Bugün yine her zamanki gibi akşamüstü indim sahile. Güneş, kıçından su almış bir gemi gibi yavaş yavaş batarken göğü kızıla, maviye boyuyordu. Güneş çekilirken yalnızlık çöküyordu sahile. Gülben Ergenein " biraz kızıl biraz mavi, yalnızlığın asil rengi" dizeleri geldi aklıma. Bu kadar saçma bir şarkının böyle haklı çıkmasına şaşırıyordum. Güneşin batması gerçekten de yalnızlığı çağrıştırıyordu. Gece, karanlık, ay ve yıldızlar hepsi yalnızlığımızı hatırlatıyordu...

Güneş batmadan bir kaç poz yakalayıp eski bir balıkçı teknesinin üzerine oturdum
Göz alabildiğine boşluk içinde insan varlığına özgü hiçbir nesne yoktu. Geçen hayatımı, şimdi ki durumumu, yanlışlarımı, özlemlerimi, çocukluk günlerimi düşünmeye başladım. İhtiyacım olan ölüm yalnızlığına kavuşmuştum ve benliğime en zor soruları yöneltip kendimce cevaplar veriyordum...
Geçmişi düşünüyordum, zamanı ve onun götürdüklerini...
Zamanın götürdüğü sadece çocukluk günleri değildi şüphesiz. Yıllarımızı alıp giderken gülmelerimizi, sevmelerimizi de alıp götürüyordu. Bir gofrete, bir ciklete gözlerinden mutluluk fışkıran çocuklar büyüdüler. Artık gofretin eski tadı alamaz oldular . Babasının aldığı üç kuruşluk ayakkabıya sarılıp uyuyan o çocuklar büyüdüler markasız ayakkabıya burun kıvırır oldular. Çalıştılar para kazandılar eski tadı yakalamak için. Gofretin ayakkabının en iyisini aldılar ama o eski tadı hiç bir zaman bulamadılar..
Uykum geldiği için burada kesiyorum :) Değerli yorumlarınız için teşekkürler...
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Gündem
Üniversite Tercih
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar