güzelinden. Onu da bilirim.
Belki onca zaman beni ihmalinin sebebi sizdiniz.
Yani o konuda da hak veririm kendisine o ayrı.
Allah muhabbetinizi bozmasın, arttırsın.
Bazen böyle anlatamamak da güzeldir.
Anlatamamanın en güzeli böylesidir hatta.
Eh öyle öyle siz de sanki İstanbul olmuşsunuz, sizi kim anlatsın.
Sizi anlıyorum ama o kırmızı bisiklet de o güzel salıncak da bana göre fazla büyük.
Benim kelimelerim olsa olsa Sametin plastik kamyonu olur.
Bir gerçeği kadar değil ama işte, benim gibi bir çocuğu oyalayacak kadar iş görüyor.
Ama sizin kelimeleriniz öyle mi.
Sanki Cemşit'in evi gibi; Sıcak, samimi, güven veren.
Rengini sıcaklığından alan bir kırmızı, öyle suni boya değil.
Tüm o süslü laflara, göz kamaştırıcı kamyona, vaatlere tercih edilen bir yuva.
Hem benim her konuda bir Leyla'm olsa ne olacak.
*** - +1 yıl
Ben Mecnun değilim sonuçta. Ama olamayıp o rolü biçtikten sonra Mecnun da benim değil.
Ama siz ne de güzel yapmışsınız. Leyla'nız da Mecnun'unuz da İstanbul.
Eh o zaman ev de sizin, kamyon da sizin, Asya da sizin, Samet de sizin vs vs.
Ben ve benim gibiler işte öyle hakkını veremeyeceği rolleri çalınca, kelimelerine bol geliyor.
Manalar üstlerine oturmuyor. Oturmadığı gibi manadan, kelimeden de oluyor.
Bunlarla uğraşırken manzaranın büyüleyiciliği gözden kaçmış oluyor.
Ne mutlu tüm geçici, boş rollerden soyunabilenlere...
Kelimeleriniz sıkar mı hiç!
O manasız cümleler arasında soğukta üşüyen kelimelerime yeşil bir mont onlar.
Boğucu sıcaklarda cümlelerime ferahlatıcı mavi bir deniz onlar.
Yorgun, uykusuz satırlarımın üzerinde huzur bulduğu bembeyaz, yumuşak bir yastık onlar.
Kısa tutmayın mavinin ipini.
Bulutsuz gökyüzünde renkleriyle gökkuşağı gibi süzülen bir uçurtma gibidir sözleriniz.
Kısa tutmayın ipini, özgür bırakın onu.
**
* - +1 yıl
**
*
Yükselsin, yükselsin, rüzgarla dans etsin.
Biz heyecanlı çocuklar da o dansı seyredelim merakla, heyecanla, imrenerek.
Yani kitap olayı için tam olarak bir iş diyemem, o manada dememişimdir umarım, abartı olur.
Sonuca ulaşmış, basılmış bir olay değil. Ama haşır neşirlik, amaç, hazırlık, heves, hedef var.
Ne demek asıl ben size öyle bir sunum yapabilmekten sevinç duyarım,
İlk yaptığı yemeği tattıran acemi bir aşçının heyecanı ve korkusuyla.
Ve pek tabi, o lezzetli yemeklere alışmış damağınızı rahatsız etmekten de.
Yani bir de üstüne bir insan ömrünü bir kaplumbağa hızında yaşarken.
şuradaki iki satırda bile bunu gösterirken,
Bizlerin ömrü bunları yapmaya, sizlerin sabrı görmeye yeter mi hiç bilemiyorum.
Yani zaten ikisi hariç kalan ikisine aşinasınız; nickimden ve okudu iseniz ilk mektup yazımdan.
Allah izin verirse inşallah diyelim o zaman.
Ve aynı şekilde ben de sizden bu tarz beklentiler içerisindeyim. - +1 yıl
Siz martılarınızı, martılarınız da benim güvercinlerimi terbiye etse ne güzel olur.
Martı Jonathan gibi mana aleminde uçmayı öğretse.
Ben de hiç ummadığım bir anda Zamansızcasına ufkumda beliren,
Bu mavi balonlar, yeşil mont, güzel martılar, bir İstanbul güneşi
Ve saymaya kelimelerimin yetmeyeceği pek çok şey için size dua edeceğim inş.
Gönlünüzden İstanbul, sahillerinizden martılar, kanatlarınızdan rüzgar, ellerinizden kalem, dilinizden dua hiç eksik olmasın.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Bazen her şeyin ilk hali, saf hali güzeldir.
Not defterini boşverin siz, ben not edeyim onları, siz buraya yazın.
Gerisi benim olsun..
En uzun cevabınız dediniz derken, altta kuracağım cümleleri daha iyi anlamanız için o cümlenizi yineledim.
Bir hatayı düzeltmek için değil.
Ne haddime, ben hataları ile severim kalemleri.
Hele ki sizin kaleminiz başka..
Allahın bildiğini kuldan saklayacak değilim.
Siz haşır neşir oladurun, ben sabırla beklemedeyim.
Bana gelince, bende o işi yapacak ustalık yok ne yazık ki.
Samet'in kamyonu da salıncağı da hoştur, güzel nedir bilene.
Siz o küçük kamyona neler sığdırıyorsunuz farkında değilsiniz.
Bana göre, İstanbul'u bile kusursuzca sığdırmanızda zerre kusur yok.
Olanı değil, sizde olanı ve size görüneni en uygun biçimde sığdırdınız.
O kamyona deniz sığdırıyorsunuz, ve güneş ve ay..
Siz görüyor musunuz bilmiyorum lakin ben gönül gözümle de bu iki gözümle de görüyorum.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
O kırmızı kamyonda maviyi buldunuz ya, helal olsun!
Yüreğinizden geçenleri kaleme dökmeniz, bu beceri, bu kusursuz iş; benim için ustalıktır.
Tüm yazarlar odası sizi amatör göredursun, ben ustalık tahtına oturttum sizi zihnimde.
Boşuna demiyorum bencilim edebiyatta diye, kaleminizi şöyle çalsam fena olmazdı.
Tüm kağıtlar yırtıladursun, ben havaya da yazardım sizin kaleminizle.
Benim için öyle bir kaleme sahipsiniz işte.
Öyle ve böyle..
Siz anlayın konuştuklarımı ve sustuklarımı.
Yazdıklarımı ve sildiklerimi.
Gördüklerimi ve görmemezlikten geldiklerimi..
Bir biz anlıyorsak Güneş'in ısısını, havanın soğuyuşunu, renklerin içini, kalemin mürekkebini...
Bir biz sevelim balonları da.
Biri de anlatalım bizi de.
Siz konuşun ben susarım, kalemime nefes almasını fısıldarım.
İstanbul'u sevin siz, ojelerini ben siler ve size en saf haliyle sunarım.
Sunabilirsem ne ala tabi..
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Kızkulesinin üstünde dolaşan bir kuş misali izlerim sizin İstanbul'u sevişinizi.
Öyle mecnun olmanıza da gerek yok.
Celalettin Rumi gibi der ki bu İstanbul;
"Ne olursan ol gel."
Şimdi daha iyi anladık öyle değil mi.
Örümceğin kurduğu ağı bir de İstanbul gözünden seyredelim.
Tamam sustum.
İstanbul kokacak artık üstünüz başınız..
Samet diyorduk, işte o Samet'in finalde babasına koşuşu misali gidiyor gözlerim kaleminize.
Zihnimde kendi İstanbul'unuz var artık.
Buğulu bir camdan görüyorum.
Net değil lakin bunu da seviyorum.
Tüm sevgiler sizin de olsun, size de dolsun, sizle de olsun..
Mavi ve bir o kadar da İstanbul tadında güzellikler diliyorum tekrardan tekrardan.
Sevgiler.. - +1 yıl
Hem benim kalemim sizinki gibi kırlarda koşarcasına süzülmüyorki.
Benimki daha çok koltuk değnekleriyle yürümeye çalışıyor.
Bir adım atıp sonraki iki adımı düşünüyor ama onda da yine adımları takılıyor.
Tüm adımlarımla beraber hepsi sizin olsun ama en güzel haliyle olsun isterim yine de ben.
Sizin hatamı görmediğinizi biliyorum ama ben kendiminkileri görmezden gelemiyorum.
Hele siz görmezken benim daha da dikkatimi çekiyor.
Onları farkedince görmeniz lazım beni bir de; tek ayaktan altılısı yatan adam gibi bir halim oluyor.
Benim gözlerim ne kadar ustadır ustayı seçmede bilemem.
Ama yine bazen kaleminiz beni yerimden bir heyecanla doğrultabiliyorsa
bana göre harcanmaması gerekir o fikirlerin.
Başkalarına da bir heyecan, bir gönül hoşluğu, bir aydınlanma olsa ne güzel olur.
Hem benim kalemimin öyle bir misyonu filan da yok hani.
Özellikle kısa denemelerden ziyade hikayeler için geçerli bu.
**
* - +1 yıl
Kendi kendine bir heves, bir eğlence, belki de geriye bir iz bırakma çabası.
E izde de insanlık adına ulvi bir misyon olmayınca kitap olsa ne olmasa ne.
Eskilerin eşyalarına kıyamayıp sürekli çar çaput biriktirmesi gibi benimki de.
İşe yarar yaramaz biriktiriyorum. Benim ya da birilerinin bir işine yararsa da ne ala işte.
Sizin gözlerinizin keskinliği de bakışındaki yumuşaklık da mesafeleri aşıyor.
Bunu göz keskin bakmasa da bir gönül hissedebilir, 7.4 şiddetinde.
Bana da o umut veriyor zaten, o vesileyle ayakta kalabilen fikirler daha da bir umut veriyor.
Güven tazeliyor.
Gözlerinize sağlık...
Yazarlar odası koltuk kabarta dursun, ben sizde tahtı bulmuşum. Neyleyeyim gerisini.
Tahtınızda hoş, lütfunuz da hoş.
Edebi bencilliğinize sonuna kadar hak veriyorum ama arada kalemimi de kıskanmadan edemiyorum.
Ama siz yazın illaki,
Dil bir teferruat, kalem aracı, aslolan gönlün yazdıkları ya da yazamadıkları.
**
* - +1 yıl
Siz yazın yeter ki, kalem darbelerinizle gök bile dile gelir eminim.
Kucağınıza aldığınız bir kedi yavrusu konuşmayı söker, dil olur sizden aldığı hislerle.
Abartı değil bunlar, duymayı bilen için hepsi bir gerçek.
Tüm bunların yanında benim kalemim sizin elinizde olsun da nasıl sussun.
Tabi kağıda da yazar, göğe de.
Tıpkı sözlerinize karşılık hislerimle bilmukabele dediğim gibi gökte de bulutlardan bir 'bilmukabele' belirir.
Evet yine klavyemin "bilmukabele" tuşuna basma ihtiyacı doğdu bende.
Kaleminizi çalma isteği çoktandır bende de var ama sevenleri ayırmak da bana yakışmaz diyip düşüncesinden bile çekindim.
Yazılarınızı okudukça Beranger'in Montaigne için de dediği gibi bir hisse kapılıyorum; Amma da fikir çalmışsınız benden.
Ne işle meşgulsünüz bilmiyorum ama sizin için yazmaya alternatif mükemmel bir iş buldum ben.
Yeminli dil tercümanları gibi siz de gönül tercümanı olabilirsiniz, anlatılamayanları anlatır hiç de zorlanmazsınız. - +1 yıl
Yani bilmiyorum, anlıyorsam sizi ne ala.
Kalemimin tüm bu çabası bundandır belki.
Piyanonuzdan gelen müziği duyuyor, yanınızda size eşlik etmek, sizi tekrar etmek istiyor ama notalarınızı bilmiyor gibi.
Eşlik etme çabasıyla basıyor da basıyor tuşlara.
Eksik kalmasın diyor, ona da basıyor şuna da basıyor, çıkarıyor bir ses.
Ve siz anlattıklarımla ve anlatamadıklarımla, anladıklarımla ve anlamadıklarımla anlayışlı bir hoca gibi kabul ediyorsunuz seslerimi.
Başarımdan öte şansım da bu belki benim.
Sizin kaleminize fısıladığınız gibi ben de her seferinde parmaklarıma fısıldıyorum aslında
Çocuklar sakin olun, diyorum. Hepinize yetecek kadar şeker var.
Teker teker öpün klavyemin ellerini. Ama yok siz yorumun kapısını aralayınca bir üşüşüyorlar ki sormayın.
Durdurabilene aşk olsun. Ortalık dağılıyor ama siz yine aynı anlayışla karşılıyorsunuz onları.
**
* - +1 yıl
Başlarını okşuyor cesaretlendiriyorsunuz kızmadan, ben de onların adına kızarıp duruyorum karşınızda.
Eve gidince görürsünüz siz diyorum, bir dahakine söz diyorlar.
Sonra yine koşuşturmaya başlıyorlar şimdiki gibi, siz elinizdeki şeker kavanozunu uzatınca.
Ama çekicem kulağınızı bak diyorum, Gülmeye başlıyorlar, bir de dalga geçiyor keratalar,
Sen bizim değil anca biz senin kulağını çekeriz ki, diyorlar. Hayır kulağımı çekmelerini geçtim bir de hala bunları bana yazdırıyorlar:)
Ama ben size, kendimden çok güveniyorum.
Ben parmaklarımı terbiye edemesem de siz İstanbul'u terbiye edersiniz eminim.
Tüm ojelerinden, yapay renklerinden, keskin köşelerinden arındırabilirsiniz onu.
Anlatışınızlar hatalarını görmezden getirir ve hatta kulağıma yapışsa bile görmezden getirirsiniz.
**
* - +1 yıl
Hele öyle bir anlatıyorsunuz ki yıllar önce İstanbul için içimden geçen hisleri canlandırdınız
"Ahh İstanbul.. Herkes gitti, bir sen kaldın, ben sana kaldım, sende kaldım.." dediğim zamanları hatırlattınız bana.
Olsun siz anlatın ben dinlerim İstanbul'u. Kendi ağzından dinlemediğim kadar dinlerim hem de.
Ve kendim koklamadığım kadar sizden bana gelen İstanbul'u koklarım.
Hem bilirsiniz her kokunun etkisi her insanda aynı değildir. Tene değince kokunun tonu da kişiye has bir hal alır.
Şişedeki çiğliği tene deyince gider, aroması yerini bulur.
İstanbul'un kokusu da size yakışıyor bence. Gönlünüze değince kokusu da iyice oturmuş.
Ne sokaklarındaki çiğlik, ne de havasındaki ağırlık kalmış.
TÜm fazlalıkları uçmuş, geriye sadece özü kalmış.
Yani bende nasıl durur bilmem ama sizde koklaması gayet güzel.
O zaman ben İstanbul'u seyrederim siz ile beraber. çünkü İstanbul martılar olmadan dilsiz, eksik kalır.
Sonra hem sizi dinler bir yandan da ikinizi fotoğraflarım.
**
* - +1 yıl
Ben örümceğin kurduğu ağı İstanbul'un gözünden izlerken
Siz de kurbağanın kurduğu hayalleri bir de onun gözünden izleyin.
Sizinkiler kadar renkli olamayacakları bir gerçek olsa da:
https://i.hizliresim.com/ayDmM5.jpg
https://i.hizliresim.com/D8RpD3.jpg
Gerçi Samet sizin kaleminizden kopup koşmaya başladığı anda benim kalemim saygı duruşuna geçip izlemeliydi ama
Benim yaramazlar da Samet'i görünce arkadaş bulmuş gibi heyecanlandılar yine.
E öyle güzel izleniyorken nasıl heyecanlanmasın o kalemi tutan eller.
Maharet onları koşturtanda bence.
Sizinki gibi berrak olamasa da İstanbul'u izlemek için buğulu cam da fena değilmiş aslında.
Hiç yoktan iyidir.
Ben o buğuyu silemedim belki ama sözlerinizden sonra İstanbul'uma açan güneş o buğuyu süpürüverir de daha rahat izlersiniz umarım.
Samet'in koşuşu kadar samimi dualarım siz ve sevdiklerinizle.
Pencerenizden, size bakan İstanbul hiç eksik olmasın.
Gönül pencerenize buğu hiç değmesin.
Ve gökteki mavi balon kadar özgür fikirlerinizin devamını diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Şimdi ben ne desem o kadar eksik kalır ki.
Örgü yaparken bir ilmik kaçar ya hani, tüm ipi sökmeniz gerekir sanki de kıyamazsınız.
Bir değişik gelse de göze, sökemezsiniz işte.
Hatta belki o sizin en sevdiğiniz atkı oluverir.
Onu boynunuza sardığınızda, İstanbul'a sarılmış gibi olursunuz.
Utanmasanız onunla yatar onunla yıkanır ve hatta yaz mevsimi bile çıkarmak istemezsiniz onu.
Hiçbirini yapmasanız dahi, dolabın bir köşesinde yer ayırırsınız ona.
Kuytu köşelerde, herkesten bir elmas saklar gibi..
Ben ne desem eksik kalır işte.
Ne sizi anlatabildim size, ne İstanbul'u anlatabildim.
Bazı şeyler anlamsız güzeldir, o halde anlamsızlaştırdıklarımız çok daha güzel.
Nazım Hikmet'in şiirinde de belirttiği gibi; - +1 yıl
"en güzel deniz:
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk:
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür".
Nazım ne de güzel anlatmış anlamsızlığı öyle değil mi?
Öyle ya, öyle..
** - +1 yıl
O fotoğraf sanırsam sizin karenizden.
Eğer öyle ise ben mutluluğumu müsadenizle ikiyle çarpmak istiyorum.
Belki de "7, 2" şiddetinde..
Eve geçtiğim vakit ilk işim, yakaladığım kareler ile sizi rahatsız etmek olacak.
Bir zamanların amatör ve arzulu fotoğrafçısı iken şimdilerde sadece kalemi olan aciz bir kulum.
Herşey eskide ve herşey eskidi.
Sezen Aksu'nun da dediği gibi;
"Eskidendi, çok eskiden.."
Bu mektubum biraz çorba oldu en sevdiğimden.
Halbuki ben çiçek olmasını istemiştim, en sevdiğimden.
Sizin kaleminizin kokusunun neye benzediğini bilir misiniz?
İşte o bir çiçek ve çiçek kalacak, en sevdiğimden.
Allah biliyor ya yüreğime aktı mürekkebiniz.
Ve bir çocuk uyandı sanki eskilerden, çok eskilerden.
Bir çiçeği dalından koparmadan eğildi, kokladı ve sevdi..
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Fotoğrafları görünce heyecandan kullanıcı adınızı yazmayı dahi unutmuşum.
Düşünün artık..
Kurbağasız eksik kalmış o sayfa.
Yarım kalmış.
Şimdi hava biraz esiyor burada.
Zihnimde size bir çay ikram ediyorum.
Yanına da bir Aşık Veysel..
Yıldızların aydınlattığı bu geceyi, ve hüznün arttığı bu saatleri, sardınız en renkli yara bandınız ile.
Teşekkür ediyorum.
Ve siz,
benim için bugün fazladan bir kelime yazın.
Benim için bugün fazladan bir çay için.
Benim için bugün fazladan bir çocuk sevin.
Benim için bugün fazladan bir müzik dinleyin.
Benim için bugün fazladan bir dua edin.
Bencil insanlardan nefret edip de size tüm bencilliğiyle yazan bu çaylağı bağışlayın.
Çaylağı değil, kalemi..
Eğer güzel bir günüm olduysa, size o güzellikte günler diliyorum.
Mavi ve sonsuz..
Sevgiler.. - +1 yıl
Ben huzuru hep hayatın anlamında aradım.
Hayat amaçken gitgide anlam amaç oldu.
Amaca giden yol da hep cümlelerden geçti.
Az okudum uz okudum, dere tepe düz okudum.
Yollar bitti cümleler bitmedi.
E yolunun da en az onun kadar güzel olması gerekiyordu hani, dedim.
Cümlelerin sonunu ararken daha huzuru bulmadan kendimi huzurun sonunda buldum.
Belki de hep ters gittiğimden, ben daha ararken yoruldum.
Ama başı sonu farketmez, öyle ya, bir yerinden ben de artık huzura dokundum.
Tüm anlamların içinde huzuru anlamlandıramadıklarımda buldum.
Ve yola tekrar oradan başladım; Huzurun sonundan başına döndüm.
Bu sefer anlamsız, aracısız, yalnız ve yalnız huzura koyuldum.
Az döndüm, uz döndüm. Mevlana gibi kendime, oradan da hakka döndüm.
Ben huzuru giderken değil dönerken buldum.
O yüzden haklısınız, anlamlandıramadıklarımız çok daha güzel.
Hele ki anlam yolunda akıl kaybolmuş, yol sadece kalbin pusulasına kalmış ise. - +1 yıl
Pamuk şekerci fotoğrafı gibi bunlar da aynı şekilde.
Hediye oldumu (artık sayılırsa), imkan var ise kendimden olsun isterim.
Benim mutluğuma bir artçı da sizden olsun o zaman.
Yazılarınızdan sonra yakaladığınız karelere yakalanmak da güzel olur, sevinirim.
Denklanşörden kaleme geçişimiz de benzer olmuş desenize.
Ben de eskiden çokça çekerdim.
Gerçi tam başlamış sayılmasam da bir geri dönme isteği hala var.
"Hayat, anlam yüklediğimiz renkli kelimelerden,
Fotoğraf, kelimelerimizi yansıtan anlamlı renklerden oluşur..." demiştim bir zaman.
O yüzden yazının da fotoğrafın da yeri ayrıdır bende.
Hevesler eskise, fotoğraf kareleri bile eskise de hatıralar eskimiyor ama.
En güzeli de o. Bazen unutulabiliyor tamam ama hatırlandığı müddetçe hiç solgun kalmıyor.
Ya var ya da yok, net.
O yüzden ben fotoğraflar üzerinden biraz İstanbula, biraz insanlara en çok da hatıralara tutunmayı seviyorum. - +1 yıl
Mektubunuz çorba olsun ne var. Severmisiniz bilmem ama hem de tarhana gibi olsun.
Karman çorman, bir ondan bir bundan. Hepsi de ama en sağlıklı, en doyurucusundan.
Bize de afiyetle okuyup satır sonlarına da banmak düşer.
Çiçeğin de çorbanın da yeri ayrı, hepsi de makbul.
Sizde uyanan çocuğun çiçeği koparmadan sevip koklaması da bende tam tersi bir çocuğu hatırlattı.
Sizin şairane anlatımınıza ve uyuma çok tezat bir çocuğu.
Anneler gününde parkta dolaşırken bir çiçek gören,
Sonra o çiçeği annesine götürmek için koparmaya çalışan.
Çiçek soğanlı çıkınca iki saat orda debelenen.
Gidip annesine kapı önünde o çiçeği hediye edip sonra tekrar oyununda dönen,
Eve geri döndüğünde annesi için kopardığı o çiçeği çöpün kenarında bulan çocuğu hatırlattı.
Annesine hediye diye kopardığı çiçeği zehir çıkan çocuğu..
Sevmesini de koklamasını da bilmeyen çocuğu.
Umarım o çocuk da sizin için gönlünden kopardığı cümleleriyle size zehir olmaz.
**
* - +1 yıl
İçinizde uyanan çocuk uyku vakti gelmeden, neşesi kaçıp uyusun istemem.
Hele hele kırk yılda bir sakarlıkla da olsa doğru bir uyanışa vesile olmuşken.
Sizin kaleminizin değdiği bir sayfada kurbağanın eksikliği aranmaz.
Kurbağa her türlü yazılarınızı bulur. Bir zıplar, iki zıplar, olmadı üçüncüsünde yazılarınıza düşer.
Yani şimdi buraya inanılmaz saçma olacak ama bazen ben böyle saçmalamalardan kendimi alamam.
Aşık veysel deyince ben başımı onun sazına vurur kendimden geçerim, şimdi olduğu gibi:
Cümle verdi hayal verdi dert verdi
Mana verdi şifa verdi dost verdi
Kalem ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim beyaz yapraktır :)
Ortamı soğutan cümlelerimle çayınıza daha da ihtiyacınız olacak eminim. Çayınızı hazır etmekle iyi etmişsiniz.
Ben de nasiplendim sayenizde. İçmiş kadar oldum. Elinize sağlık. Şimdi ardınıza bakmadan kaçabilirsiniz :)
Ama siz hüzün deyince bir ihtimal, ufak da olsa bir ihtimal gülümseme ihtimalinizden dolayı yaptım o uyarlamayı.
**
* - +1 yıl
Aşık Veysel yerinde ters dönmemiş olsa bari.
Umarım yara bandım sululukla yerinden kalkmamıştır.
İşte siz " benim için fazladan bir kelime yazın" demeyecektiniz asıl.
Asıl siz, bencillere karşı tüm nefretinize rağmen bu bencile bir istisna gösterip bağışlayın.
Ama kaleminize darağacı kurarsanız da boynum defterimin yaprağından incedir karşınızda.
Diğer saydıklarınıza da bilmukabele diyelim inş. Özellikle dua için.
Size kararmayan geceler diliyorum. Gecelerin en aydınlığını.
Nasıl olursa ama bir şekilde...
Çünkü geceleriniz bile mavi olsun istiyorum.
Sevgiler. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Normalde her yazdığınızı gülümseyerek okurum.
Amma hüzünlü amma kelebek misali uçarcasına.
Lakin bu gece, biraz önceki yazdıklarınız arasında sesli güldüğüm noktalar oldu. :)
Allah da sizi güldürsün; sevdikleriniz, sevecekleriniz ve kaleminiz ile..
Gecelerim mavi olacaksa, bir tutamı da sizin olsun diliyorum.
Ben de fotoğraf ve ardından kalem cümlesini görünce ortak noktamıza bir doğrulama işareti koydum.
Aynı hevesle başlamayı düşünüyordum ve bunu sistemli bir şeylere dökecektim taslağı da hazır kendi de, fakat hayatın normal karşıladığı şeyler vuku buldu.
Şimdi buradayım.
25 günlük bir serüvende karşıma çıktınız.
Ve bunun için önce Allaha sonra size şükranlarımı bir borç bilirim.
Hediye demişken, aklımda size sunabileceğim bir hediye mevcut fakat siz hediye görür müsünüz bilmem, ben ne denli yapabilirim onu hiç bilemem.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Bunu şu an düşünmek istemiyorum lakin ola ki bir gün kalemimin mürekkebi biterse, belki o zaman..
Herneyse.
Tarhanayı sevdiğimi söyleyemem lakin sizin ve kaleminizin hatrına tabağınıza eşlik edebilirim sanıyorum.
Huzura kavuşmuş olmanıza canı gönülden sevindim.
Ve bir elhamdulillah çektim sizin için..
Bu arada bakın sizin yaramaz çocuklar gönlümü ve kağıtlarımı fethetti yine.
Bundan zerre şikayetçi değilim elbette.
Sizin mektuplarınızı "İncesaz-Adem ile Havva" eşliğinde okuyor ve cevaplıyorum.
Kimi zaman da "Sezen Aksu-Kurşuni renkler"..
Bu gece de müzik paylaşmış olayım sizinle müsadenizle.
Müsadeleriniz bitmezse yandınız!
Benim yaramaz çocukların tepenize çıkmasından endişe duyuyorum.
Pardon, endişelerimi size emanet etmiştim ben.
Kabul..
Çuval dolusu jetonları deniz kabul etti mi peki o günden sonra?
Pek sanmam.
Aydın geceleriniz olsun ve bu aydınlık kağıtlarımızda, kabirlerimizde de olsun.
Maviler ve..
Sevgiler.. - +1 yıl
Amin, cümlemizi. Ben de sevindim o zaman Aşık Veysel'in sazı gibi.
Veysel dokundukça coşan saz gibi çoştum siz harflere dokundukça.
Taslağı hazır olan sistemli düşünceniz fotoğrafla ilgili sanırım. Çünkü konu yazı ile ilgiliyken buna değinmemiştiniz.
Benim fotoğraf konusu taslaktan ufak da olsa icraata da geçmişti ama hayatın kendince komik bulduğu şakalardan bazıları bana da dokundu.
O 25 günün anlamını, amacını bilemem, ancak tahmin edebilirim ama Allah hayreyler inşallah.
Başı da sonundaki hayra yetişir umarım.
Bana tek borcunuz benden aldığınız, karşınızda yazmaz kıldığınız kalemimdir. Ama giden de geri gelmez artık. Gittiği yerde hayır bulsun.
Allah'a şükrümüz ise daimi.
Ben sizden nice hediyeler aldım daha onları görmeden.
Mesela yeşil montumu, cebindeki mektuba kadar gördüm.
Siz uygun ve layık görürseniz, onu da sizin uygun gördüğünüz şekilde görür, kabul ederim, seve seve.
Ama yine de sizi zahmete sokmaktan çekinirim. - +1 yıl
Hmm, kaleminizin mürekkebi biterse olabilecek bir şey.
Kaleminizin mürekkebi bitecek ama sonunda hediye olacak.
Öyle bir durumda hangi şey hediye olabilir ki, bilemedim
Anlayamadım ama siz nasıl uygun görürseniz tabi.
Tarhanadan başka uygun bir örnek bulamadım orda, kusura bakmayın. Çok da şairene olmadı.
En azından diğer yazıklarımın yanında o kadar da sırıtmadı, olsun, napalım.
Huzur gelir gider bende. Lunaparktaki bir gondol gibi.
Ben de o gondolun ucundaki çocuk olurum.
Bir korkar, üzülür, bir sevinir, huzur bulurum.
Huzurum da kalemim gibi yerinde duramaz.
Ama şu an için elhamdülillah tabi.
Ne tevafuk. ben de "İnce Saz- Adem ile Havva" yı kaç gündür döndür döndür dinliyorum.
Ama sizden kopya çekmiştim onu da aslında. Bir yerde öneriniz olarak görmüştüm, almıştım.
"Kurşuni Renkleri" de alıp kabul ediyorum. Teşekkür ederim. Dinleyeyim.
Müsadelerim biteceğe benzemez. Olsun, yanmanın böylesi pek de güzeldir. - +1 yıl
Sizin yaramaz çocuklar çıksınlar tepeme mühim değil. Ben onları kalemime bindirir gezdiririm.
Elma şekerinden dizeler ikram ederim.
Çuval dolusu jetonlarınızıda alır onları lunaparka götürürüm.
Her bir endişenizi yeni bir heyecanda harcar günümüzü gün ederiz.
Endişelerinizle çarpışan otolara biner, muhabbeti çarpıştırırız.
Aydınlık gecenizde, şu aydınlık kağıdınızda her biri birer yıldız olan harfleriniz hiç sönmesin.
Her biri bir dua olsun gönlünüzü, göğünüzü, amelinizi, kabrinizi aydınlatan.
Ben okudum, kabul etsin, Allah da duysun kabul etsin inş.
Dua ile..
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Lunapark mı dediniz siz!
Çarpışan oto mu!
Gözlerim bu kadar büyüdü mü daha önce acaba?
Jetonları boşverin ben de geliyorum.
Oltayı unutmayın ki arada lazım olur.
Korkacağım şeylere binmem ama!
Lakin bana kaleminizi ödünç verirseniz binerim, korktuğum anlarda sıkı sıkı tutarım onu.
Belki korkmam o zaman.
Ve siz bayım, elma şekerini yemesek de alın siz bize.
Babaannemden kalma radyomun yanına koyacağım.
Zeki Müren çalarken kasette, elma şekeri orda dururken, ben sizi anacağım.
Bana böyle dünyaları sunarsanız, paçanızdan çekiştirir dururum her daim..
Evet haklıydınız, fotoğraf ile ilgili kapsamlı bir şeylerdi fakat durdu şimdilik.
Hediyeye gelirsek, düşüneceğim bir şeyler ben işte.
Ama biliyorum ki o mürekkep bittikçe ben alabildiğine su dolduracağım.
Biraz da çalkalasam..
Alın size mürekkebin yan sanayisi!
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Razı olmazmıyız ki buna?
Gönülde yamalar varken, yamalı bir mürekkep çok mu göze ve kalbe batar?
Bilemiyorum.
Tam da şu an bilmek istemiyorum o durumu.
Başınızın tepesi, çayır çimen olur çiçeklerime.
Öyle çiçekler dediğime bakmayın siz.
Ben elimden gelse her yere papatya dikerim.
Biraz da kokusu itibari ile erguvan..
Erguvanı mezar başımda da isterim.
Ben bu gece müsadenizi jeton gibi harcayarak bencilliklerimle yordum sizi.
Siz iyisi mi kalemin kapağını kapatıp, üzerinize bir yorgan çekin.
Son olarak, bu gece fazladan bir uyku da çekin benim için.
Madem ki dinliyordunuz tevafuğumuzu günlerdir, o halde yine İncesaz'ın bir de "Derya" şarkısını öneririm son olarak.
Gözlerinize mavi bir uyku, yüreğinize renk cümbüşü dilerim..
Ve bir de kaleminize bol bol kelimeler..
Hayırlı geceler.
Sevgiler.. - +1 yıl
Tamam oltayı da alırım.
Ama korkacak bir şey olacağını sanmıyorum.
Mesela bir balerin size ne yapabilir ki.
Sizin cümleleriniz zaten dansa alışık.
ya da sizi göğe yükselten oyuncaklardan ne olabilir ki.
Mavi zaten sizin yuvanız. Bulutlar sizi kucaklar.
Bir dokunur, selam verir inersiniz.
Kalemim de her daim size üzerine güvenle ineceğiniz minderler çizer.
Hatta yürüdüğünüz her adıma bir minder.
Ayağınıza taş bile değmez.
Elma şekeri benim için ayrı bir rüyadır zaten.
Ancak yirmili yaşlarda kavuşulup uyanılan bir rüya.
Benim dedemin radyosunun önüne, saatlerden birinin yerine de yakışabilir doğrusu.
Ben masamın üzerinde üstü açık aramda oturur, ufukta gaz lambasının batışını izlerken
Belki de yan şeritteki arabada siz belirirsiniz ve ben de size bir parça armağan ederim.
Bu yolda diğer masal kahramanları ve martılar da şarkımıza eşlik ederler.
https://i.hizliresim.com/vQRd9r.jpg - +1 yıl
Tabi ki razı oluruz kelamın her türlüsüne.
Ama siz merak etmeyin,
Benim masamdakilerden biri gibi, gönlünüzde o karanlığa ışık tutan gazlambası oldukça.
Benli ya da bensiz o mürekkep hiç bitmez.
Çünkü bilirsiniz ki en kaliteli mürekkep,
Yine o gazlambasının isinden çıkar.
Gönlünüz bir yandan ısınıp bir yandan da ışıldattıkça,
Yüreğinizki odalardan birinden biriken mürekkep de her daim hizmetinizde olur.
Size yakışır şekilde en kalitelisinden.
Hem yüreğiniz hem de kaleminiz is tutmaz böylece.
Bize de seyreylemek düşer.
Benim başım bu kadar doluyken, orada papatya tutar mı, ya da erguvan mıdır mevsimim bilemem.
Ama şunu bilirim papatyalar en çok ellerinize, erguvan da en çok boğaza yakışır. - +1 yıl
Müsaadem yerli yerinde duruyor. Ama ben bu gece kelimeleri jeton gibi sıraladım.
Lunaparkta bindiği oyuncaklara doyamayan çocuk gibi, 'bir daha bir daha ama hadi son bir defa' dercesine.
Çünkü benim için uykudan daha değerliydi, 3 saat sonra gelecek hareketli bir günün şafağında hele. Bir zevkti kısaca.
Fazladan bir uyku çekemeyecek olsam da bir nefeslik fazladan birkaç kelime çektim sizin için.
Teşekkür ederim. "Derya"nızı da aldım kabul ettim.
Ben de size derya mavisinden bir gece diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
İşte yine kıskandım sizi :)
Masanın üzerindeki her şeyi kıskandım ve çok ama çok sevdim.
Bir vosvos hastası olan bu biçareye ne yaptınız şimdi?
Öyle bir masaya sahipsiniz ve zenginliğinizin farkında değil misiniz?
Çok ama çok hatta kağıtlara sığdıramayacağım kadar çok sevdim masanızı.
Selimiyenin hattatlarını anımsadım ne yalan söyleyeyim.
Günüm aydınlanınca ve göz kapaklarım açılınca sizin kelamınızı görmek, sabah parka götürülmeye söz verilen çocuğun o sabaha kalkması gibi..
Hele ki gece uyumadan önce gözlerimin gördüğü son şey sizin kelamınız ise, bir çocuğun annesinin elini uyuyana kadar tutması gibi.
Öyle güvenli, öyle sıcak, öyle içten.
Sanki tüm canavarları kaleminizle yok etmiş gibi..
Size şükranlarını sunan sadece mektuplarım değil bakın, içimdeki çocuk, içimdeki bağ bahçe, içimdeki deniz ve ben, bir de 'biz' olan her kimse.
Müsadelerinizdeki jeton hakkımı bitirmemeye çalışıyorum.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Ki ben uyuyana kadar kimsenin elini tutmadım, ki ben canavarlardan hiç korkmadım, ki ben parka götürülmeye söz verilen o çocuk hiç olmadım, olamadım.
Siz beyaz bir kağıda şimdi birkaç anı çizdiniz.
Hoşçizdiniz.
Sefaçizdiniz..
Sevgilerimin sadece imza yetkisi taşımadığını bilmelisiniz.
Size ve kaleminize..
Gelelim bu güneşin haylazlığına.
Açmadığı vakitlerde sizi kıskanır olmuş.
Ben yokken sen nasıl ısınırsın dedi bana, sustum yine o çocuğun mahçupluğu ile.
Ve o çocuğun içten içe kahkaha atma isteği ile..
Sanırım Güneş de artık anlayış nedir öğrendi.
Bir de bu dünyaya anlatabilsek bunu!
Anlayışın ve anlamsızlıkların güzelliğini.
Güzelliğin belki de güzel gören gözlerde olduğunu.
Mesela erguvanların bir mezara da bir kaleme de bir boğaza da yakışabildiğini.
Anlatabilir miyiz sizce?
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Yoksa bizi ruh sağlığına mı yatırırlar?
Yanyana odalarda olursak ona da karşı çıkmayabilirim hani.
Deli gömlekleri yakışır mı ki bize?
Kimbilir..
Biz bir vosvosa atlayıp gezelim bu dünyayı.
İster deli desinler, ister aşık, ister avare..
Razıyım ben söylenenlere.
Bir bavul hazırlayalım biz, hoş benim bavulum zaten benim anne-babam.
Beni büyüten yegane şey bavulum.
Yollar, bavullar, biletler...
Onlar da benim mirasım, onlar da benim hazinem.
İstemezdim lakin Allahtan gelen başım üstüne.
Gelene git demek çok da yakışmaz bize.
Lakin genelde giden biz oluruz.
Giden fiili bize yakıştı evvelden beri.
O halde Sadri Alışık'ın bir filminde dediği gibi;
"Kalanın da gidenin de gönlü hoş olsun."
Tüm sevgilerimle;
Sevgiler.. - +1 yıl
Son yorumumda belirttiğim yoğunluğu ve ardından gelen yorgunluğu anca atabildim.
Okusam da geri dönüş yapacak fırsatı bulamadım. O yüzden içinizdeki parka gitmeyen isteyen çocuğu beklettiysem kusuruma bakmayın.
Teşekkür ederim. Masamı beğenmenize sevindim. Bu da ayrı bir zenginlik, farkındayım çok şükür.
Daha farklı materyallerle daha farklı kombinasyonlar vardı ama ben konuşmalarımıza göre daha anlamlı bularak üzerinde Martı olanı tercih ettim.
Böyle bir masam daha var. Arada kafama esince değiştiriyorum. Eve kapandığım zamanlarda bana ayrı bir dünya oluyorlar.
Ayrıca ben her şeyden çok hatılarına önem veririm.
Hem bir de hatıraları bir yerlere kapattıktan sonra ne anlamı kalır ki.
Zihnin mahzeninde zaman onları soldurur ancak. İşte ben de masalarımda volta attırıyorum onlara.. - +1 yıl
Sizin kelamlarınız da aynı küsülen bir şehri tekrar sevdirir gibi, ayrılmaya yaklaştığım ks şehrine girmek için yeni bir vesile, heyecan oldunuz.
Ve sayenizde bu şehirde yolum güzel ve anlamlı sokaklara da uğruyor, ne mutlu bana ve kalemime.
Sözleriniz insanı yoran sokakların, üşüten havanın üzerine sarınılan bir battaniye gibi, sıcacık.
İnsanın yorgunluğu bile unutuyor.
Ve unutmayınız ki ben beyaz atlı kurbağa'yım. Yani tam bir prens sayılmasam da kılıçlara aşinalığım vardır.
Tüm o canavarları elime kalemi aldığım gibi kovarım, üzerlerini karalarım.
Hatta siz gülümseyin diye onlara bıyık çizer, kulaklarına papatyalar dizerim.
Hmm düşündüm de, böyle prens mi olur zaten ya. Nerde görülmüş bir prensin canavara bıyık çizdiği.
Belki de kurbağalığım bundandır. Gerçi rahatsız da sayılmam.
**
* - +1 yıl
Neyse karşınıza canına susamış olur, olmadı karizmasına susamış olur, öyle bir canavar çıkarsa yollayın bana.
Korkmasanız da yollayın, kendinizi yormayın.
Hem benim de işime gelir. Bana sizi anlatır, hem bence hiç zorlamaya bile gerek kalmadan, zevkle kendiliğinden canavarlığını unutup bülbül gibi şakır
Ayrıca benim de şimdi farkettiğim gibi siz de farketmişsinizdir ki kalemşörlüğümden eser kalmamış bir kaç günde.
Ellerim gibi zihnim de uyuşmuştur belki. Ama yeniden adapte olacağımı umarım.
Bana şükranlarını sunan mektuplarınıza güzel kalemler, fikirler, zarflar ve okuyucular diliyorum.
İçinizdeki çocuğa mavi balonlar, elma şekerleri ve yaşlandırmayan yıllar,
İçinizdeki bağ bahçeye Nisan yağmurları, daimi bir hak güneşi ve onların dilinden anlayıp, seven, hatalarını sevgiyle budayan, güzelleştiren bahçivan misali dostlar,
İçinizdeki denize aşık kuşlar, martılar, ona yazılan şiirler ve sonsuz bir mavilik
**
* - +1 yıl
Ve 'biz' olan her kimse ona 'bir'likte çokluk yaşayacağı nice günler diliyorum.
"ki ben parka götürülmeye söz verilen o çocuk hiç olmadım, olamadım."
Umarım bu sadece kaleminizin bir oyunudur. Üzdü beni çünkü.
Bana beni hatırlattı, o kadar uçta olmasa da.
Herkesin yürüyerek dolaşıp geldiği yerlerin bana disneyland gibi geldiği yılları.
Düşündüm de, boşta bulunduğum her güzel havada kendimi bir parka atışım ve saatlerce oturuşum da belki bundandır.
Belki de parklarda çoğunlukla çocuklardan çok yetişkinlerin olması, içlerindeki çocuğu gezdirmeye gelmelerindendir.
Belki de etraftaki çocukları izlemeleri, olmayan hatıraları için 'olsa acaba nasıl olurdu' diyerek meraka düşmelerindendir.
Bilmem belki de ben heryerde kayıp bir çocukluk görüyorumdur.
Sahi polise ihbar etsek ve kayıp çocukluğumuzu aramaya düşseler fena olmaz mı?
Yoksa sadece "bu çocukluğunu değil aklını kaybetmiş" mi derlerdi.
**
* - +1 yıl
Yani tabi benim içinde de kayıp bir bir çocuğun boş yatağı var ama o kadar abartmaya da gerek yok.
Sanırım bir şairin de benzer şekilde dediği gibi, Benim içimde bir yetimhane var kimsenin haberi yok. O yüzden sorun değil, bende çocuk çok.
Hergün birini yazsam hepsi biraz ben, biraz o. Üstüme bol da olsa hikayeler zararı yok, büyüyünce giyerim,
Olmadı hikayemi benden daha büyük bir çocuğa hediye ederim.
Ama siz sakın salıncaklara küsmeyin.
Kimse söz vermese siz söz verin, tutun elinden siz götürün içinizdeki çocuğu.
Hem belki de siz birgün 'park sözü' olursunuz başka bir çocuğun şekerli ellerinde.
Ve kimse tutmasa o sözü, yani sizi, o çocuk illaki tutar bırakmaz, bir ömür taşır yüreğinde.
Bir ömür sallar sizi gönlündeki salıncakta, oturtur karşısında tahterevallide.
Tutulmamaya, bırakılmaya dair de tek korkunuz, siz tahterevallinin tepesindeyken acaba birden bırakır mı, diye olur.
Velhasılı çok uzattım, söz bulamazsanız siz bir söz olun. - +1 yıl
Şimdi de aslında çok uykum geldi ama sabaha kalktığınızda belki size bir gün aydın olur umuduyla yazıyorum.
Sizin zaten bu dünyaya sayfasına atılmış güzel bir imza olduğunuzu düşünen ben için, her kelamınız bir imza güvenilirliğinde.
Kağıt üzerindeki diğer imzalardan farkınız bence sadece yapılanlardan sonra değil yapacaklarınızdan sonrası için de bir vaat taşıması, güven aşılaması.
O yüzden ben imzanızı başka yerlerde de hiç sadece bir imza olarak görmemiştim.
Ama bir de şimdi özellikle atıldığını görünce ayrı bir mutlu oldum.
Bu arada, içinizde doğan, güneşi kıskandıran güneşe de selam olsun.
Ama kıskanan güneşe diyeceklerim var.
Her sabah size günaydın diyebiliyorken,
Yolunuza yoldaş olabiliyorken,
Gelmiş bir de feri, canı kadar zayıf bir gece lambasını mı kıskanıyor.
Vay şımarık vay. İçinizdeki çocuk nasıl gülmesin buna. - +1 yıl
Anlatabilir miyiz ya da anlatabilir misiniz bilemem.
Dünyaya ve bana.
Çünkü ben erguvanları bir mezara yakıştıramadım hala.
Hele siz erguvanı, mezar başınızda istedikten sonra.
Güzel insanlara mezarı yakıştıramazken, hangi mezara erguvanı yakıştırayım ki bilemem.
Tamam bilirim ölüm de haktır ama, ama işte...
Aslında düşününce erguvan da güzel misal olabilir bir mezar başında.
İnsanın da bir mevsiminin olduğunu, o kısacık mevsiminde açtığını, göz kamaştırdığını
Sonra onun da bu erguvan gibi vakti gelince canını toprağa döktüğünü anlatabilir.
En çok da erguvanın çiçeksiz zamanları insanın mevsiminin geçtiğini hatırlatabilir.
Ve belki de görmesini bilenlere de bir umut olur;
Sonraki yıl açacak erguvan gibi insanın da bir gün tekrar ve hemde bu sefer sonsuza açacağını müjdeleyebilir.
Ama işte serde yine insanlık var, başucunda hep dört mevsim açılı duran bir şeyler olsun istiyor.
O bari ölmesin istiyor...
En çok da sevdikleri için.
**
* - +1 yıl
Hatta belki erguvanı kıskanan bile çıkabilir; mezar başında o benden daha güzel el açıyor, diye.
Bu sonuncusu özellikle abartı olurdu biliyorum ama bu erguvanı mezar başından kovalamak için değil bence,
Belki çaresizce ölümü kovalama çabasındandır. Özellikle sevilenlerin ölümü fikrini...
Ben bizi ruh sağlığına yatıracak adamın alnına şiir yazarım.
Hem de tersinden yazarım ki aynada bakıp bakıp okusun.
Başındaki akrostişle de ruhuna sela okurum ama onu anlayamaz.
Şiirden anlasa zaten bizi ruh sağlığına yatırmazdı
Yalnız belki yan yana odalarda olursak bunu affedebilirim ben de
Duvar duvar olalı böyle şiir görmemiş olurdu herhalde.
Ama bilmem ki, eller kollar bağlı,
Deli gömlekleri bize yakışır mı?
Bu eller kalemsizliğe alışır mı?
Şiir bunun neresinde,
Cümlelerimiz birbirine kavuşur mu? - +1 yıl
Ama bence de vosvos güzel fikir.
Deposunu muhabbetimizle fulleyelim, hiç yolda kalmasın.
Keyfimiz bize rehber olsun, aklımız arkada kalmasın.
Tek yükümüz bavullar olsun, içinde endişeler olmasın
Biz yolumuzu miras bırakalım, bilen bizi ordan bilsin.
Bilmeyen de ne demiş kimin umrunda...
Bavulu hazır tutmayı da bana İstanbul öğretti.
Ama hep yalnız yolcu etti, hiç benimle binmedi.
Ben her an gidecekmiş gibi yaşamayı öyle öğrendim.
Hayatımdan fazlalıkları atmayı ise hep bavullardan öğrendim
Ve pek tabi bavulları ince ince yerleştirir gibi satır aralarına anlam yerleştirmeyi de..
Elimde bir dünya bavul yetmezmiş gibi
Üstüne bir çanta dolusu dert de nasıl sırtlanırmış ben hep o zamanlar öğrendim.
Bavullar öğretiyor insana yalnızlığı ve kalabalıklar arasında dengeli yürümeyi. - +1 yıl
Ama illaki bir yuva arıyor insan,
Ve bavuldaki anıları dökecek bir de masa..
Telefonunun hafızasına seyahat firmalarından yer açmayı istiyor,
Cüzdanından kartvizitlerini atmayı.
ya da yer kaplayacağını veya kırılacağını düşünmeden eşya almayı.
Bavullara gerek kalmasın, hepsi çöpe gitsin istiyor.
Sonra karşısına bir vosvos çıkıyor, her şey değişiyor.
İnsan o zaman anlıyor yuvanın sadece yerleşilen bir yer olmadığını.
O zaman hangisini istersen o oluyorsun, ister gelen ister giden.
Gitmek de o zaman daha bir yakışıyor hani dile, insan kırılmıyor rolüne.
Ama Sadri baba güzel söylemiş, ama bu muhabbet için eksik kaçtı, ben ekleyeyim;
Kalanın da gidenin de, sizin gibi gelenin de gönlü hoş olsun.
Hoş gönüller, aydın sabahlar diliyorum.
Kendime de artık, fazla uzatmayayım diyerek başlayıp bunu uygulayabildiğim yorumlar diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
"Korkarım sevgili doktor, bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine."
Kemal Sayar - Ruknettin'in Kalbi İçin Kehanetler
Çok severek dinlediğim bir şiirden alıntı yaparak başladım, "umarım kaleminizin bir oyunudur bu" cümlenizden sonra.
Ben de umdum çok şey de işte hayat umulduğu gibi gitmiyor.
Bu kalem oyunu değil, hayat oyunu.
Siz yetimhanenizde benimkine de bir yatak ayırın.
Belki sizin yetimhaneniz benim içimdeki yetimhaneden daha renklidir.
Balonlar vardır tavanlarında.
Uyurken sayarım tek tek.
Gözlerimi kapadığımda balonların sönmeyeceğini bilmek ne de güven verirdi oysa.
Üzerime yorgan yerine balonları alsam ne güzel olurdu.
Şimdi siz hayatımda hiç uçurtma uçurmadığımı öğrenseniz de çok üzülür müsünüz?
O halde üzülmeyeceğiniz yalanlar bulurum ben, siz dert etmeyin.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Yorgunluğunuz..
Anlıyorum sizi.
Parmak kıpırdatamaz olur insan.
Dil oynamaz, kulak duymaz olur.
Allah gücünüzü arttırsın demek düşer bize o halde.
Allah biliyor ya, sizden gelmeyen her mektup sayfası için endişe çuvalına bir jeton atıp da doldurdu biraz bu haylaz çocuk.
Güvercinlerinizin kanadına kelimeler yazmasın diye ellerini bağladım güç bela.
Martılarım endişe yemleri ile beslendi birkaç gün.
Ama yapma dedim çocuğa, yapma.
Onun için endişe duyman kulağına bir zurna sesi gibi gelecek, rahatsız edecektir.
Senin saflığındaki soru işaretlerini anlamayıp belki zanda bulunacak ve haddinden fazla kabaran bir kek gibi görüneceksin.
Lakin siz gelince salıncağa oturttum o çocuğu.
Sizi okurken, sallanır durur..
Hakkınız var ki bir tarafım gitmek isterken bu siteden sizden sonra gitmek fiilini pek sevemedi kalemim.
O küçük turuncu bildirim mutlu etmeye yetti desem kabarmış kek gibi görünmem umarım.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Bavullarınızı sevin lakin onları yaren etmeyin.
Yardan ayrılmak zor, yardan ayrılmak ölüm olsa gerek.
Bavullar yol ile beslenir, insan sevgi.
Yollarda sevgi pek kalıcı olamıyor sanki.
Bilemiyorum.
En son bavulumuz belirttiğim gibi ruh hastalıklarının dolabında belirir belki.
Vosvoslar bizim olsun, kelimeler bizim, şarkılar bizim, dualar bizim, sevgiler bizim olsun.
Hokkabazlar en tecrübeli sihirlerini yapadursun, siz kalem oynatın.
Bir hastanın beklediği iyi bir sonuç gibi bekler insan çoğu zaman.
Bekleyişler bitmez, bitmek bilmez.
Her ustalığınızın önünde düğme iliklerim lakin beklemek fiilinde beni geçemezsiniz.
Böyle de iddialıyım işte.
Beklemek benim boyumdan büyük olamadı hiç.
Olduramadılar, ya da beni sevdi bu beklemek.
Sevedursun madem, yüreğine söz geçirebilse sevgi Sevgi olurmuydu.
Kızmıyorum ona.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
O halde siz bekleyişlere renk cümbüşünüzden bir renk sunun.
Ona bir isim verin.
Bakalım renklerimiz tutacak mı.
Ya da turnuson kağıdı gibi ayrılacak mı.
Bu sefer maviyi uzatmayıp kısa ipinden sizin için tutuyorum.
Gözleriniz yorulmasın daha çok.
Yorgunluk vermeyi de sevemedim pek.
Gelmediğiniz gün içerisinde iki üç kez kurbağa resmi ile karşılaştım ve gerçekten bir büyücü olduğunuzu düşünmedim değil hani.
Ve sizden sonra o siğil yuvası olarak düşündüğüm kurbağaları görürken siğilin s'si gelmiyor aklıma.
Demek ki güzel görmek gözlerin marifeti imiş.
Yorgunluğunuzu dinlendiricek en dingin ve mavi geceler diliyorum.
Sevgiler.. - +1 yıl
Hayatımda umudun bir balon gibi söndüğü şu dönemde içimdeki yetimhanenin tavanlarını varın siz düşünün.
Bakın, sizin kurduğunuz yetimhanenin hayali bile ne renkli.
Bence tavanlardaki balonlar en çok sizin yetimhanenize yakışır.
Benim yetimhanemde tavan bile yok çünkü.
Bu yokluk yazları yıldızlar altında aranmasa da,
Kışları bir uçurumun dibine çeviriyor bu yorgun binayı.
Ve benim yetimhanemde tavanla birlikte balonlar da firar edeli çok oluyor.
burada bir tek soğuk demir ranzalar ve yetimler hapis.
İşte bu yetimhaneyi ısıtabilen az sayıdaki ziyaretçiden birisiniz siz.
Ama bu yetimhane giderek ıssızlaşmakta,
Kaçamayan yetimler bir çiçek gibi solmakta.
O yüzden sizin yetiminizin de balonlara, gökyüzüne, yıldızlara küsmesinden korkarım.
Şimdi sizin hayatınızda hiç uçurtma uçuramadığınızı duysam, Nasıl olur? derim.
Hadi ben neyse de bu eller nasıl bu kadar yalnız kalabilir derim.
Üzülürüm, kendimden çok üzülürüm.
**
* - +1 yıl
Yarım yamalak hatıralarımda, rüzgara kapılmış, yarım kalmış, ihmal edilip yırtılmış o uçurtma gibi parça parça olur yüreğim.
Kalem izi ve mürekkep lekesinden başka bir izi hoş göreyeceğim ellerinize uçurtma ipi hiç iz yapmadı diye üzülürüm.
Siz bana üzülmeyeceğim yalanlar değil, hayaller yazacak boş sayfalar, inanılacak umutlar bulun.
Bizim için geçmiş, ipi kopuk, ağaçta mahsur kalmış bir uçurtma olsun.
Aynı, parktaki bankıma her oturuşumda izlediğim ağaçtaki o yetim uçurtma gibi.
O artık gitti.
Artık yeni uçurtmalar yapmak, bu taze günlere, taze havaya, taze umutlar salmak lazım.
Gelin sayfaları hayallerle boyayıp rengarenk bir uçurtma yapalım.
Sonra umudun uzun mu uzun mavi ipine bağlayıp göğe salalım
Ve o ipe sıkı sıkı sarılalım, elimizi kesse bile bırakmayalım.
Bırakın gökyüzü taze uçurtmaların olsun. - +1 yıl
Ve evet şimdi tekrar baktım, o yetim uçurtma bir senenin üstüne hala aynı yerde ve benden başka kimse ona bakmıyor.
Ben onu uzaktan uzağa hala seviyorum ama onunda artık geçmişimiz gibi özgür kalmasının zamanı gelmedi mi?
Ellerinizi özgür bırakın kuşlar gibi.
Kafeste kuşun adı muhabbet de olsa dili tutuk, sözü az olur.
Siz bırakın, benim güvercinimle oynasınlar.
O fizanda da olsa duyar yetişir elbet, zaman mekan gözetmez.
Sizin tatlı endişeleriniz ancak bir cumartesi sabahı penceremin önünde beni güne çağıran kuşlar kadar rahatsız edebilir,
Hiç kızamam ki onlara.
Siz ne yazarsanız ben ancak onu okurum.
Benim zihnim bu aşamada yoruma kapalıdır.
Hem kek kabarsa ne olur, ben şeklinde değil lezzetindeyim.
Ancak yer, afiyet olsun derim.
Varsa yanlış anlaşılma sorarız, varsa eksikler söyleyebiliriz elbet,
Ama en korktuğumuz şey yarım kalmış soru işaretlerinin ve endişelerin belirsizliğidir.
Bizim şifamız bilmektir. - +1 yıl
Herhangi bir şey, konuyla, benle, sizle alakalı olsun olmasın, ne isterseniz, sıra ve zaman gözetmeden yazabilirsiniz.
Bence siz de gitmek fiilini kendinize yar edinmeyin.
O küçük turuncu bildirim de bana
güzelce kabarmış, limonlu portakallı bir dilim kek gibi görünmeye başladığı için
mutluluğunuza ancak afiyet olsun der, bir dilim daha alabilir miyim? derim.
Hokkabazlar sihirlerini yapadursun, en maharetli aşçılar da keklerini,
Siz bana ipi, cümleleri uzun tutulmuş uçurtmalar yollayın.
O mavi ip bırakın uzasın,
O göze ancak hoşluk, gönle heyecan verir.
Uçurtmalar yükseldikçe, sizin sözleriniz uzadıkça hayat daha bir mavi gelir benim gönlüme.
Siz bana ipi uzun uçurtmalar yollayın, kuyruğunda dizili turuncu bildirim ışıkları olan.
Ben de onlara buradan selam edeyim.
O uçurtma, şu gün batımı turunculuğuna da pek bir yakışırdı doğrusu. - +1 yıl
Ben sizden, beni ancak güzel şeylerde geçmenizi beklerim.
O zaman bekleyişleriniz de hep en güzelinden olsun.
Güneşi bekleyen seher gibi bekleyin, siyahın en güzelinden.
Yetimi bekleyen balon gibi bekleyin, en sarısından.
Uçurtmayı bekleyen gökyüzü gibi bekleyin en mavisinden.
Kalemi bekleyen kağıt gibi bekleyin en beyazından.
Yenmeyi bekleyen kek gibi, okunmayı bekleyen bildirim gibi bekleyin en turuncusundan.
Dertliyi bekleyen dua gibi bekleyin, en şeffafından.
Okunmayı bekleyen kitap gibi bekleyin en hislisinden.
Ve yağmuru bekleyen gökkuşağı gibi bekleyin en renklisinden.
Madem beklemek sizi sevdi, siz de onu en güzel şekilde sevin.
Size ancak o yakışır..
Benim beklemeye tek bir isim vermeye dilim varmadı ama sanırım versem versem benim için umudun rengini verirdim.
Bir gün doğumunun turuncusunu... - +1 yıl
Evet güzel görmek gözlerin marifetidir, sihirbazların değil.
Maharet kurbağayı farkedebilen gözlerinizde.
İnsan genelde hoş çağrımlar arar, ben de dahil.
Aksi göz önünde olsa dahi bazen göze görükmez.
Diğerlerinin göz alıcı ışıklarının yanında onlar hayalet olur.
Ama ben de işte inadına gözükmeyeni ararım.
Ve genellikle hep kaybedenlerin tarafını tutmuşumdur.
Bir kurbağayı tutmam da ondandır sanırım.
Bir prensi herkes tutar sanırım değil mi?
Benim de insanları ayırmada turnusolum bunlardır.
Sonra bir prensin daha fazla anlatılmaya da ihtiyacı yoktur sanırım.
Ben de işte anlatılmayanı anlatmak isterim.
Ben anlatamayanlara dil olmak isterim,
Prens olamamış bir kurbağa gibi.
Şimdi de kurbağayı tuttum, onun hikayesi bitene kadar.
Sonrası Allah kerim.
Size beklemenize değecek renkler diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Haklısınız.
Size, anlatılmayanları anlatmak daha çok yakışıyor.
Bu giysi üzerinizde daha güzel.
Yetimhaneniz ne de güzel, yıldızları görüyor..
Balonları aralayın o halde benim ranzamda, ben de yıldızları seyre dalmak istiyorum.
Hep birlikte olup yalnızlığı ile güzelleşen o parlak yıldızları görmek istiyorum.
Yıldızlardan bir taç ne de yakışır bir yetime.
Hanenizde kalan bir yetime hediyem olsun en güzelinden bir taç..
O yetim hiç beklemesin.
Bekleyiş nedir bilmesin.
Kapıda gözü, telefonda kulağı, yorganın altında kafası almasın.
Hiç ağlamasa ne iyi olur.
Ya da sadece güzelliklere ağlasa.
Mesela kaleminizle ona güzel bir kuş çizseniz.
İstediği vakitlerde binse kanatlarına.
Gönlünün istediği yere uçsa da konsa.
Kuş hiç sesini çıkartmadan dursa yanında.
Yetimin söylemesine fırsat vermeden bilse nereye gideceğini.
Ya da bu kuş ütopyada yatan bir yetimi uyandırsa..
Silkelese bir hani..
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Bu kuş uyandırdığı yetimin yüzüne su çarpsa da biraz, yetim ısındığı yorganın altından kalkarken zorluk çekmese.
Ne iyi olur ama..
Uçurtmaya gelince, bilmediğim bir şenlikte izleyici olabilirim lakin elimden çalınan bir şenliğe bakıp da çıkamam dahi.
Siz anlayın benim en devrik cümlelerimi.
Sizin bağrınıza daha bir yakışıyor.
Üşümüyorlar orada.
Çalınan hayatlar ya da verilmeyen yaşamların suçlusu kim bilmem.
Her şey yaradandan ise bu insanlar nasıl insanların imtihanı olabiliyor şaşarım.
Ağlamayana meme verilmez ise tabiri caiz ise..
Bir meme neden esirgendi diye sorarım.
Bazı dertler bazılarına büyük gelirken o yetime nasıl oturduğuna şaşarım.
Tahammül edemeyen bir beyine sahip oluyorum artık.
Bazı şeyleri hariç tutarım..
Maviyi uzattım mı ne yine.
Aynı şekilde hiçbir fark olmaksızın yazma müsadesine bilmukabele derim bir de.
Bunun için de teşekkürlerimi sunarım.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
https://hizliresim.com/n5mmNg
Size 25 gün demiştim.
Üzerine birkaç gün de eklendi tabi..
Başka bir şehirdeyim ve hastanede dedem için kalıyoruz bu kadar gündür.
Ve ne kadar daha kalırız bilemiyorum.
İşte bahsettigim tampon misali oluşunuz bunun içindi.
Hastaneden yazıyorum günlerdir mektuplarınızı.
Umarım ilaç kokuları ve feryatlar sinmemiştir sayfalara.
Şu resme gelince..
Bugün pencereden dışarıyı izlerken bu manzarayı gördüm ve fotoğrafladım sizin için.
Gözlerim ufka dalarken ve kalbime bir hüzün düşmeye yüz tutmuşken, bulutların farkına vardım.
Pamuk şekeri rengindeydi gördüğünüz üzere.
Gülümsedim ve kulağınızı çınlattım doğrusu.
Sanki gözlerimin buğulancağını anladınız ve kaleminizle bir pamuk şekeri çizip buraya yolladınız misali gibiydi.
Biliyorum, hayal dünyam çok geniş..
Siz hayaller için boş sayfalar istemiştiniz ben de bundan yüz buldum sanırım.
Herneyse..
Gözlerinizde buğu, kalbinizde daimi hüzün olmasın.
Mavi akşamlar..
Sevgiler.. - +1 yıl
Siz kuşları böyle anlatınca kendimi bir an Amak-ı Hayal'de ankanın sırtında gibi hissettim
Ben o yetimlere kuş çizerim dilediklerince gezmeleri için.
Bacası tüten bir ev çizerim, içlerinde olmasını umdukları ne varsa onlarla birlikte
Ağaçlara asılmış salıncaklar çizerim doyasıya binmeleri için
Pamuk gibi bulutlar ve gülümseyen bir güneş çizerim, baktıkları heryerde neşe bulsunlar isterim
Ama en önemlisi de, yanlarına sizi çizerim, sonra da oturur izlerim
Siz onlara benim veremediğim her şeyi verirsiniz eminim.
ya da biz kalemi bırakalım derim
Çünkü bana göre onların maharetli, etrafı duvarsız hayal güçleri, bizim kalemimizi gölgede bırakır.
Bence kalemlerimizi bırakıp onlara teslim olalım, onlar bizleri çizsinler
Bizde hep bir sınır hep bir duvar oluyor.
Mesela bizi güneşle el ele tutuşturup arkadaş etsinler
ya da beni bir uçurtma yapıp size versinler, barisi sizi öyle sevindireyim.
Ama bakın yine karıştım o çocuklara, tamam bıraktım, onlar ne yapacaklarını bilirler. - +1 yıl
Kurduğunuz cümleler ve dertler bana birkaç beden büyük, yüreğime de dar gelir.
Ama şunu bilirim ve inanırım. Derdi büyük yapan dermanını da büyük yapabilir pekala.
Ve o yetimler nice büyüklerden daha güçlüdür,
Hele ki yetim doğanlar daha doğuştan güçlü doğarlar, biz onları güçsüz sanarız.
Bizim ağlamalarımızla onların ağlamaları bir midir ki? En azından benim.
Benim şimdi gözlerim yaşarsa belki dudaklarımının bundan habari bile olmaz, ona varmadan kurur gider yaşlar.
Ama bir yetim ağlasa gök parçalanır biz duymasak bile.
Onlar sahipsiz midir ki hem.
Şu oyun bahçesi dünyada şekerleri çalınan ya da oyun sırası işgal edilen bir çocuktan ne farkları var.
Gün gelecek bu adaletsiz oyun da elbet bitecek.
İşte o zaman onlar da çalınan bilyelerinin, tasolarının hesabını soracaklar.
Hepimiz bu hayatta bir şeyler biriktiriyoruz.
Kimimiz para pul, kimimiz kariyer, kimimiz de hüzünler...
**
* - +1 yıl
Ve o yetimler daha şimdiden hüzün zengini olmuşlar ama servetleri burada geçmiyor o ayrı.
Şimdi bu çocuklara biz eksik, fakir diyebilir miyiz? Ben diyemem.
Sadece yanlarına gider hüzünlerinden borç isterim, güçlü duruşlarından ibretlenirim.
İşte orda onlara kalemimi uzatır bana bir resim imzalamalarını isterim.
Hem bir yetim başı aslında bir cennet değil midir? Onlara dokunmak için aslında sıraya girmiş olmamız lazımdı ama bilmiyoruz işte.
Sİz hala maviyi uzattığınızı düşünüyorsanız ben de boca ettiğim maviye bir inceltici atmalıyım gerçekten o zaman.
Başka şehirde olmanız dışında evden uzakta, hastanede dedenizin başında oluşunuz tahminlerim arasındaydı.
Dualar üzerine konuşurken bahsi geçmese de ben bunu da anmıştım içimden.
Bu durumu tahmin ettiğim için bahsettiğiniz tampon rolü beni daha da bir mutlu etmişti.
Ama sanmayın ilaç kokularından vs.
Hansel ile Gretel hikayesinde ormanda yollarını kaybetmemek için ağaçların arasına döktükleri ekmek kırıntıları gibi,,
**
* - +1 yıl
İnsanların da cümleleri arasına döktükleri dert kırıntıları, sayfalr üzerindeki gözyaşı damlaları, ya da satır aralarından sızan umut ışığı hüzmeleri.
Onları takip edince kaynak az da olsa farkedilebiliyor.
Ve bunlar en doğal, insani olgular. İlaç kokuları yanlarında çok suni, soğuk kalır.
Acil şifalar diliyorum. Allah dermanını geciktirmesin inşallah.
Fotoğraf için de teşekkür ederim. Güzel bir şekilde hatırlanmak ne güzel.
Keşke elimde olsa da göğünüzü pamuk şekerlerle doldursam.
Ama hüzün bazılarımızın kaderinde var sanırım.
Hatta bazılarımızın mürekkebi gözyaşından beslenir.
Ama asıl bilmeniz gereken bence hayal gücünüzün çok güzel olduğu.
Ben bir vesile olurum ancak. Bir vesile olmak bile ne mutlu.
Ve ne mutlu ki o vesileyi yakalayan gönlünüze.
**
* - +1 yıl
Kalp kalbe karşıymış demek ki. Tevafuğun da böylesi.
Ben de sizin fotoğrafınızı çektiğiniz vakitlerde o satırları yazmış, aynı vakitlerde benzer bir fotoğraf çekip size göndermeyi düşünmüştüm.
Ama sonradan kareyi güzel bulmadığım için vazgeçmiştim.
O zaman benim güneşimden sizin güneşinize ve pamuk şekeri bulutlarınıza selam olsun.
https://i.hizliresim.com/Rb9kqj.jpg
https://i.hizliresim.com/6lqPO7.jpg
İlk fotoğraf o an çektiğim, ikinci fotoğraf daha önceden çekip göndermek istediğim.
Yüzünüzden gülümseme, kalbinizden sevgi ve umut, göğünüzden de güneş eksik eksik olmasın.
https://galeri.hizliresim.com/gunese-ulasmak-d119
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Tevafuk bu olsa gerek.
Şaştım doğrusu.
Sevindim de.
Teşekkür ediyorum en mavisinden.
Siz inceltici sürmeyin ne olur mavilerinize.
Beni hoşgörün şu sıralar.
Hem ne de güzel söylediniz;
Bazılarının mürekkebi gözyaşı ile besleniyor..
Gözyaşı insanı alim de yapar zalim de.
Alim olabilenlere Allahın selamı ulaşsın inşallah.
Ve ayrıca dualarınız için teşekkür eder 'Bilmukabele' derim..
Şimdi dedemin suratına baktım da sizin satırlarınızdan sonra, güzel bir adamın duasını aldın dedim.
Ses yok tabi..
Bazı şeylere cevap verebiliyor sadece.
Belki işine geldiği gibi ya da belki diline geldiği gibi.
Bilemiyorum.
Dört duvar arasında bir yatakta yatmak, bebekten veya bir hayvandan farkın olmaması..
Ne kadar acı.
Tarif edilemez.
Bu yüzden şu size yazan parmaklarım dahil herşey için binlerce kez hamdolsun!
Şimdi siz yetimlere neler çizersiniz neler.
Hem yetim olmak için illa birilerinin ölmesine gerek yok.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Duyguların yetimi de olabilir pek tabi.
Mesela sevginin yetimi olabilir bir insan, ya da nefretin ya da merhametin.
Kimbilir..
Benim yetim olduğum şeyler başka başkadır.
Türlü türlüdür.
Sizin annenizin yaptığı o lezzetli türlülerden değil ama.
Aman sanmayın ki iyi bir şeydir bu!
Siz uzak durun.
Kalemim yapabilirse size bir kalkan çizsin bunun için.
Ya da siz kaleminizle etrafınıza bir çizgi çizin.
Velhasıl kelam uzak durun isterim dertten tasadan.
Lakin bazen gerek olur öyle şeylere.
Kaleminiz, merhametiniz beslenmek ister bazen.
Beslenmezse ölür zaten.
Siz beyazatlı'sınız.
Korursunuz bir şekilde kendinizi.
Atınızla koşarsınız istediğiniz kırlarda.
Kaleminiz rastgele girdiği savaşlarda.
Savaşlarda dedim öyle değil mi?
Siz onca savaş sonrası ne sunabilirsiniz?
Sunabilir misiniz ellerinizle bir gül?
Kalkanları eritebilir misiniz?
Sevebilir misiniz yeniden atları ve
Atları süren insanları?
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Siz her savaş sonrası, zeytin dalı uzatabiliyor iseniz
Bu diyarın Karun'usunuz.
Göklerde ne vakit bir pamuk şekeri görsem anarım artık sizi.
Şimdi, sonra ve on yıl sonra, yirmi yıl sonra..
Yıllar sonrasında da..
Selamlayan güneş size en güzel gözünü kırpsın isterim.
Bulutlar en beyazı ile sarsın sizi.
Yetim okşayan eliniz hiç harama bulaşmasın.
Şeytan size yanaşmasın isterim.
Kafanız, şairin de dediği gibi 'il olabilecek kadar kalabalık' olmasın isterim.
Güldürdüğünüz yüzler size hiç soluk soluk bakmasın.
Söyledikleri gibi, gülü versinler de, gülüversinler de.
Günümü aydınlatma amaçlı yazdığınız bundan önceki mektubunuz hakkını vermiştir.
Şimdiki de geceme mavi katmakta hakkını veriyor.
Yorgunluğunuzu 'şeddelemiyor'
Hayırlı geceler diliyorum
En mavisinden ve en İstanbullusundan.
Sevgiler.. - +1 yıl
Siz maviyi uzun tutmayı o şekilde sununca kendi destanlarıma olulu yaklaşamıyorum ben de.
Tabi istediğiniz gibi yazabilirsiniz.
Ben içinizden geldiği gibi rahat olursanız ben de rahat olurum.
Her türlü hoş görürüm, siz değerli jetonlarınızı bunlara harcamayın.
Allah bizi duası kabul olunanlardan eylesin.
Yoksa öyle anca kuru sıkı ses olarak kalırız.
Allah dilini Hz. Musa gibi çözer inşallah.
Ama daha önemlisi gönlünün bağları sağlığında çözülmüştür inşallah da bu sıkıntılar da derecesinin yükselmesine vesile olur.
Allah sağlığımızın şükrünü eda edebilenlerden saysın.
Ne güzel dediniz. Duyguların yetimi olmak.
Kalbin yetimi olmak da ne acıdır.
Akıl tek başına aciz kalır o yetimi büyütmede.
Gözle görünmeyen kusurlar bırakır.
Ama diğer saydıklarınız, mesela sevginin yetimi olmak.
O tam olarak yetimlik sayılmaz belki.
Belki tekrar canlanır belki yeni bir can gelir.
Belki de sevgisiyle o insanın sevgisini birileri evlatlık edinir.
**
* - +1 yıl
İnsan duyguların yetimi olmadıktan sonra gerisine bir çare vardır diye umuyorum ben.
Yeter ki evlat olmaya niyeti olsun insanın.
Siz içinizdeki türlü türlü yetimleri yine de yalnız bırakmayın.
Benim içimdeki yetimler de türlü türlüdür.
Arada ziyaretlerine gelenler olur, bazen ite kaka ben ilgilenirim.
Ama kimse ziyaretten öteye geçemez.
Hem nasıl uzak kalırım sizin yetimlerinizden.
Sizinkiler ve benimkiler her daim satır aralarında koşturuyorlar.
Olsun, bırakalım oynasınlar.
Evcilik oyunu oynasınlar hatta.
Biri anne biri baba olsun, diğerlerini evlat edinsinler.
Arada değişe değişe hepsi de bir süreliğine de yetimliklerini unutsunlar, fena mı.
Biliyorum biz büyüklere onların saf oyunları bazen hüzünlü geliyor, izlemesi dokunuyor
Ama ne yapalım, onlar daha mutlu olacaklarsa eğer ben buna razıyım. - +1 yıl
Ben beyaz atlıyım evet
Bazen gerçek bir at üzerinde avare avare dolanır dururum. Elimde silahım, tek düşmanım ise kendim
Bazen de beyaz bir at misali çevrilen kitap sayfaları arasında anlam bulmayı bekleyen harften bir kurbağayım
Ben onca savaş sonrası galip çıkabilirsem anca nefsimden bir dal ikram edebilirim
ya da sayfalar arasında anlam bulursam, dilinize anlam olabilirim
Ben sadece alelade bir kurbağayım, gül benim neyime
Ben bir gülü ancak uzaktan uzağa sevebilirim
Kıyıpta dokunamazken onu nasıl dererim
Ama insanlara ve onların kalkanlarına pek aşinayım
Onların ellerindeki ve gönüllerindeki kalkanlar şu güle bakıp erimiyorsa, ben yine çaresiz kalırım
Ben anca zeytin dalına tüner şarkılar söylerim güle
Ortada bir gül oldukça savaş da olacaktır
Ve arada nice zeytin ağaçları heba olacaktır
Belki o zeytin ağaçlarının koruyucusu sizsinizdir
Siz o dallarla beraber beni de korurken ben de en fazla zeytin dallarına takılmış bir uçurtmayı kurtarıp size hediye edebilirim - +1 yıl
Gördüğünüz her pamuk şeker de benden size bir hediye olsun o zaman.
Siz hatırlasanız da hatırlamasanız da.
Umarım içinizdeki bir yetimin oyununa gelip de dediğiniz gibi unutmazsınız.
Umarım o pamuk şekerleri kalbi kırık bir yetim gelip de çalmaz gönlünüzden.
Çünkü bilirim bazen insan kırılır ve unutmak ister.
Ama siz pamuk şekerciye kızacak olsanız bile pamuk şekerlere hiç küsmeyin olur mu?
Ben böyle en güzel dileklerde bile korkarım işte.
Böyle şaşar, ne yapacağımı bilmez olur, gider en olmayacak şeyi yapar korkarım.
Ama ne yapayım, zihin bile en unutulmaz anılara oyun oynayabiliyorken benim pamuk şekerime ne yapmasın.
Olsun, ne olursa olsun ağızda o şekerin tadı illaki kalır diye umarım.
O bile mutlu olmama yeter.
Yirmi yıl bile anılacak olunca ne kadar mutlu olurum varın siz düşünün.
E ben napsam, ne etsem ki. Acaba pamuk şeker işine mi girsem.
ya da millet yağmur bulutu duasına çıkarken ben de gidip pamuk şekeri bulutu duasına mı çıksam :)
**
* - +1 yıl
Düşünsenize o bolutların yağdığını...
Yağmur suyu gibi şekerleme yağsa gökten ve siz ellerinizle yakalasanız onları.
Sonra toprak kokusu misali böyle çubuğa yeni sarılmış pamuk şekeri kokusu sarsa dört bir yanınızı.
"Bulutlar en beyazı ile sarsın sizi." bu hoş oldu, teşekkür ederim.
Çünkü beyaz atlı kurbağanın hikayesinde de tam da gözünüzde canlandığı gibi böyle bir detay vardı.
Tüm güzel dileklerinizi şeddeleyerek sizin için diliyorum.
Günleriniz vesile aramaksızın gönlünüz gibi hep aydın, gecelerinden de mavi eksik olmasın.
Hayırlı, bol mavili günler diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Pamuk şekerciye küsersem, pamuk şekere küsmem söz.
Söz dedim ama hayat bu..
En olmadık yerinden vurmayı iyi bilir kimi zaman.
Pamuk şekercinin silahı ile vurursa beni, ve ben kan ağlarsam sonrasında, pamuk şekeri dilimde zehir tadı bırakmaz mı?
Kimbilir..
Belki o çok sevdiğim pamuk şekerini görmez de gözüm, sarıldığı ince tahta çubuğu görür.
Elimde kalanın bu oluşuna ağlar belki tüm gökyüzü.
Kimbilir..
Veya pamuk şekerciyi özne olmaktan çıkarır nesne yaparsam, öznenin son kullanma tarihi hiç geçmez.
Kimbilir..
Söylediğiniz gibi gökten pamuk şekeri damlaları yağsa,
Ne anlamı kalır ki?
Herkes bilir mi benim bildiğim değeri?
Herkes yer mi onu hiç bıkmadan?
Herkes açar mı ellerini gökyüzüne yine de?
Herkes bir iken biz olur da bulutları selamlayabilir mi?
Kimbilir..
Siz en mavisinden günler sunun herkese, ben sıradan bir çubuğa sarılmış pamuk şekere razıyım.
Pamuk şekerci bence küstürmesin çocukları,
Çocukluk anılarında Gargamel olmasın..
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Çocukluk anısı demişken..
Bir soruda paylaşmış olduğunuz bu fotoğraf beni birtakım zaman dilimlerine götürdü ve yüzüme tebessümden bir demet sundu.
Bilmeden ambalajladığınız bu demet için teşekkür ediyor ve o anımsadıklarımı sizinle paylaşıyorum;
https://hizliresim.com/VgXMjR
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Küçük bir çocukken babaannemin yazlığına giderdim.
Denize girmezdim çünkü çok korkardım denizden.
Sebebini duyunca bir kahkaha patlatacağınızdan eminim.
Hani şu eski filmlerde Tarkan serisi sanırım, Kartal Tibet'in oynadığı filmde idam amaçlı denizin oradaki iskeleye bağlanırdı biri ve denizden devcesine bir ahtapot gelirdi ve o insana öldürmek üzere kollarını sarardı, sonrasında da yutardı.
O filmi ağzım açık izlerdim seve seve, gerçi ben tüm Türk filmlerini izlerdim seve seve lakin Tarkan'ı izlememdeki nedeni bilmiyor ve hangi psikoloji ile izlediğime şaşıyorum.
İşte o ahtapot gelip de beni yutar korkusu ile ayağımı bile suya sokmak istemezdim.
Çocukluk işte..
Herkes denizde hoplayıp zıplarken de ben kumsala düşmüş deniz kabuklarını toplardım.
Ama ne toplama!
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Kırılmamışları gözümle saniye farkı ile seçer, eğilir avucuma alır ve koşar adımlarla bir diğerine yol alırdım.
Çünkü bu sefer de yengeçlerin kıskaçları ile ayak parmaklarımı koparacağını zannederdim.
Bunun mimarı Türk filmleri değil, benim hayal dünyamdı sanırım. :)
Eve döndüğümde ise onları sehpanın üzerindeki şekerlik gibi olan kasenin içine doldururdum.
Tabi yolda ona buna dağıtmaktan kalırsa..
Rahmetli babaannem de az değildi hani!
Öyle gözlere sahipti ki o gözler işine geldiği gibi görürdü deniz kabuklarımı.
Kimi zaman çöp torbasına layık görürdü, kimi zaman ise o şekerlik kaseye.
Ben her haliyle sevdim o gözleri, orası ayrı.
Çünkü biz balık tutmaya indiğimizde tuttuğunun balık olduğunu sanıp da deniz yıldızı çıkması ve bana o deniz yıldızını verirkenki o şaşkın, üzgün ve gülen gözleri, o saf gözleri unutamam.
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
İşte nicedir olta yüzü de deniz yıldızı da kumsal da görmedim.
Bazı anlar bazıları ile güzelmiş anladım..
Bu uzun, hatırlamak istediğim güzel hatıram ile umarım sizi sıkmamışımdır.
Size güzel anımsayacağınız bir gün diliyorum.
En pamuk şekerlisinden..
Sevgiler.. - +1 yıl
O zaman umalım da pamuk şekerci sizi hiç üzmesin.
Gökten pamuk şekeri damlaları yağsa ve diğer insanlar sizin bildiğiniz değeri bilmese ne olacak ki.
Ben onlar için el açmıyorum ki
Siz sevinin yeter
Zaten olacağı da yok ya benimkisi bir çocukluk hevesiydi işte
Kendi hazırladığım fotoğrafın da beni böyle gülümsetebileceğini ummazdım
Linki görüp bana ait olduğunu anlayınca bile acaba hangisi hangisi diye heyecanlandım
Ben teşekkür ederim
Denize girmeme sebepleriniz de çok şirinmiş doğrusu, ayrı bir neşe oldu anılarınız yüzüme
O filmi ve ahtapotu hatırlıyorum. Sizin de ilginç bir hayal gücünüz varmış
Denizin içinde anılarınız olmamış olsa da dışında güzel anılarınız olmuş sanki
Onları okurken bile keyiflendim. Sizi gözümde öyle koştururken canlandırdım ve babaannenizi tüm sevecenliğiyle
Çok hoş
Ama rahmetli kelimesini duyunca üzüldüm
Kendi kayıplarım canlandı gözümde
Ama hemen güzel hatıralarla canlandırdım tekrar onları
Elimizdeki güzel hatıralara şükürler olsun... - +1 yıl
Bakın desenize denizden bile yıldızlar çıkıp sizi buluyor. Hiç şaşırmadım.
Ben hala denizin içindeki canlılardan çekinirim yüzerken.
Her şekilde atlar yüzerim ama göremememden ötürü muhtemelen, bir balık deysin ondan bile rahatsız olurum.
Benim de sizinkilere benzer korkularım vardı küçükken ama denize yakın bir çocukluğum geçse de hep hayaller türetmeye fırsat bulamayacak kadar uzaktan izleyerek büyüdüm.
Sonra da fırsatı ele geçirince işte böyle sarıldım her şeyiyle.
Ama yengeçler konusunda haklısınız, ben onlara hala güvenemem.
Deniz kabuklarını denizden toplaması da ayrı zevklidir.
Yüzeyden hazine arar gibi tarar, dipteki taşlarla karıştırmamayı öğrenir, zeminin yapısına göre kabukların nereye sürüklenmiş olabileceğini tahmin edip dala çıka toplar durursunuz.
Topladıklarınızı elde tutma, denize düşürmeme çabası vardır hep.
Siz kadar seri toplamak mümkün olmaz ama yine de zevkli gelir bana.
Hele böyle büyük, desenleri belli olursa pek bir keyifli olurum.
**
* - +1 yıl
Allahtan benim çevrem sizinkiler kadar haz almıyor deniz kabuğundan da bana kalıyor hepsi.
Ben de sizinkine benzer şekilde saklıyorum kabuklarımı.
Tabi yine masamda. Şu fotoda sağda görüldüğü şekilde bir kısmı;
https://i.hizliresim.com/J7kO2W.jpg
Kalanı da o tasın uzun, ince belli olanında başka bir masada duruyor.
Sevdiğim objelerle harmanlamak hoşuma gitti. Hepsi bir arada.
Ama oltalara, kumsallara, deniz yıldızlarına aldığınız mesafeye şaşırdım ve üzüldüm.
Ben bu konuda biraz farklıyım sanırım. Ben hep canlı tutmak isterim.
Eski anıları canlandırmak, bir tarafım eksik de olsa tekrar yaşamak, dualarımla yanıma çağırmak, yad etmek isterim.
Peşlerini bırakmam. Gerçi bu hayatımdaki birçok şey için geçerlidir, bir huy sanırım.
Tabi insanın düşününce bile göz pınarları depreşiyor.
Ama olsun ben hala o anıların izlerini takip ediyorum ara ara.
Üzerleri toz tutsun, unutulsun istemiyorum.
**
* - +1 yıl
Yıkılmamışsa, üzeri betonlaşmamışsa eğer o yerlere, eşyalara da sahiplerini aratmamaya çalışıyorum.
Masalarımın böyle oluşu da biraz bu yüzdendir.
Geçmişe demir atmadan ama geleceğe kapılıp geçmişi de gözden kaybetmeden.
Size şurayı göstermek istiyorum. Bakın burası da benim en büyük sahilim.
Rahmetli ananemlerin evi.
https://i.hizliresim.com/D86yam.jpg
Yıldızlarımı topladığım deniz, içine hazinelerimi gömdüğüm kumsal.
Yıkılacak olan son kalem.
Bazen de şu fotoğrafa bakar, çektiğim anı, o hisleri hatırlarım.
https://i.hizliresim.com/ZAQOo3.jpg
Bir daha asla o kareyi göremeyeceğini bildiğin o son bakış.
Yangından kurtarmaya çalıştığın son hatıradır o.
Yıkılmadan önce içine hala ara ara fırsat oldukça girer her bir santimine kazılı izleri tavaf eder,
Herşeyi o koca boşluğa tekrar yerleştirmeye çalışır, ne içerde ne de içimde oturacak bir yer bulamayınca da hüzünlenir
Son kez dokunuyormuş gibi bir daha dokunur çıkarım.
Neyse öyle işte... - +1 yıl
Evet bazı hatıralar bazıları ile güzelmiş, olmuyor, yerleri dolmuyor
Ben tekrar teşekkür ederim, beni güzel hatıralarınıza ortak ettiğiniz için.
Ve beni de anılarıma götürdüğünüz için.
Umarım sıkmamışımdır.
Ben de size de taze ve güzel anılarla, deniz yıldızlarıyla dolu bir gün diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Sizin için bir ithamda bulundum affınıza mağruren.
'Benden önce dünyaya teşrif etmiş erkek versiyonum.'
Tamam çok iddialı oldu bu.
Ama benim ütopyamdaki iddia olsun bu ne dersiniz? :)
O pencere neydi öyle!
Üzerine bir kitap dahi yazılabilir.
Haklısınız ki hatıralar insanın paçasına yakışan bir çocuk misali.
O masada kim bilir kaç kere tabak çanak sesi yankılanmıştır.
Ya da Allah bilir o pencereyi kaç top kırmıştır.
Benim ütopyama şimdi bir ev inşa ettiniz siz.
Ben o eve her şeyi sığdırıp her şeyi yazarım da hayal dünyamda, hatıraları yaşayana saygısızlık olur.
Fotoğrafta kaldığı gibi, benim hayal dünyamda da köşede kalsın en harabe haliyle.
Evsiz insanların ısınabileceği geceleri, korkan çocukların çarşaftan yaptığı çadır misali..
Allah bu anılara özne olan ve yitip giden sevdiklerimizin mekanlarını cennet etsin.
O masaya söylecek bir kelimem kalmadı benim.
Siz zaten biliyorsunuz yazmadıklarımı da, yazamadıklarımı da..
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
https://hizliresim.com/J7kQmJ
Sizin o satırlarınızı okurken, keşke ben çekmiş olsaydım dediğim bir fotoğraf karesini anımsattınız bana.
Sanki buradaki çocuğun gözleri ile yazdınız onları.
Sanki mektubu bu sefer güvercinler değil de,
Bu çocuk elime tutuşturdu.
Yüreğime öyle bir hüzün düştü, öyle bir gülümsedi yüzüm işte..
Zeki Mürenler..
Müzeyyen Senarlar..
Daha nice Türk Mûsikîsini duydum o evden gelen seslerde.
O pencerenin önüne koyulan bir radyodan geliyor gibiydi..
Ve ben hatıraların ve hatırların bir fincan kahveye sığamayacağını biliyordum, yeniden anladım.
Muhabbet dolu yaşlı gözlerin buğulu bir cam oluşunu ki bu sizde gördüğüm buğulu İstanbul penceresi gibi, buruşuk ellerin açtığı radyonun güzelliğini tekrar anladım.
Teşekkür ederim yine yeniden ve nice yenilerinden..
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
https://hizliresim.com/n5mOv5
Ve bir de içimdeki yetimi, böylece bıraktım o pencerenin önüne hayal dünyamda.
Çünkü bu resim de canlandı zihnimde, satırlarınız ve pencereniz sayensinde.
Bekleyişleri de anımsattı bana, gurbetçi giden evladını bekleyen bir teyzenin her akşam o masaya bir tabak fazladan koyması misali.
Kocasının resmini şöyle radyonun yanına koyması ve mezarından bir avuç toprağı da yanındaki bardağa koyması misali.
Bir dakika!
Kalem yine benim hayal dünyama kaydı.
Pardon..
Ben sizin kalbinizdeki hüzün gözlerinize yansımasın diye o pencerenin önünde oturup dışarıya bakan kız çocuğunun ufkuna pamuk şekeri arabası çizerim.
Birazdan doluşur tüm çocuklar çığlıklar ile.
Sonrası Allah Kerim dediğiniz gibi :)
Bunları benimle ve yetimlerimle paylaştığınız için teşekkür ediyorum.
Siz ufukta beliren o adamsınız biliyorsunuz.
Bilmediklerinizi de biliyorsunuz.
En derin hürmetlerimi sunuyorum..
Sevgiler.. - +1 yıl
İthamınız benim için bir şereftir, ben de benzer düşünmekteyim
Bazen bu kadar da olur diye hayret etmekteyim.
Ancak başka bir yorumunuzda sizin de dediğinize benzer şekilde yeterince tanısanız buna layık görürmüydünüz acaba diye de düşünmeden edemem.
Ama iddianıza katılıp ütopyanıza ortak olma isteğinden de kendimi alamam :)
Siz o eve sığar da taşarsınız bile eminim.
Eksiğine fazlasına hiç müdahale etmem. O olasılıklar da güzel gelir, izlerim ben.
En harabe hali değil, bilakis bu ev artık ancak hayallerde sağlamdır.
Ona bir dayanak da sizin hayalleriniz olsun
Allah bu anıları hayalden öte gerçek yapıp gidenlerin makamlarını pürnur eylesin. Amin.
O masaya benim de söyleyecek pek bir kelimem yoktur.
Ben zaten anca açar dinlerim onu. Ben bakarım o anlatır, o hayalleri hiç bölmem. - +1 yıl
Gönderdiğiniz fotoğrafa bakınca da ben açıkcası hiç etkilenmedim.
Ama öyle ilk sanıldığı gibi değil. Baktım, baktım o kadar tanıdık geldi ki, sanki benden gibi.
O yüzden ilkin anlayamadım, aynı dede evimin pencere demirleri gibi
Sanki bir zamanlar benim gibi o demirlerden kafasını nasıl geçirebileceğini düşünür gibi.
Sanki bisiklete binen arkadaşlarını izler gibi.
Sanki kaymakçı, dondurmacıyı gözler gibi.
Sanki dedesinin motorunun kendine has sesini duymuş da onu gözlemeye koşmuş gibi.
Sanki ben gibi.
Ben de teşekkür ederim beni, anlatabildiklerimi ve anlatamadıklarımı bu kadar iyi anlayabildiğiniz için. - +1 yıl
Sizin pencere önünüz de pek bir renkliymiş.
Pek bir huzurlu, pek bir pamuk şeker vari.
Kaleminiz sizin hayal dünyanıza daldıkça ben de peşi sıra o dünyaya dalmaya razıyım, yürek vurgunu yemeyi göze alarak.
Bizi bu maviden mahrum etmeyin.
Mavi olmasa da mühim değil, sizden olsun kafi.
Ben hayatınızdaki, hayallerinizdeki her rengin mavi olmadığının, olamayacağının da farkındayım.
Ama o renkler nasıl üzerinize bir şekilde uyup size yakışıyorsa ben de size uymaya hazırım, çekinmeyin.
Ama ben çekiniyorum elimde değil.
"Gurbetçi giden evladını bekleyen bir teyze" dediginiz o kadın da sanırım benim annem.
Siz öyle deyince benim de aklımda ufak bir anı canlandı ama sonradan nedense anlatmaya dilim varmadı.
Sizi üzmekten çekindim.
Diğer tahminlerim gibi içime doğan, satır aralarınızdan kaptığım ama belki de kuruntu olan hüzünlerinizden birine çarpıp sizi üzmek istemedim.
Şimdi dilimden sadece Allah yaşadığınız eksiklikleri daha hayırlılarıyla tamamlasın demek geçiyor.
Sevgiler. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Hüzünsüz zaman olur mu?
Olmaz.
Sizin vereceğiniz hüzün, yara bırakmaz.
Hem yara da olacaksa, ben razıyım gerisini duşünmeyin.
Bu yüzden diğer mektubunuzda hatıranızı paylaşmaktan çekinmeyin.
Farkettiğiniz satır aralarındaki gerçeklik, olmayan bir durum değil.
Ama olup da gelmemiş olan bir gerçeklik.
Biliyorum ki kalemden akan her renge razı olacaksınız, benim razı olduğum gibi.
Ne çıkıyor ise onu sunuyorum zaten.
Elimden geleni yapmakta çok iyi değilimdir lakin sizde bunu deniyorum ne yalan söyleyeyim.
Sunduğunuz beyaz sayfaları kirletmek istemiyor, yazmak istiyorum.
Siz notalara basın, vereceği duyguyu düşünmeden.
O pencereden bakmaya da devam edin.
Bugün fazladan bir bakış atın dışarıya benim için.
Biliyorum ki yıldızlar selamlayacak sizi seve seve.
En azından bunu borçlular bana. :)
Sizde de hepsini selamlayacak yürek vardır, hissederim.
Görünmeseler de size, nazlı bir yare el sallıyor misali gülümseyin onlara..
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Dualarınız için teşekkür eder ve bilmukabele derim.
Esklikler bazen büyük varlıkları getirir size.
Varlığa giden yolda fedai olmak gerekirmiş.
Bu hayat, son perdeyi çekerken tüm fedailere selam edermiş anlatılanlara göre.
Yazarın da dediği gibi "ben o selamın peşindeyim."
Siz, adım attığınız yollara dikkat edin.
Her yolun sonunda selamı hakedin isterim.
Belki maviler olmayacak lakin rengin her türlüsüne razıyım şu hayatta.
Siyahına bile.
Renksizlik kötüdür bilir misiniz bilmem.
Âmâ birinin renk nedir bilmeyişini bilirim kendimce.
Bazı duygular âmâdır çünkü.
Âmâ kalmaya mahkumdur.
Ne renk ile boyasanız tutmaz boya, gözyaşı olur da akar.
Ya da taşırıverirsiniz rengi.
Sonra resime de küsersiniz boyaya da.
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Kaleminiz ile defterimin arka sayfalarına bir gökkuşağı çizdiniz.
Marifetli ressamsınız vesselam!
Hayatınızda renksiz dakikanız dahi olmasın,
Yetim duygularınız olmasın hiç.
Ya da varlığa gidecekseniz, varsın yetim de olun yetim de bırakın.
Sevgiler.. - +1 yıl
Benim korkum hüzün vermekten çok kabuk tutmuş hüzünleri kaldırmaktır.
Ama madem bilmukabele dedik karşılıklı, hesabı kenara ayrıdık, gönülden düşeni ayırmayalım sunalım dedik.
Ben de buna uymaya çalışayım o halde, ağır aksak, elimden geldiğince.
Sunduğum beyaz sayfalar helali hoş olsun, onlar kirlenmek için doğmuşlar, onlar için kirlenmenin böylesi güzeldir.
Gece gözlerim dalmadan uykunun koynuna son bir kez selam ettim onlara, onların da size selamı vardır eminim.
Ben gönlü âmâları bilirim. Siz de duymuş ya da rastlaşmışsınızdır ancak.
Ama onları bu kadar detaylı, renkli anlatabilmeniz bunu yaşamış olmanızdan değil bu kadar renkli bakabilmenizdendir, bilirim.
Peki tutmayıp gözyaşıyla akan o duygular nedir öyle.
Gözyaşından bile duygu taşmıyorsa, duyguları pişirmiyorsa yazık ki ne yazık öyle gözyaşına.
Allah öyle gözyaşlarının önüne kapılmaktan korusun bizleri.
**
* - +1 yıl
Size kağıdınız kadar beyaz tuvaller, size aşık, ellerinize bulaşmak için can atan renkler ve gerçeğini bile imrendiren resimler dilerim.
Ancak sizden, kendiniz dışına marifet kelimesi çıkınca gerçekten bir duraksıyor fırçam.
Resmimdeki karakterler bile etrafa bakınmaya başlıyor nerde diye.
Bu arada Cin Ali'lerimin karakterlerinize, yetimlerinize selamı var, renklerinden öpüyor.
Artık o da en azından renkli bir dudaklara sahip.
"Gurbetçi giden evladını bekleyen bir teyze" dediğiniz o kadın da sanırım benim annem.
Zaman, ikinci büyük sahilim dediğim diğer evimizin daha sağ olduğu zamanlar.
Yıllarca ayrı bir odayı hayal ederek oturma odasında, bir sedirin üzerinde yattığım zamanlar.
Ve akşamına gurbete düşeceğim bir günün sabahı.
Odaya geliyorum.
Annem genelde tam kaldırılmasa da düzenli bir şekilde serili duran yatağımı bu sefer kaldırıyor.
Şakasına gülerek takılıyorum; "Ne o, ben gitmeden yatağım mı gidiyor. Gitmemi mi bekliyordun?" diyorum.
**
* - +1 yıl
O yine de cevap veriyor: "Yüklüğü topluyordum da el atmışken hepsini toplayayım dedim" diyor.
Takılıyorum ya, önemli değil, diyor geçiyorum...
Bir hafta sonrası...
Uzaklardan annem arıyor.
O zamanlar biz genelde haftada bir görüşürüz.
Telefonu açıyorum. Alo'dan önce annemin ağlaması duyuluyor.
Bir şey oldu sanıyorum. Telaşla ne oldugunu soruyorum.
Bir şey yok, diyor. Ama bir yandan da içli içli ağlamaya devam ederken konuşmaya çalışıyor:
-Senin yatağına yattım, ordan arıyorum.
-Benim yatağım mı? Niye yatıyon ki benim yatağımda, diyorum.
-Sen gittikten sonra o gün dediklerin aklıma gelince dayanamadım, tekrar yaptım. Bir haftadır senin kokunu koklaya koklaya uyuyorum. Şimdi de özledim aradım, diyor.
Sonra, sonra işte ne olsun. Gurbetten annemi teskin etmeye çalışıyorum bir yandan da sesimin kontrolünü kaybetmemeye çalışarak.
Konuşmanın ardından da kalkıp gidiyorum, soğuk yatağımı ısıtmaya çalışıyorum.
Oturuyorum, ısınmıyor.
Yatıyorum, ısınmıyor.
**
* - +1 yıl
Battaniyeler, yorganlar atıyorum, ısınmıyor.
Sayısız yatak değiştiriyorum, hiç birinde ısınmıyor.
Velhasılı kelam o yataklar bir sekiz sene ısınmıyor.
Ama aslında sanırım yatak değil, ben gurbete ısınamıyorum...
En sıcak yataklar sizin olsun, gönlünüze asla gurbet düşmesin.
En uzun gecelerin siyahından aydın günlerin renklerine firar etmiş gün gibi sizi ve renklerinizi selamlarım.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
https://youtu.be/exKLbNtwwr4
Bunu belli bir yıl çok dinlerdim.
Şimdi dinlemeyeli çok oldu.
Aklıma düşürdünüz :)
Teşekkür ederim düşürdükleriniz ve hatıranız için.
Annenizden de bir ömür ayrı düşmemenizi dilerim.
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, gözleri arıyor bilirim.
İsterseniz siz de torun torba sahibi olun,
Gözleriniz arar yine de, başınız bir anne dizi ister, saçlarınız bir anne eli..
Birbirinizin kıymetini bilin dilerim.
Bunun hakkında sadece bu kadar kelimeye sahip olduğumu bildiririm.
Güneşli bir sabah bugün burada belirdi.
Kuşların kanat çırpışlarını duyuyorum sabaha karşı.
Hastane terasını mesken bilmişler, aralarında da kendilerine bir efe seçmişler.
Paylaşımsızlar..
Amma bencilmiş bu güvercinler.
Serçeler daha usluymuş bilir misiniz?
Attığım ekmekleri yerken kenara kayıyor sanki diğer serçeyi buyur edermişçesine.
Buyur edilen de buyur ediyor pek tabi.
Hayvanlar alemi de garip lakin insanlar alemi daha da garip.
Kimin dişi kime yeterse ona bileniyor.
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Diş bilemekte üstümüze yok.
Ben de fena biliyorum da işte..
Sevmeyi öğrendim saymayı öğrendim diyelim.
Karanfilleri sever misiniz?
Papatyalar kadar sevmem.
Lakin beyaz karanfili çok asil buluyorum.
Soluşu bile, gitme vaktinin geldiğini gören bir asilzadenin kalkışı gibi.
Öyle asalet dolu..
Öyle zarif..
Zarif demişken, Zarifoğlu'nu da seversiniz herhalde.
Bazı şeylerin eksikliğini de varlığını da güzel anlatır.
Çok beğendiklerim arasından bir dizesini sizinle paylaşır, hayırlı günler bol tebessümler dilerim..
"Evet hatırladım,
Küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye.
Ya mutluluğa..."
Sevgiler.. - +1 yıl
Ah ah ah. Bu nasıl parçadır.
İlk defa dinliyorum ve ilk girişiyle beraber yavaşça dokundu omzuma, oturttu beni yerime.
İnsanı usul usul yoğuruyor, yufka açar gibi.
Haydi hazır, saca at pişir.
İnsanı zorla yufka yürekli yapacak sanki.
İnsana yuvasında gurbeti yaşatır bu parça ama insan şikayet edemez ki.
İnsanı denize, güneşe hatta pamuk şekeri bulutlara bile bir farklı baktırıyor.
Bu arada bulutları sadece pamukken şeker yapan güneş imiş.
Güneş gidince pamuk şekerin de şekeri kaçıyormuş.
Şimdi daha iyi farkettim.
(Bu satırları yazdığım saatlerde yani)
Bu etkilerini düşününce, düşürdüklerimle bir şeyleri tekrar kırmamışımdır inşallah dedim kendi kendime.
Ama değerli bir keşif oldu benim için, teşekkür ederim.
Sizin anne konusunda kelimeleriniz tükenince benimkiler de yetim kaldı bir anda.
Kelimeleriniz bu konuda başrole terfi ederek bereketlenir diye umarım ben de
Şayet benim hiç öyle bir şansım olmayacak yaradılış itibari ile
Daha güzel kelimeler tatmanızı dilerim - +1 yıl
Sabah benim de pencereme bir güvercin konmuştu
Size selamını fotoğrafla iletmeye yeltendim ama utanıp, yorum yok diyerek kaçtı
Eh rol dağılımımızda bana güvercinin düşmesi boşuna değil. Bilirim bencildirler
Bazen saatlerce peşlerinden koşarsınız bir poz bile vermezler, onu bile kendilerine saklarlar
Serçeleri bilmez miyim
Beyazıtta az koşmadım peşlerinden
Polisler öğrencilerin, ben serçelerin peşinde.
Küçükken de farklı sayılmazdım
Yuvasından düşen, daha uçmayı beceremeyen serçe yavrularını beslemeye çalışırdım
Ama ne verirsen ver bir annenin yerini tutmuyor demekki
Onlara bilenen kedilere rağmen yine de hep kaçarlardı benden
Dediğiniz gibi, bilenen bilenene
İnsan da bazen diş bilemeden kendini alamıyor
Tesbih eyliyoruz dişimizi, Gıcır gıcır YA SABIR çekiyoruz.
Sizde tahmin ettiğim ve en çok takdir ettiğim şeylerden biri de bu sanırım;
Mücadeleniz, insanlara rağmen kendinizle mücadeleniz
Bazen sanki o anları hissediyorum, diş sesleri ardından sakince gelen telkin - +1 yıl
Açıkcası ben daha kendime tam öğretemedim.
Dedim ya bencilim, haketmeyenlere bile dağıtacak kadar sevgim yok.
Sevdiklerime anca yetiyor.
Bunu düşününce sevginizin çokluğunu ayrı takdir ediyorum.
Saygı ise daha derin mevzu.
Ben şimdi karanfili düşününce papatyadan ayıramadım doğrusu.
Karanfilin kırmızısı da beyazı da bana ayrı hoş gelir.
Beyazı bana da bir gelinliği çağrıştırır nedense.
O da yuvasından bir gelin gibi kopar gider ellere.
Karanfilin kokusu hele çok güzel gelir.
Ama papatya da başkadır tabi, anlatması buraya sığmaz.
Ve düşündüm de, kelimelerimin papatyayla onca dansına rağmen karanfili ihmallerine şaşırdım.
Ama daha çok karanfilin aklınıza nereden düştüğünü düşündüm.
Çiçekler kopuyor, camdan bir mapusa düşüyor vazolarda.
Vakti sayılı.
Kiminin ölümü kiminin de mutluluğu oluyor işte.
Zarifoğlu'nu da okuduğum, tanıdığım kadarıyla severim ancak siz kadar tanıdığımı sanmam.
Sayenizde biraz daha tanıdım, biraz daha sevdim. - +1 yıl
(Burada Zarifoğlu'nun dizesi için aşağıdakilerden daha kısa, net, derli toplu bir şeyler karalamıştım ama maalesef yanlışlıkla silindi. Sonra da toparlayamadım. İçimde kalmasın, aklımda kalanlardan bir şeyler yazayım dedim artık bende)
Küçük, basit şeyler, iğne ucu kadar bile olsa acı verir, kedere sürükler.
Peki mutluluk, o kadar basit midir de ona ulaşmak kolay olsun.
Mutluluk büyük olabilenler için bir ödüldür bence.
Büyük insanda küçük şeyler bile büyük görünür.
Küçük şeylerden mutluluğu yakalayabilmek için bir o kadar büyük olmak gerekir.
Herkes büyüklüğü nisbetinde küçük şeylerdeki mutluluğu yakalayabilir.
(Düşündüğümü anlatamayınca dert oldu, bir da bonusu çıktı, durduramıyoruz kalemi. İnatla saçmalamanın kıyılarında olta atıyor)
Mutluluğu yakalamak balık tutmak gibidir.
Ufak insanlar, beceriksiz balıkçılar gibi büyük mutluluklar yakalayamazlar.
Yakalanan ufak bir balıkla da ancak şükrü büyük insanlar mutlu olabilir.
**
* - +1 yıl
Büyük mutluluklar yakalamak ise ustalık gerektirir.
İnsan iyi bir balıkçı olmadan da bazen ya nasip deyip büyük bir mutluluğa rast gelebilir.
Ancak rast gelse bile beceriksizliği yüzünden çekmeyi beceremez.
Mutluluk kısa bir heyecanın ardından balık gibi kaçar.
O zaman kaçan mutluluk büyük olur ve tabi ardından gelen keder de.
Onun için nereye olta atacağını bilmek, sabırla bekleyebilmek ve ağa takılınca ustalıkla o mutluluğu gönle çekebilmek gerekir.
Sonra o da yetmez, balıktan anladığı gibi mutluluktan da anlamak, onu gönülde pişirmeyi bilmek gerekir.
Aksi halde insan kaçan balığa kızar kedere düşer.
Teknesi dalgaya kapılır kedere düşer.
Balığın pulu eline batar kedere düşer.
Ağzına kılçığı takılır kedere düşer.
Velhasılı kelam bence mutluluk ancak maharetliye düşer.
Kaçan ipin ucu için affınıza sığınıyorum. Bugün bir dağınığım.
Sayfaları ve kalemleri benim gibi yormayan tüm yazarlara selam ederim.
Sevgiler. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Bu kadar olur..
Tavsiye olarak gelen bir şarkı dinliyordum ki bildiriminiz geldi.
Karanfil üstüne karanfil..
Vay be! :)
Mektubun sonunda link atacağım inşallah.
Neden karanfil diye sordunuz..
Hastane önünde çiçekçi bir adam var.
O kadar çiçek arasında gözüme nedendir karanfil takıldı.
Dedim ki, hazır inmişken dedeme alayım bir tane.
Beyaz karanfil hepsi arasında benzettiģiniz gelin misali duruyordu.
Aldım bir tane.
Odaya doğru yol almıştım ki içime sinmedi.
Yıllar önce rahmetli olan babaannem için de bir tane alayım dedim ve aldım.
Şimdi muhteşem! dedi içimden bir ses.
İşte şimdi, çiftken güzel oldular.
Bir iken de biz iken de güzeldiler.
İçime fazlası ile sindi.
Odaya kadar yürürken aklımdan geçenleri kelimelere dökemem.
Dedemle babaannemin düğününü mü düşlemedim, ilk çocuklarını kucaklarına aldıkları zamanı mı düşlemedim, hayat gayesinde zamanla aynı yatakta birbirlerine artan mesafeleri mi düşlemedim,
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
... dedemin karısını yitirdikten sonra dışavurum yapmadan içinde yaşadığı acıyı mı düşlemedim..
Birçok şeye anlam yükledim.
Belki bu kadar anlamı görselerdi, zamanında her şey bambaşka olurdu.
Belki insanlar kıymet bilselerdi, gözyaşlarını sadece mezar başına saklamazlardı.
Gözyaşı ile bir çiçeği sulamayı öğrenebilselerdi, toprak bu kadar fedakarlık yapmak zorunda kalmazdı.
Neyse..
İşte o çift karanfilleri baş ucuna koydum dedemin.
Suyun içine koydum, dalından kopartılan çiçeğin solma ihtimalini ilk defa düşlemek istemedim.
Ve inanır mısınız, ikisi de aynı anda solup aynı anda çöpün yolunu tuttular.
İşte o an anladım ki gidecek olanın önünde dağ olsa duramaz.
Tutamadım ki en güzel yaprağından gitmesin diye.
Yapamadım.
Aciz bir kulum ben de en nihayetinde..
Peki o ikisi aynı anda elime gelip de aynı anda çöpe nasıl gittiler?
Çiçekler çift çift yaşarken her anlarını, insanlar neden yeri gelir suyunu değiştirmek ister, anlamadım..
** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Kısa ömürlerinde kısa çürüyüşlerini nasıl bu denli biz'ken yaşadılar?
Bilemedim..
Aman dikkat!
Bu bir aşk romanı değildir.
Ne dedem ne de babaannem öyle dillere destan aşk yaşamadılar.
Ama ben küçüğüm işte..
Bazı düşleri istediğim gibi karalar çizerim.
Bazılarını istediğim gibi boyarım.
Ben de güvercin misali bencil miyim ne!
Güvercin demişken, o kaçan güvercini en derin sevgilerimle selamlarım.
Kovaladığınız serçelerin ufacık kalplerini hızlı hızlı çarptırdığınız için size kızarım! :)
Latife ediyorum..
Küçük şeyleri mutluluk sebebi görebilecek insan kimdir?
Bilgeler mi?
Keşişler mi?
Çocuklar?
Bilmiyorum..
Bazı anlar geliyor ki uçan kuşa mutlu oluyor, bazı anlar kolyemin kırılmasına öfke kusuyorum.
Karar veremedim insanlar mı acayip hayvanlar mı.
Hangi dünyayı hangi dünyaya tercih ettiğimi anlayamıyorum..
*** - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
https://youtu.be/axxhcrP1X4M
Şarkı bu idi..
Serçe demişken bir Sezen Aksu dinleyin en "Küçüğüm" olanından bir ara.
Anmadan geçmeyelim dedim.
Dağınık olan kaleminiz olsun ne yazar..
İnsanın kafası kalabalık iken nasıl olur bilir misiniz?
Dünyanın en iyi temizlikçileri gelse toplayamaz o dağınıklığı.
Zaten kimseye de gel topla diyemezsin.
Her yer mahşer yeri gibidir.
Kapılar arar durursun da anahtarı bulamazsın bu sefer.
Benim kalemim de kafam da yüreğim de bu yazdıklarım kadar dağınık işte.
Rahmetli sanatçının kulağınızın pasını silmesini temenni eder,
Serçe misali sevgilerimi sunarım.
En mavi geceler sizin olsun,
Ve en mutlu..
Sevgiler.. - +1 yıl
Bu sefer geç gelen bildirimim için karanfiller üstüne bir karanfil de benden olsun, en güzel kokanından.
Size, gönlünüze yakın, mesafesiz düşler dilerim.
İnsanız, daha en başta kendi gerçeklerimize mesafeliyiz.
Hangimiz tek iken mükemmeliz ki çiftken mükemmel bir tek olalım.
Bardağın dolu tarafının hatrı yetmeli bazen.
Ki bunu benim gördüğüm büyüklerim gayet de güzel başarmışlar.
Ahh insan gidince kavga etmeyi bile arar eminim.
Hele o dışa vurulmayan, ıslak, dalgın gözlerin, sıkıca kapanmış dudakların ardındaki acı beni daha çok etkiler.
Belki de dediğiniz gibi zamanı gelince, istemeseler de bu kadar susacaklarını bilseler, zamanında da bazı şeylere susmazlardı ya da susmaları gerekiyorken konuşmazlardı.
Aynı olasılık bizler için de geçerli.
Belki de insan topraklığını bu kadar unutmasaydı, yaşarken insanları da bağrına daha farklı basardı. - +1 yıl
Çiçekler biz koparsak da koparmasak da giderler, tutamayız.
Bazen daha çok yanımızda tutmak için, son demlerini beraber yaşamak için onları koparıp alırız.
Daha çok koklandığı, bu bahaneyle el üstünde tutulduğu, kıymeti bilindiği için onlar da böyle mutlu oluyorlardır belki de.
Ve siz en güzel hallerinin şahidi, burnunuzda o güzel çiçeğin en güzel kokularının hatırası ile ona daha çok sahipsinizdir artık.
Gelin gibi olan o çiçek artık sizin mavi kıyılı, bol güneşli (olmasını umut ettiğim) hayallerinizde balayına çıkmıştır.
Ayrıca ben o iki karanfilin aynı anda çıktıkları yolculuğa, bizim daha önce de dillendirdiğimiz tevafuklarımız kadar şaşırmadım.
Biz küçükler küçüklüğümüze bakmadan her şeyi büyütmeyi pek bir severiz.
Olsun, ne çıkar?
Bize yapılan kötülükleri affetmemiz unutmamızın gerektiği gibi kötü anıların üzerini karalayıp gülleri ön plana çıkarsak kötü mü etmiş oluruz?
**
* - +1 yıl
Varsın onların hayatları, birliktelikleri masallardaki, filmlerdeki ve belki de bizim hayallerimizdeki aşklara benzemesin.
Bu gözyaşlarını yalancı çıkarabilir mi ya da dile dökülmemiş şiirleri, yanağa dökülmemiş gözyaşlarını
Benim dedemle ananem de aşık değildi o manada belki
Ama ben zaten aşka başkaları gibi bakmıyorum.
Ben çocukken dedemin ananeme güzel bir cümlesini geçtim fazla konuştuğunu bile duymadığım yıllarda
Kesik parmağına bakıp, ona ne olduğunu sorduğumda, ananen kesti deyişinde gördüğüm kendi tarzında sevişini, ananemin ona gülümseyişini daha sıcak buluyorum.
Bilemiyorum, belki de aşk çöllerde değildir...
Bencilliğimmiz güvercini de aşmıştır belki.
Onlar bile önlerindeki bir parça ekmeği didikleyip başkalarından sakınmadı, bizim aşkı didiklediğimiz, paylaşamadığımız kadar.
Aşkta serçe olabilenlere de selam olsun diyorum ben o zaman.
**
* - +1 yıl
Ayrıca serçeleri ben değil objektifim kovalıyor, o da pek yakalayabilmiş değil açıkcası
Onları izlerken benim kalbimi çarptırdıkları kadar ben onlara etki etmiyorumdur sanırım.
Kızacaksanız onlara kızmalısınız :)
O kadar kuşlardan konuştuk. Ben de eskilerden fotoğraflar buldum, seçemedim, birkaç tane paylaşayım dedim:
https://i.hizliresim.com/Q4BRVv.jpg
https://i.hizliresim.com/D82lvv.jpg
https://i.hizliresim.com/ay3om4.jpg
https://i.hizliresim.com/ZAkL8o.jpg
https://i.hizliresim.com/qmMY43.jpg
https://i.hizliresim.com/31LDY2.jpg
Mutluluk, biz onu anlayamasak da, tarif edemesek de bizim olsun, sizin olsun...
Rahmetliyi dinledim ve pek beğendim, ne de duygulu seslendirmiş.
Gönderdiğiniz parçaların bazısı arada tarzım olmasa da beğeniyorum ve yeni keşiflerim olmuş oluyor, O yüzden de teşekkür ederim.
Ve ayrıca farkettim de şarkılarınızda hep bir hüzün, hep bir ayrılık var... - +1 yıl
Şimdi sizle kendi aramda şöyle bir karşılaştırma yapabilirim.
Benim fikirlerimin işleyişi ya da kafamın dağınıklığı Galatasarayın orta sahası gibi.
Bazen benzetmelerim Sabri'nin ortaları gibi, nereye gittiği belli değil.
Bazen Burak Yılmaz'ın kaçırdığı onlarca gol pozisyonu tekrarlanır sonlanmayan, devrik cümlelerimde.
Genel olarak kelime kontrolu zayıf, fikirler arası pas kaybı boldur.
Paslaşmalar hızlı değildir, duvar pasları nadiren görülür.
Takım genelde gazla çalışır, varsa eser, gürler, bir atar dört yer.
Ama yine de kabul eden öyle kabul eder.
Bunun yanında sizin fikirleriniz Barcelona ileri dörtlüsü gibi.
Galatasaray oyun kurucam, atak yapıcam diye iki saat uğraşırken
Siz topu alınca fikirler arasında hızlı paslaşmalarla cevabı turuncu bildirimlerle iki dakikada yapıştırıyorsunuz.
İşte benim takımın kondisyonu zayıf.
Bir de öncesinde akmasa da damlayan musluk benzetmesi yapmıtım.
Şimdi ona bir de ekleme yapıyorum.
**
* - +1 yıl
Bir de kap delik. Öncesinde hazır birikmiş doluluk ve elde olan ilhamla bir nebze seriliği koruyup size ayak uydurabildim.
Bir yandan kaptakileri harcarken, bir yandan sizin düşündürüp yazdırdıklarınız da üzerine biraz ekleme yapsa da kabın dibini gördüm üretkenlik açısından.
Aslında o kaba başka şeyler konulup da sunulabilirdi belki ama ben size yakışması için çabaladım.
Onun üzerinde başka çatlaklarım da eklenince uzak kaldım, bazen böyle olur bende,
Bazen önceden olduğu gibi dolmasını bekler bazen de direk bir teneffüs yaparım.
Ama hep en iyi olsun isterim, kusurum da ondandır en başta zaten.
Ne nazlı kapmış arkadaş diyorum bazen ben de kendi kendime
Uzun uzun anlatma nedenlerimi, anlatabildiklerimi ve anlatamadıklarımı anlıyorsunuzdur umarım... - +1 yıl
Son olarak da size hiç ofsayta düşmeyeceğiniz cümleler, fairplay çerçevesinde yazılmış mektuplar diliyorum :)
Bu sözlerimden sonra ben de hükmen 3.0 mağlup ilan edilirim sanırım zaten.
Ve belki de artık maçlarımı seyircisiz ve okuyucusuz oynama çezası :)
Hayırlısı.
Mutlu pazarlar, mavi günler diliyorum.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Ben Ronaldo olurum ancak, öyle marifetten değil de hani top ayağıma geldiği anda nerede olursam olayım nereye gideceğini düşünmeden kaleye atarım işte.
Bunu kuzenim ile Playstation oynarken de yaptığım için kuzenim sinirden oyunu bırakmak isterdi ne yalan söyleyeyim. :)
Şimdi ben bu mektubu kısa tutacağım çünkü mikrofonu size yöneltiyorum.
Bana aslolan İstanbul'u anlatmanızı rica ediyorum.
Bu fotoğrafı çeken bir insan ne olur ki pranga vurur içindeki İstanbul'a?
Er veya geç anlatın o İstanbul'u lütfen.
Prangayı ve ona sebep olanı hatta ve hatta sizdeki oluşumu anlatın bana.
NFK misali bekliyor olacağım.
En güzel günler sizin olsun.
Karanfilin en güzel kokanı ve mavinin en mavisi sizin olsun..
Sevgiler.. - +1 yıl
Kuzeniniz de ben gibiymiş desenize :)
Ben gol yemenin böylesinden zevk alırım yalnız, o ayrı.
Ama oldu mu şimdi. Maçı tatil ettiniz resmen. Yani ben anlatılacak bir şey varsa anlatırım anlatmasına da kısa tutmanın için bir neden değil bence bu.
Yani başka bir nedeniniz varsa o ayrı. Sizi dinlemeden anlatırsam kendi sesim bana karga gibi gelir.
Hem cidden anlamadım, neyi nasıl anlatacağımı, kaldım öyle.
Yani şu ana kadar anlattığımın dışında anlatmam gerekiyorsa anlatacaklarım pek edebiyata sığmaz, anılar dillenir ve dellenir.
O yüzden dinlemeyi daha çok severim ben.
Kendi prangalarımı çözdürmeye demirciye gider ama demircinin prangalarına girişir sonra içimde prangayla onu uğurlarım.
Aslında tüm yağmuruna, fırtınasına, yani sizin dertlerinize rağmen içinizde günlük güneşlik barınabilen İstanbul'un yanında benim fırtınalarım size sinek vızıltısı gibi gelirdi eminim.
**
* - +1 yıl
Ama siz istersiniz de anlatmazmıyım, anlatırım pek tabi de neresinden, nasıl bilemem.
Ve ben asıl sizdekileri dinlemek isterdim de işte kabuk kaldırmaktan, biraz da yer bilmezlik etmekten çekindim.
O nasıl bekleyiştir öyle..
Her şey gibi bekleyişlerin de en güzeli size yakışır.
Bekletmek de bize yakışmaz ama aksi de elden gelmez.
Maraş dondurmacısının el çabukluğu karşısında afallayan müşteri gibi, kalemim elinizde, öylece kalakaldım.
Yoksa benden bekletişlerimin öcünü mü alıyorsunuz böyle :)
Dilerim; İstanbul'un en güzel yüzü hep size doğru baksın, ben arka sokaklarına razıyım.
Karanfiller hep size açsın, ben kaktüse razıyım.
Dondurmacılar size hiç oyun oynamasın, ben külaha razıyım
Ve Playstation'da kol hep size çalışsın, ben bozuk kola da razıyım.
En turuncusundan, pamuk şeker misali günbatımları dilerim.
Sevgiler... - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Gün batımları sizin olsun, ben gün doğumlarına hasretim.
Ölüm, doğum...
Ne zıt ama!
Biri yastık biri yorgan.
O derece ayrı ve bir o kadar da beraber.
Endişe duyuyorlar mıdır birbirleri için hiç?
Çünkü yaz mevsiminde ayrılırlar da genelde..
Biri hiç kızmış mıdır öteki ile geçirdiği dakikalara tabiat ananın müdahale etmesine?
Öteki...
Ötekileştirilenlerdeniz.
Buna razı olmaktan ziyade, öğrenilmiş çaresizliklerdeyiz.
Geceye ve bir de sessizliğe atıyorum imzamı bugün.
4 gün önce yazsam tam da Cemalinki misali "On üç günün mektupları" olacakmış ya hadi neyse.
Sevgiler.. - +1 yıl
Önce biraz bulutları dağıtmak lazım.
Daha da ötesi bulutların ardına bakabilmek lazım.
Yoksa hepimize gecedir gündüz bile.
Ben gün batımlarında hüzne karşı nöbet tutarım
Gün doğumlarındaki mutluluklara yer açmak için.
Biliyorum, siz de illaki hüzün dersiniz.
Yastıkla, yorganla daha sıcak gelir hüzün.
Ama orada biraz güneşe de yer açmalı.
Doğum ve ölüm en son ne zaman böyle benzetmeler görmüştür acaba.
Biz doğumdan uzaklaşıp, ölüme yaklaşaduralım,
Yorgandan uzaklaşsak da ölüm hep başımızın altındadır.
Şimdi bu düşüncelerle kendimi uzaklaştığım çocukluğumda hissettim.
Yeni günün sabahı, annemin yorganı "artık kalk" diye zorla üzerimden aldığı bir sabah.
Doğumla beraber, sırasıyla gençliğimizi de öyle "artık kalk" diye alıyorlar üzerimizden.
İki büklüm oluyoruz ve ne kadar yumuşak da olsa o yastık, ölüm gibi onun da tadı kalmıyor artık o soğukta.
Hayattan ötekileştiriliyoruz, başımızın altından alınan yastığın yerine başımızın üstüne dikilen beyaz bir mezar taşıyla. - +1 yıl
Öteki...
Ötekileştirilenlerdeniz.
Ötekileşmek bazen kendi içimizde başlıyor
Bazımız kendini tanıdıkça daha da sahiplenirken bazımız da kendi kendini dışlıyor.
O ilki yaptıktan sonra diğerleri daha kolay geliyor.
Ama ölümü ne kadar ötekileştirsek de işte ondan kurtulamıyoruz.
Ne paylaşılmaz canmış arkadaş, herkes onu istiyor.
Velhasılı bunlar hep yastık savaşı işte.
Bu savaş, yastık kafamızda patlayana kadar devam ediyor.
Cemalin on üç güne sığdırdıklarını düşündüm şimdi.
Nasipte belki de Teomanın on yedisi varmış.
Teşekkürler, sevgiler... - +1 yıl
Ölüm ötekileşemiyor.
Bunu nasıl başarıyor bilmiyorum ama baş köşede oturduğu aşikar.
Yastık savaşı yaparken bizi öylece uzaktan izliyor, müdahale edeceği günü beklercesine..
O mu bize küs biz mi ona anlamadım gitti.
Hüznü severim hakkınız var lakin bazen yorucu olabiliyor.
Hiç durmadan koşarsın, nefes nefese kalırsın ya hani.
Böyle boğazın kurumuştur yorgunluktan terden..
İşte bazen böyle oluyor hüzünlenince.
Bir damla suya hasret kalıyorum sonra..
Peki hüzün mü ölümü getiriyor, ölüm mü hüznü getiriyor?
"Çöz bakalım zeka küpü" diyor içimdeki ses bana.
Onu da bir ara azarlamak gerek ya, hayırlısı..
Bazen yolda görünen olmayınca, ayaklarınıza sitemden yapılmış bir halhal takıp adım atıyorsunuz.
İşte o adımların bazen pişmanlıklarını sürüyor bazen ise sefasını sürüyorsunuz.
Yeni günün sabahları gibi huzur dilerim size.
Sevgiler.. - +1 yıl
Allah Allah normalde cevapları seri olurdu, dedim. Aklıma geldi de baktım.
Etiket olmayınca yeni okudum yazınızı.
Bu yastık savaşında ölüm, gürültümüzden şikayetçi bir komşu gibi.
O kapıya dayanınca oyun bitiyor.
Koşmak da nefes nefese kalmak da güzeldir bazen.
Ama gittiğin yer de önemlidir.
Ben de o yüzden sorarım; hüzünden gelirsin de nereye gidersin, diye.
Sorarım ama sevenlere de karışmam işte.
Ben de hüznün az ötesinde ikamet ederim.
Nefes nefese gelip geçenlere su ikram ederim.
Belki de ölüme hüznü yakıştıran bizleriz.
Hele bir vuslat, bir şeb-i arûs sayanları görünce..
İşte kimimiz daha kapı çalmadan tedirgin olup, kapı çalınca da hüzne gark olurken
Kimisi de pamuk şekerle gelecek bir babayı beklercesine oturuyor ölümün kapısının önünde.
Bize pamuk şeker gelmeyeceğini düşünmemizden mi acaba bu tedirginlik ben de bilemiyorum. - +1 yıl
Ben hüznü bazen de kötü huylu bir arkadaşa benzetiyorum.
Sanki bizi elimizden tutmuş da zararlı alışkanlıklara çekip ölüme götürecek gibi
Hüzün ölümün suç ortağı gibi.
Zaten her suçun en az bir suç ortağı vardır.
En başta suçlu, bazen nefs bazen de şeytan...
Ama ölüm de zaten her köşebaşını tutmuş bir satıcı gibi;
Hüzün çekiştirse de çekiştirmese de, o orda ve türlü hilelerle yaklaşmaya, kanımıza girmeye çalışıyor.
Ve ölüm işin içine girince hüzün de ucundan yancı olmaya çalışıyor bize.
Hüzün yalnızı seviyor ama yalnızı da hiç yalnız bırakmıyor.
Sorular ve cevaplar da keşke ölüm kadar yalın olsa...
En iyisi cevapları zeka küplerine bırakmaklı.
Ama önce bir karar vermeli, o küpü zar gibi çevirmemeli.
Naçizane fikrim
Ben süsten de halhaldan da normalde de pek bir şey anlamam zaten.
Haliyle adımlardan gelen sesleri de pişmanlıkları da sefayı da duyumsayamadım.
Ne diyim sürecek sefalarınız olsun..
Sabahlarınız bol, çalacak kapınız da uzak mı uzak olsun..
Sevgiler. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Ben de günahınızı almıştım hakkınızı helal edin.
Etiketi unutmuşum da Allah'tan tecrübelisiniz de bakmayı akıl etmişsiniz :)
Hüzün sadece yalnızları mı sever hem?
İnsan çift iken de hüzünlü olamaz mı?
Hem ölüme bizler hüznü yakıştırıyorsak, sebebini anlamaz mı bu ölüm denen velet?
Sevdiklerimizi alıp götürürken gülecek değildik ya..
Ölüm her köşe başında tablası ile bekliyor ne yazık ki..
Pamuk şeker demişken, dün dışarıda rastladım ve kendime bir tane aldım hatta sizin için fotoğrafını da çektim de işte günahınızı almışken içimdeki çocuğu küstürmüştüm. :)
Sevgiler.. - +1 yıl
Hüzün çiftlere de gelir elbet.
Yalnızlara da gelir.
Ama 'en çok' 'yalnızlığı' sever bence
Ve çift olsalar da yalnızlığa iteler.
Çoğu kişi hüznünü dökecek bir omuz bulamadığından da yalnız ağlar belki.
Bu yalnız ağlamalarda da bence, hüzünle oluşan 'yalnızlığa çekim'in de bir payı vardır.
Teferruatlı düşünmedim, aksi de mümkündür belki.
Hüznün sebebini ölüm anlar da esas gönül anlar mı?
Esas mesele o bence.
Vade, takdir-i ilahi, vuslat...
Gönül bunları anlasa acaba bir şey farkeder miydi..
Benimkiler de işte biraz idealizm, biraz düşünce.
Anlamak da yetmiyor belki.
Ölüm hak, miras helal, derler.
Bu mirasa hüzün de dahildir belki.
Ebubekirlerin, Rumilerin hüznünü de düşününce hele...
Ama yine onlar hüznün sınırını çizmede, mirastaki payının miktarında bizlere örnek olmalıdırlar bence.
İçinizdeki çocuk pamuk şekerlere küsmesin de.
Mühim olan o.
Sevgiler. - +1 yıl
Gönül neyi anlamış ki hüznün sebebini anlasın.
Neyin önünde durmuş ki ölümün önünde durabilsin.
'Karalar bağlama gönül, gün doğuyor bak' demek düşüyor bizlere.
Tampon görevlerimiz hiç bitmiyor.
Pamuk şekerlere küsmeyeyim lakin pamuk şekerciye küseyim istiyorsunuz siz de adeta.
Aslolan pamuk şekeri olduğu için mi?
Olabilir..
Kim bilir..
Sevgiler.. - +1 yıl
Etiketi yine unutmuşum yahu..
Yaşlanıyorum ya da bunuyorum..
@BeyazAtlıKurbağa - +1 yıl
"Hüzün yalnızlığı sever ama gönül anlar mı?", dedik.
"Gönül neyi anlamış ki?", dediniz.
Haklısınız. Bazen anlamaz, evet.
Eh işte bu yüzden, hüznün aksine "Gönül de yalnızlığı sevmez."
Ona anlamadığı kısımları anlatacak, eşlik edecek bir akıl gerek.
Gönül akla hissedemediklerini, akıl da gönle anlayamadıklarını anlatacak.
Aksi halde durum zor.
Gönlün ölümün önünde durması şöyle dursun
Biri olmadan ötekisi tek bacaklı, topal kalır.
Sağlam bir adım bile atılamaz.
Ve
Pamuk şekercinin elinde pamuk şekerler olmasa ona kim bakar ki.
Pamuk şeker gidince çocuklar da gider.
Başrol hep pamuk şekerdedir.
Pamuk şekerci unutulur ama pamuk şekerler unutulmaz.
Çocukların gözleri pamuk şekerin renginde, burunları kokusundadır,
Bu yüzden kulakları şekercinin sorularına, sözlerine uzaktır..
Herkes pamuk şekerin rengini bilir ama şekercinin rengini bilmez.
O yüzden aslolan çocuklar ve pamuk şekerlerdir, evet.
**
* - +1 yıl
Pamuk şeker bitince tezgah boşalır, herkes evlerine dağılır.
Şekerci de bunları bilir, buna alışıktır.
O yüzden beklememeye de alışıktır.
Sizin gözünüz yaşlanır en fazla.
Ama yaşlandığınızı sanmıyorum.
Bunadığınızı da sanmam.
O da olsa olsa en fazla bende vardır.
Bulup da bunuyorumdur belki.
İnsan yıllarca etiketlerden sakınır.
Sonra gelir etiketlenmeyince de görmez olur :)
Sağlık olsun.
Sevgiler.. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
Bana bir ülke kurun o halde uzak diyarlarda, sadece pamuk şekerlerinin ve çocukların olabileceği.
Ben de oranın yönetimi ile uğraşıp durayım.
Pamuktan bir ülke..
Gönül hiçbir şeyi dinlemediği için, o ülke sınırında bırakmak şart olsun.
Yaramazlık sadece çocuklara kalmış olur hem..
Çocuk gülüşlerinin ve huzurun resmini çizmek de size düşsün o ülkede isterseniz.
İsterseniz, yapabilirseniz, üstlenirseniz..
Tabi ki bu benim ütopyam.
Plaktan gelen seslere anlam vermek zorunda değilsiniz..
Siz de bunamadınız ve yaşlanmadınız kanaatimce.
Görecek güzel günleriniz olmasını temenni ediyorum.
Yaşlılık sıfatını üzerime alıyor, size karanfiller sunuyorum.
Sevgiler.. - +1 yıl
Herkes kendi ütopyasında bir plaktır, döner durur.
Ben ütopyaları ancak yazarım ama (hayal) gücüm orada yaşayacak kadar kuvvetli değildir.
Yani kurduğuma daha ben bile dokunamam.
Anca oturur seyreylerim, resmetmeye çalışırım.
Bazen tuvalime öyle bağlanırım ki yukarda bahsettiğim gibi bir topallık olmasa bile yerimden kıpırdayamam.
Bir ülkeyi, çocuklarını resmederim ama girip de içinde barınamam.
Ütopyalar aynı olsa bile herkes farklı farklı fırçalar değdirir resme.
Herkes aynı manzaraya baksa bile farklı farklı detaylar resmeder.
Ve haliyle farklı farklı anlamlar çıkarır.
Ütopyalar aslında kusursuz gibi görünseler de bence resmedilen o resimler gibidir.
En kusursuz ressamın elinden bile çıksa gerçeğinin yerini tutamaz zannımca.
Her nerede yaşıyorsanız, orada size eşlik eden gülüşler, sevgiler olsun dilerim.. - +1 yıl
@BeyazAtlıKurbağa
"Herkes kendi ütopyasında bir plaktır, döner durur."
Çok doğru..
Dank dank ve dank ediyor kafaya adeta.
Hakkınız var ki en başarılı ressam dahi eksik çizecektir gülüşleri.
Hiçbir şey hiçbir şeyin yerini tutamayacak hep eğreti duracaktır.
Aynı bizim gibi.
Bizim gülüşlerimiz ve mutluluklarımızın ölümün yanında eğreti durduğu gibi.
Üstümüze olmayan giysileri giyme merakımız yok mu...
Trajikomik.
Her nerede iseniz ve kiminle iseniz, her nerede olacaksanız ve kiminle olacaksanız, karşılıklı ruh doymaları ve içten gülüşmeler diliyorum.
Sevgiler..
+1 yılÇoğu klişe zaten. Ama sevmediğim bir şey;Gelin tipinize puan veriyim tarzda ki sorular. Milletin tipine puan vermek sana mı düştü diyesim geliyor sonra elif sakin ol diyorum terk ediyorum soruyu
01 Yorumla
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
18Cevap
- Diğer konusunda 995 cevap paylaştı.
+1 yılDayanamadığım şey herkesin kendini çok akıllı görmesi. Ama 99%'umuz aptal.
İkicisi ise böyle bir soru sorsan herkesin 1% de olduğunu düşünüp diğerlerine giydirmesi.00 Yorumla Eski sevgilimi çok özledim ne yapmalyım? Sevgilimle böyle böyle yaptık ne yapmalıyım daha niceleri... alayından nefret ediyorum kendi sorunun kendin çözemeyen insanlar grubu pasifler işte.
00 YorumlaHiçbir şey umrumda değil de şu ne sorarsan "sorgulama, allah yakar" bakışı var ya ona çok rastlıyorum hepsine lanet olsun god bless me pls
00 Yorumla
+1 yılKadın erkek birilerinin elde edemedikleri için başkalarını kıskanmaları ve ota boka yani soru cevaplarına sazan gibi atlamaları.
00 Yorumla"Sevgilimi seviyom ama ayrıldık napcam, sevgilimle sürekli kavga ediyoz" dan bıktım artık. Ağlayasım geliyor artık..
00 Yorumla
+1 yılOkuldaki Cocuk...
Sınıftaki Cocuk...
Derhanedeki Cocuk...
Dogum Gunu Hediyesii...
Erkek neden bakar...
nasıl kilo verebilirm ( sanki yerken bize sormus )
Gogus buuyutme...
İle Baslıyan sorulardan Gına geldiii ://///00 YorumlaProvakatif siyaset soruları terör örgütü veya haramzadeler adına yapılan provakasyonlar...
00 Yorumla
+1 yılsinirlendiren bişey yok. ama şu nerdeyse sevişecekler benden hoşlanıyomu diye soru soruyolar. çok saçma geliyo
00 Yorumlabir erkek olarak bir bayanın sorusuna cevap veriyorsunuz veya bir bayan sizin sorunuza cevap veriyor ve muhabbet başlıyor bu sırada sapın biri araya girip maydonoz oluyor ben buna çok gıcık oluyorum
00 YorumlaŞişman Kızların Egolarını Tatmin Etmek İçin Zayıf Kızları Hedef Alan Sorusu.
-Balık Etli Kızmı, Yoksa Çelimsiz, Zayıf Kızmı?
Bune Ya.00 Yorumla
+1 yılerkekler bir baksın!
len sanki her erkeğin düşüncesi aynı ben beyaz derim diğer erkek siyah der bıktım artık00 Yorumladershanedeki çocuk
Sevgilimle ayrıldık
Sizce Güzel miyim
Sonu ne yapmalıyım ile biten sorular00 Yorumla
+1 yılkendi sorduğum sorular dahil çok az mantıklı soru soran var zaten
00 YorumlaSizce ne demek istedi, x burcu erkegi, sevdigimi nasil belli etsem...
00 Yorumla
Gizli Üye(36-45)+1 yılBakireligini kaybettikten sonra gelip burada aglayan sızlayan degersiz varliklara gicik oluyorum...
00 Yorumla
Gizli Üye(30-35)+1 yılen klişe BAĞYANLAR NERENİZİN ELLENMESİNDEN HOŞLANIRSINIZ
00 Yorumla
+1 yılGenelleme yapılan sorulardan hoşlanmıyorum
00 Yorumla
+1 yılKendince laf sokma cabasina giren ergenler
00 YorumlaKızların suerklı pestil ayaklarınıngostermesi
00 Yorumlakendini gizleyerek sataşan insanlar
00 YorumlaSizce ben güzelmiyim/yakişiklimiyim sorusu
00 YorumlaDiğer konusunda 965 cevap paylaştı. Gicik olacak kadar takmiyorum :)
00 YorumlaBen nasılım tarzı sorular :)
00 Yorumla
+1 yılhepsi klişe geliyor
10 YorumlaSınıfta hep bana
02 Yorumla- +1 yıl
:D bende sevmiyorum oyle sorulari
+1 yılIçeri gel.
00 Yorumla
+1 yılAşk ilişkileri
00 Yorumla
+1 yılAşka dair her soru.
00 Yorumla
Detaylı bilgi
Bu paylaşımı beğenmene sevindik!
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar