Çok güzel paylaşım olmuş. Beslemeye başlayana kadar ben de fazla sevmezdim. Şimdi deliriyorum sevgisinden. 😍😍 Hatta daha yeni rüyasından uyandım, Minnoş'umu yemiş bir vahşi hayvan. Böğüre böğüre ağladım rüyamda. 😱 Allah korusun.
Bediüzzaman Said Nursi, bu mırmır meselesini tâ Cumhuriyetin ilk dönemlerinde anlıyor..
24. Söz'ün Birinci Dal'ında yer alan o satırlar:
Hattâ birgün kedilere baktım.
Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar.
Hatırıma geldi: “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım.
Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi, sarih bir surette “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm“ diyerek, güya hatırıma gelen itirazı ve tahkiri, taifesi namına reddedip yüzüme çarptı.
Aklıma geldi: “Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa taifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir muterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?” Sonra, sabahleyin başka kedileri dinledim.
Çendan onun gibi sarih değil; fakat mütefavit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hırhırları arkasında “Yâ Rahîm“ fark edilir. Git gide hırhırları, mırmırları aynı “Yâ Rahîm“ olur; mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur.
Ağzını kapar, güzel “Yâ Rahîm“ çeker. Yanıma gelen ihvanlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler, “Bir derece işitiyoruz” dediler. Sonra kalbime geldi: “Acaba şu ismin vech-i tahsisi nedir? Ve niçin şivesiyle zikrederler, hayvan lisanıyla etmiyorlar?”
Kalbime geldi: Şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nazik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar. Okşandığı vakit, hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak esbabı bırakıp, yalnız kendi Hâlık-ı Rahîminin rahmetini kendi âleminde ilân ile, nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve “Yâ Rahîm“ nidâsıyla, kimden medet gelir ve kimden rahmet beklenir, esbap-perestlere ihtar ediyorlar." - Risale-i Nur'dan..
Profil resmimdeki sarışın yakışıklı ile 13 yıl birlikte yaşadık. Onun dışında başka zamanlarda başka kedilerde evimizde yaşadılar.
Kediler sanılanın aksine zeki canlılardır. Ayrıca sahiplerini benimsemeleri halinde sadıktırlar. Onlara saygı gösterilmesi halinde karşılık verirler. Biz insanlar kedilerden mecaz anlamıyla köpek olmalarını bekliyoruz. Gel dediğimizde gelsin, canımız sıkılınca da gitsinler. Halbuki karşımızdakinin bir canlı olduğunu unutuyoruz. Benim sarışın oğlum bana çok iyi bir dost oldu. Beraber yemek yerdik, dinlenirdik, oyunlar oynardık, hatta gezerdik. Onunla aynı şeyleri tekrar tekrar yapar ve sıkılmadan yine yapardık. Sevgi böyle bir şey. Kedi mırıldaması çok özeldir. Aslında annesi ya da koruyucusu ile arasındaki özel bağdır. Mutlu olduğunda ve huzurlu hissettiğinde bunu karşı tarafa aktarma biçimidir. Ben yavrumu uzun uzun sever okşardım. Özellikle yanaklarını kaşıttırmayı çok severdi. O da sabahları beni uyandırırken adeta bir anne gibi yaklaşırdı. Yavaşça ve sessizce uyandırırdı. Hep kibar ve nazikti. Hatta öperek uyandırdığını bile görmüştüm. Kediler isterlerse her şeyi öğrenirler. Tuvalete insan gibi oturup yapan kedim dahi oldu. Kedilerin duygusal zekaları da yüksektir. Çok haklısınız. Aile içi eğitim ve okulda öğretim gibi onunda bana katkısı oldu. Küçcük bedeniyle bana öğrettikleri inanılmaz. Umarım herkes bir gün kendilerine yol gösterecek bir kedi bulurlar.
Üç yaşımdayken evden kaçıp çatı katına çıkmışım annemler ağlama sesimden beni bulduğunda karşımda kedi gözlerini parlatıyormuş dibimdeymiş küçüklük travmam yani kısacası sevemiyorum bir türlü gözleri falan korkutucu geliyor dik dik bakıyorlar
bakış şekline göre değişir, beslediğim kedilerin elimi pençelemesi çok olmuştur ama ben yine de çok severim kedileri, çünkü bana göre bu nankörlük değil, kafasında ne varsa onu yapıyor
En İyi Cevaplar