Çocukluğumun En İyi Sırdaşı Dedem!


Ankara’nın kaybolmaya yüz tutmuş semtlerinden birinde, müstakil bahçe içinde bir evdi bizim evimiz. Orta halli bir ailenin tek çocuğuydum. Annem ve babam öğretmen olduğu için günümün neredeyse tamamını dedemle geçirirdim.


Dedem bizim eve geldiğinde, 1.sınıfa daha yeni başlamıştım. Saçlarına beyazlar düşmüş, sakalları olan uzunca biriydi dedem. Dedeme ilk bakışımda ellerinin kırışıklıkları dikkatimi çekmişti. Oysa nerden bilebilirdim ki, dedemin zamanla en yakın arkadaşım olacağını…


Küçükken en çok annemle babamdan ayrı kalmak zor geliyordu.


Ancak hafta sonları beraber olabiliyorduk ama yetmiyordu, daha çok vakit geçirmek istiyordum onlarla. Fakat dedem bir nebze olsa da karşılıyordu bu özlemlerimi. Yeri geldiğinde anne,yeri geldiğinde baba,zaman zaman bir arkadaş,bir dost oluyordu bana.Hatta anne ve babamın yazılı kağıtları ile boğuştukları bir Pazar sabahı hiç unutmam,dedem geldi yanıma. Bana dönerek “Hayırdır evlat,üzgün görünüyorsun” dedi.Anne ve babamdan yakındım dedeme. Bana “Üzüldüğüm şeye bak,kalk hadi ben daha ölmedim senin şu arabalı oyunundan oynayalım” dedi.O an sanki içime güneş doğmuştu.O gün saatlerce oyunlar oynadık,kitaplar okuduk… Zaman hızla ilerliyordu, okulun bittiği gün karne almaya dedem gelmişti.


Koskoca bir seneyi dedemle geçirmiştim.


Çocukluğumun En İyi Sırdaşı Dedem!


O yaşlı haliyle bana o kadar güzel ayak uydurmuştu ki.Kocaman adamın içinden minicik bir çocuk çıkmıştı.Pekiyi ile geçmiştim sınıfı,dedem kocaman bir sarılmış ve yanaklarımdan öpmüştü “Hediyeni törenden sonra alacaksın” demişti. O kadar heyecanlanmıştım ki. Tören biter bitmez dedemin yanına koşmuştum. “Hadi hadi dede ver hediye mi” demiştim ancak dedem “Daha var oğlum, gel marketten alacaklarımız var” demişti.


Marketten ekmek, ayran, et vs. bir şeyler almıştık. Pikniğe gidiyoruz diye düşünmüştüm fakat gideceğimiz yere geldiğimizde işler değişmişti. Biraz daha ilerleyince anne ve babamın da olduğu bir kalabalık “İyi ki doğdun Ufuk” diye bağırmaya başladılar. Unutmuştum, doğum günümdü bugün benim. Öylesine sevinmiştim ki. Heyecanla hediyelere koşmuştum.Ancak bir hediye vardı dikkatimi çeken, kalınca bir okuma kitabıydı bu dedemin hediyesiydi “Onu büyüyünce okuyacaksın evlat” sesiyle irkildim. “Sen nasıl istersen dedeciğim” demiştim. O kadar eğlenmiştim ki o gün…Enfesti…


Yıllar birbirini kovalamıştı.


Lise 1. sınıftım. Yeni bir ile taşınmıştık –annemin tayin durumundan dolayı-.İlin en iyi 2.lisesindeydim. Yaz tatili boyunca bayağı değişmiştim. Lise farklıydı. İnsanlar hiç de ilkokuldaki gibi değildi. Hiç yapmadığım şeyler yapıyordum. Bir sürü arkadaş edinmiştim. Her okul çıkışı arkadaşlarımla bir yerlere takılıyor, zaman öldürüyorduk. Derslerime eskisi kadar önem veremiyordum. Arkadaşlar okul, eğlence derken gün bitiyordu. En kötüsü dedemi aksatıyordum. Eskisi gibi oturup saatlerce onunla konuşmuyordum.


Annemle bu kötü gidişatı fark etmiş olacaklar ki dedemle birlikte alıp beni karşılarına konuşmayı denediler. Dedem girdi söze “Bak oğul seni az da olsa anlıyorum şu an. Biz de geçtik bu yollardan. Gençsin delikanlısın, aklına esen her şeyi yapmak istiyorsun ancak hayat böyle değil.



Sana bir dede nasihati; insanlara çok çabuk güvenme ve en önemlisi herkesi kendin gibi sanma. Bazen hayat sana öyle bir tokat çarpar ki ne olduğunu anlayamazsın” dedi.



Umurumda değildi sanki bunlar. Bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu. Her şey tozpembe geliyordu sanki. Dinlemediğim yetmezmiş gibi birde terslemiştim dedemi. “Karışmayın bana” diye.


Son sınıfa geldiğimde, diğer senelerde yaptığım hataların bedelini ödüyordum. Körü körüne güvendiğim arkadaşlarımın hiçbiri yoktu şu an yanımda. İlk hatamda en kötü insan ilan etmişlerdi beni. Bunlar mıydı gerçek arkadaş? Bu muydu gerçek arkadaşlık? diye düşünürken, şöyle bir silkinmem gerek artık diye düşündüm. Son senemdi bu sene, geleceğime dair sağlam zeminler hazırlamam gereken zorlu bir sene.


Günden güne daha da toparlıyordum kendimi…


Dershane, okul, ev üçgeninde yorucu bir koşuşturma içerisindeydim. Artık ailemle de daha fazla vakit geçirmeye özen gösteriyordum ve en önemlisi dedemle. Eski zindelikleri yoktu hiçbirinin tabi ki… Annem ve babamın saçlarına aklar düşmüş, her bir senenin izlerini taşıyan kırışıklıklar üzerinde yerlerini almışlardı.Dedem? Dedem artık zar zor yürüyordu. Çoğu zaman pencerenin yanına geçip, uzaklara doğru dalıyordu. Düşünüyor da düşünüyordu…


Zaman hızla ilerlemiş, sınav günü gelip çatmıştı. Sahi ne ara bitmişti zaman? Ne kadar çabuk geçmişti yorucu bir senelik koşuşturma? Bu gece uyku yoktu bana.Yatakta bir o yana bir bu yana dönüyordum. En sonunda dayanamadım ve dedemin yanına gittim. Gecenin bir yarısı uyandırdım ve sımsıkı sarılıp “Uyku tutmuyor dede,öleceğim heyecandan” dedim. Dedem onu sandalyeye oturtmamı söyledi. Dediğini hemen yaptım ve karşı sandalyeye de ben oturdum. Büyük bir zevkle,can kulağıyla dinledim dedemi,önceki senelerde yaptığım hataları düzeltmek istercesine dinledim o adamı, yaşlılıktan bedeni minicik kalan ama yüreği dev kadar olan o adamı…


Sınavdan çıktığımda, sınavımın harika geçmesinin rahatlığı ve dün gecenin huzuru vardı üzerimde. Koşar adımlarla babamın yanına gittim “Oldu işte baba harikaydı sınavım” dedim. Sarıldık babamla, hem de sıkı sıkı. Sınav alanından uzaklaşırken ikimizin de gözlerinde sevinç vardı mutluluk vardı, huzur vardı. Ta ki evin önüne gelene kadar. Bir ambulans bekliyordu evin önünde. Korkar adımlarla eve çıktım. Bizim evin kapısı açıktı. Dedem sedyenin üzerinde baygın bir şekildeydi. Bağırmaya başladım ”Dede ne oldu sana” diye, hemen hastaneye yetiştirdik dedemi. Babamla birlikte kapıda bekliyorduk. Ağlamaktan gözlerimin kıpkırmızı olduğunu hissedebiliyordum. İçimde çok büyük bir korku vardı.”Ya dedemi kaybedersem” diye içim içimi kemirirken doktor belirdi kapıda. Koştuk hemen ve doktorun “Hastamız iyi ancak artık yaşlılığın vermiş olduğu bir yorgunluk var, bundan sonra ki dönemde çok iyi bakılması gerek” sözleriyle bir nebzede olsa rahatladık…Yanımdaydı ya dedem ölmemişti ya, buna da şükür.


Dedem o günden sonra eski haline dönemedi.


Her zamankinden daha çok yatıyordu. Her gün bir avuç ilaç içiyordu. Fakat tüm bunlara rağmen tüm enerjisini bana harcıyordu. Saatlerce oturup konuşuyorduk. Anılarını anlatıyordu bana, zevkle dinliyordum.


Sınav sonuçlarının açıklanma tarihi yaklaştıkça heyecanımda artıyordu.Ne bölüm seçsem diye düşünüyordum.Dedem babamın hep avukat olmasını istemiş,ancak babam öğretmen olmayı tercih etmiş.O an neden olmasın ki ? diye düşündüm. Neden avukat olmayayım?


Güneşin en güzel yüzünü gösterdiği, kuş cıvıltılarının içime işlediği mutlu bir sabahtı ve babamla okuldan dönüyorduk. Tercihlerimi yapmış, ilk sıraya “Hukuk Fakültesi” ni yazmıştım.Eve yaklaştıkça dedemin ne kadar da mutlu olacağını düşünüyordum. Onu gururlandırmak ne büyük şerefti benim için. Koşarak evin ziline bastım ancak açan olmadı.Zili kırarcasına bastım hala yoktu açan.Tam o sırada annem aradı ve babama dedemin hastaneye kaldırıldığını söyledi.


O kadar hızlı gidiyorduk ki yetişebilmek için. Hastanenin acil bölümüne geldiğimizde annem hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. ”Hayır hayır“ dedim o an. Biraz daha ilerlediğimde dedem üstü kapatılmış vaziyette sedyedeydi. Yere yığıldım, kaskatı kesildiğimi hissedebiliyordum o an. Fısıldar vaziyette “ Ben geldim be dede, avukat olacaktım ben senin için, kalk hadi kalk,bak benim torunun” diyebildim sadece. Gerisini de hatırlamıyorum zaten. O güne dair hafızamda bu kadar bilgi var. Ben o gün arkadaşımı, dostumu, sırdaşımı, bana hayatımın her alanında Hızır gibi yetişen o adamı kaybetmiştim…


Cenaze defnedildikten bir ay sonra odada yatarken, kitaplığımda bir kitap çarptı gözüme. Dedemin bana hediye ettiği kitaptı bu. İçini açtım hemen. Bir not vardı burada, dedemin el yazısıydı bu. Aynen şöyle yazıyordu kağıtta;



“Evlat,



Sen bu kağıda ulaştığın zaman ben belki de göç etmiş olacağım buralardan. Bu kağıt sana bir nasihat bir hediyedir. Evlat sen sen ol kimseye güvenme bu hayatta,annenin babanın değerini bil ve kimseyi kendin gibi zannetme. Bir dedenin torununa verebileceği en güzel hediye kitaptır. Oku ve aileni gururlandır. Ben seninle hep gurur duyuyor olacağım.”yazıyordu. Kağıdı okuduğumda, gözyaşlarımı tutamıyordum,hıçkıra hıçkıra ağlıyordum tutamıyordum kendimi.Yaşlı gözlerimle başladım kitabı okumaya. Dedem hep kalbimdeydi. Gitmemişti bir yere…



Seneler sonra...


Dedemin mezarını ziyarete gelmiştik. Bugün ben 30 yaşındaydım. Dedemin ölümünün üzerinden tam 12 sene geçmişti. Bu yıllar içinde avukat oldum ,evlendim. Hayatım boyunca dedemin nasihatlarını unutmadım ve bunlarla hareket ettim. Benim hayatım boyunca ki başarılarımın tek sebebı o adamdı. O adam. Evet ben belki bugün 30 yaşındayım kendi kararlarımı kendim verebilecek yaştayım fakat çoğu zaman bir “dedeye” ihtiyacım olmuyor değil.


Siz siz olun hayatınızdaki insanların değerini bilin sonra kaybedince oluşan boşluk dolmuyor…

Çocukluğumun En İyi Sırdaşı Dedem!
Cevapla