İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte gerçek dünyaya ait toplumsal ilişkilere ve bilime dair fikirlerini söylemeye çekinen, ya da bilgisizliğiyle dalga geçileceği endişesine kapılan çoğu insanın gözardı edilemeyecek kadar büyük bir benlik saygısı kazandığı ve neredeyse bütün sosyal medya sitelerinde ve forumlarda, alabildiğine özgürce ve pervasızca durmadan tartışıldığı aşikardır.

Gün geçmiyor ki doğa ve sosyal bilimlerin bile henüz üzerinde yorum yapmaya cesaret edemediği, kesinliği muğlak, tartışmaya oldukça elverişli konuların bile sıradan insanlar tarafından saniyeler içersinde çözüme kavuşturulduğuna (daha doğrusu öyle zannedildiğine) şahit olmayalım sosyal medyada. Herkesin birbirini yeterince okumamak ve araştırmamakla suçladığı, kimsenin kendi bilgisinin doğruluğundan ve bilimselliğinden (ki aslında antibilimsel davranış biçimi budur) en ufak bir şüphe bile duymadığı müthiş bir özgüvenden bahsediyoruz burada.
Bu öyle bir özgüven ki, gerçek cevabına ulaşabilmek için üzerinde bazen on yıllarca düşünmek ve okumayı, yüzeyde görünenin geldiği asıl kaynağı bulabilme kabiliyetine sahip olmayı gerektiren en ciddi konulara bile bir iki cümle ile açıklama getirebiliyor. Daha da ilginç olanı bu durumdan çoğu insan rahatsızlık bile duymuyor. Tezinin doğruluğunu karşı tarafın zekasına hakaret ederek, hatta bazen (çoğu zaman) küfür ederek kabul ettirmeye çalışan bu kitlenin oranındaki artış sizi de ürkütmüyor mu?

Peki gerçekte bu kadar bilgili bir toplum muyuz? Kısa cevap "hayır". Bilimsel kamuoyunun gelişmediği toplumlarda, her bireyin veya topluluğun kendi "bilim"ini üretip ve ona inanması kaçınılmazdır. Kuramlar kurar, kuramlar yıkarız... Çözemediklerimi de uydururuz. Uyduramadıklarımızı da başka uyduranlardan ödünç alırız ve bunları değişmez gerçekler kabul ederiz. En ufak bir bilgiye sahip olmadığımız konularda bile bize hitaben yazılmış eleştirilere ışık hızıyla cevap yetiştirmeye çalışırız.

Sağlam bir tartışma kültürüne sahip değiliz. Gerçeği bulmaya çalışmaktan çok, içine düştüğümüz durumdan kurtulmak öncelikli hedefimiz haline gelir çoğu zaman. 70'li yıllarda sıklıkla kullanılan "rakı masasında ülke kurtarmak" deyişinin günümüz koşullarında hala geçerli olması sizce de ilginç değil mi? Entelektüel gelişimimizin bu denli yavaş (hatta belki durağan) olması, teknoloji sayesinde elde ettiğimiz faydalar bir yana, yarattığı(miz) bu negatif dışsallığı içselleştirmemiz tuhaf değil mi?
Şaka yaptım şaka, alınmayın... Ben başka toplumlardan bahsediyordum...
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar