Yağmurlu Bir Sergüzeşt-i Hayat

Hem sesli hem yazılı bir Bence olsun istedim bu kez. İlk kez deneyeceğim. Nasıl olur, kulağa nasıl gelir hiç bilmiyorum. Kendi sesimle anlatacağım size yağmurun seyrini. Uzun yazıları okumaktan sıkılan, ya da bir yerlerinde yarım bırakanlara kolaylık olsun diye. İster yalnızca okuyun, ister yalnızca dinleyin, isterseniz hem dinleyip hem takip edin. Seçim sizin.


Elbette profesyonel bir kayıt olacağını düşünmüyorum. Bir radyo dinletisi gibi olmayacaktır yani. Kulaklarınıza nasıl değecek olduğunu umursamıyorum. Tırmalayacak belki, belki anlaşılamayacak. Bilmiyorum. Dedim ya. İlk kez deniyorum.





Yine oturdum cam kenarına. Toprak kokusunu çekeyim içime diye araladım hafifçe penceremi. Yağmurun sesine kulak kabartarak, öylesine dalıyor gözlerim sokakta koşuşturan insanlara. Kaçıyorlar. Yağmurdan kaçıyorlar deli gibi. Islanmaktan bu denli korkarak koşar adım.


Yaşlı bir adam


Belki de bugüne dek ağzına hiç almadığı küfürler saydırırken yanından hızla geçen kamyonete, tepeden tırnağa çamur olmuş haline bile bakamadan, yürümeye devam ediyor o kamyonetin peşi sıra.


Çocuklu bir kadın


Kucağına sarıp sarmalamış bebeğini ıslanmasın üşümesin diye. Kendisi tir tir titrerken üstelik. Önünde duran her araca “hayır” diyor. “Durma git. Binmeyeceğim”. Beklediği otobüse “Canına yandığımın otobüsü nerede kaldın” diye söverken içinden gecikti diye.


Dilenci çocuk


Üzerinde eski püskü ve oldukça bol gelen incecik kıyafetleri, ayağında, baş parmağı görünecek şekilde yırtılmış ayakkabıları ile karşıdaki tuhafiyenin önünde yağmurun dinmesini bekliyor. Üşümüş belli. Kollarıyla sararken bir yandan kendini, diğer yandan dükkânının önüne sığındığı duyarsız esnafın, ağır hakaretleri ve tekmeleriyle kovalıyor olmasına karşı koymaya çalışıyor.


Seyyar Satıcı


Tekerlekli tezgâhının üzerini naylonla örtmeye çalışıyor. Umurunda değil tepeden tırnağa sırılsıklam oluşu. Sebzeler, meyveler ıslanmasın yeter. Satamaz yoksa. Eve ekmek götüremez.


Gurup halinde şemsiyeler
Yağmurlu Bir Sergüzeşt-i Hayat


Yukarıdan bakıldığında sahipsizlermiş gibi görünen, cadde boyunca arkalı önlü ve birbirlerine ters istikamette ilerleyen şemsiyeleri izliyorum. Bir şemsiye ve altında hızlı adımlarla yürüyen bir çift ayak. Gerisi yok. Kimi zaman birbirlerine teğet geçen, kimi zaman çarparak yön değiştiren, kimi zaman da tutanın eliyle şöyle hafifçe yana eğerek yol verdiği koyu renkteki şemsiyeler. Kaygısızlar.


Ağaç altına sığınan gençler


Karşı kaldırımda, yaklaşık üçer metre aralıklarla dikilmiş her bir ağacın altına sığınan gençler. Yağmurdan değil de, yapraklardan süzülen damlalardan daha az ıslanacak olmaları, işlerine geliyor anlaşılan.


Çamur içinde bir sokak köpeği
Yağmurlu Bir Sergüzeşt-i Hayat



Park halindeki bir otomobilin altında, caddede neredeyse küçücük bir akar haline gelmiş suların üzerinde, boylu boyunca uzanmış bir sokak köpeği. Dilenci çocuktan pek bir farkı yok aslında. Birileri tekmelemiş onu da. Arada bir gizlendiği yerden çıkıp, şöyle hızlıca silkiniyor. Sonra tekrar giriyor otomobilin altına. Daha kuru bir yer aramaya, ya mecali yok, ya da benim bilmediğim bir korunma metabolizması var.


Üç çılgın kadın


Biri karşı binanın ikinci kat balkonunda, biri hemen bitişiğindeki binanın çatı katındaki terasta, bir diğeri de aşağı kaldırımda. Üç genç kadın. Islanmaktan kaçan, bir yerlere sığınan, şemsiyelerle korunanlara inat, yağmurun tadını çıkarmakta. İliklerine kadar ıslanmak için, bir sevgiliyi kucaklarcasına ya da tanrıya dualar edercesine kaldırmışlar havaya kollarını, gözlerini kapayarak çevirmişler yüzlerini gökyüzüne. Benim en sevdiğimden.


Ve ben
Yağmurlu Bir Sergüzeşt-i Hayat


Eşlik etmek için atıyorum kendimi sokağa. Kollarım havada. Yüzüm göğe dönük. Saçlarımdan ve kirpiklerimden süzülürken her bir damlası yağmurun, sevgilinin tenime her dokunuşunda ürpermelerim gibi ürperiyor, aynı zamanda parmak uçlarını hafifçe vücudumda gezdiriyormuş hissiyle kendimden geçiyorum.



“Yağmuru ne denli sevdiğimi bilirsin. Yağmur sonrası toprak kokusunu da. Öylesi kendimden geçerken sana dair, her içime çekişimde buram buram seni koklarım. Islanırken tepeden tırnağa, sırılsıklam olurken tüm bedenim, seni dokurum tenimin her hücresine. Sana dokunur gibi kaldırır başımı, gözlerimi kapar, yüzümde süzülüşüne kaptırırım kendimi. Kirpiklerimi ıslatır önce. Dudaklarıma kadar iner sonra. Öperim. Seni öpüşlerim gibi. Dudaklarına deyişlerim gibi. Öyle ince, öyle ürkek, öyle ben gibi işte.



Bugün yine yağmur yağıyor. Camımı tıklattığında ilk damlalar, koştum hemen. Attım dışarı, senden ne kadar uzaklığım varsa hepsini kendimle birlikte. Elimin tersiyle itiverdim şöyle. Sana sarılır gibi sarıverdim kollarımı birbirine. Seninle vals eder gibi döndüm birkaç kez kendi eksenimde. Avuçlarımı sıkmışım istemeden. Açarsam kayar gidermişsin sanmışım, belki ondan. Oysa sıkmamak gerek biliyorum.

Görsen beni, gülmez gelirdin yanıma biliyorum. İliklerimize kadar ıslanmışlığımızı kutlardık birlikte. Bilirim, en az benim kadar seversin yağmuru sen de. Bir de yağmurda ıslık çalmaya bayılırsın. Saçlarını dağıtmaya da bir sağa bir sola. Özgürce koşmaya sağanak sağanak. Bir çırpıda uzanır dudakların yanaklarına. Gülümsemelerin bitmez. Ben de bitmesin isterim, hiç dinmesin yağmur.



Bir yağmurdan daha sağanak benim seni sevmelerim. Kara bulutların ardına gizlenen güneş kadar sıcak. Gökkuşağı gibi rengârenk sen’imle bende hayat. Serseri ruhum bir o kadar hoyrat.



Bugün yağmur yağıyor. Bak, günümün sen olması için bir nedenim daha var bugün de. Bugün de yine günlerden sen. Tıpkı diğer günlerim gibi.”



#Sevgiylekalın


#Blueobsession

Yağmurlu Bir Sergüzeşt-i Hayat
Cevapla