Biraz da Redpiil ve Kadın-Erkek İlişkilerinin Doğası Üzerine

İçinde “cinsel değer pazarı”, “hipergami”, “evrimsel biyoloji” vb. gibi “teknik” ifadelerle dolu bir metine rastgelmiştim. “Ne anlatıyor la bu acaba” diye de ilgimi çekti. Sonra bir fr baktım ki, “kızdan tekme yemiş ergenin zırvaları” deyip geçtim. Çünkü metindeki o süslü ifadeleri arındırınca “abi kadınlar böyle kötüdür, şöyle davranacaksın ki bi daha yapamayacaklar” gibi banal ve vasat bir anlam çıkıyordu.

Bir de baktım ki, bu “Redpill” olayını, bildiğin koca koca adamlar teorize ediyormuş. Elbette, Marx’ın “yabancılaşma” diye öne sürdüğü kavramın en net görüldüğü toplum olan ABD’den çıkmış bu nane. Kendileri her ne kadar “biz kadınlara değil 3.kuşak feminizme karşıyız” deseler de, aslında ABD’de son yıllarda çıkan “liberal left” (sol demeye dilim varmıyor aslında) ve “woke’izm” saçmalığına karşı “alternative right” (daha çağdaş anlamda bir sağcılık bu, daha gençlere hitap eden) tepkisi sonucu ortaya çıkmış.

Nasıl evrim karşıtlığı, temelinde Amerikan kiliselerinden çıkıp İslâm ülkelerine aynen kopyalandıysa, bu redpill ve alternatif sağcılık da aynı şekilde kopyalandı. Sosyal medyada, çok benzer bir şekilde yayıldı da yayıldı.

Redpill Kadın Düşmanlığıdır?

Alın size hap
Alın size hap

Kendileri ne kadar kıvırıp yumuşatarak, misyoner samimiyetsizliği içinde “biz sadece yanlışlarınızı söylüyoruz” falan deseler de, net olarak söyleyelim: Redpill kadın düşmanlığıdır. Peki, argümanları nelerdir mesela bu söylemlerini meşrulaştırmak için? İddia ettikleri kadar bilimsel mi? Bazı doğru bilgileri kendi ideolojilerini beslemek için nasıl çarpıtıyorlar? Bunları birkaç başlık altında tartışacağım.

Kadın ve Erkek Eşittir

Redpillcilerin eşitlikten anladığı şey “e o zaman onlar da askere gitsin, inşaatlarda amelelik yapsın” sığlığındadır. Kadınla erkek AYNI DEĞİLDİR, ama EŞİTTİR. Buradaki eşitlik hem hukukî haklar hem de yazılı olmayan sosyal yaşam kuralları ile ilgilidir. Kadınların erkekler gibi, eğitim, eşit ücret, kendi yaşamı ve kendi bedeniyle ilgili karar alma hakkına sahip olmasıdır.

Hukukî hak, sadece eşitliği gözetmez, aynı zamanda adil olmayı da gözetir. Bu “adalet anlayışı” bu Redpillcilerce “ayrıcalıklı bir konum” elde etmek olarak yorumlanır. Hamilelik ve süt iznine herhalde ses çıkarmazlar, ama nafaka söz konusu olduğunda sızlanmadan duramazlar Gelin, neden kadınlara yönelik “pozitif ayrımcılığın” gerekli olduğundan bahsedelim.

Tarihsel Bir Perspektif

Kadınlar, mutfak köleliğine karşı mücadele edin! 1931 tarihli Sovyet Afişi
"Kadınlar, mutfak köleliğine karşı mücadele edin!" 1931 tarihli Sovyet Afişi

İnsanlar tarım yapmaya başladıklarından itibaren, 10 000 yıldan fazladır ataerkil (erkek egemen) bir düzen içinde yaşamışlardır. Ataerkil sınıflı toplum, insanlığı ileriye taşımıştır, geliştirmiştir. Ama adına aldanmayın, erkekler egemen olduğu için değil, insanların bir kısmının, diğerleri üzerinde tahakküm kurup emeklerini ve kadınlarını sömürmesiyle ilgilidir bu. Tahakküm için de fiziki güç ve örgütlenme gerekir. Emeği sömürülerek üretilen artı-değer, bazılarının ayrıcalıklı olmasına neden olmuştur. Örneğin Platon tarlada çalışsaydı okuma yazma öğrenemez, felsefe yapamazdı. Köleler çalıştığı için Platon’un sofrasına yiyecek geliyordu çünkü.

19.yy’a gelene kadar tarım toplumlarının ataerkil yapısı bozulmamıştır. Kapitalizmle beraber yeni bir kavram girdi lugatımıza: Kâr. Özelliği şudur, işçi çalıştırıp ücretini vereceksin ve o malı pazarda satacaksın. Bunun için üretim aracına (fabrika mesela) sahip olman gerekir. İşçi üretir, ama emeğinin karşılığını tam alamaz, patronun cebine kâr olarak gider.

Ama kâr için aynı zamanda malı satabilmesi lazım. Malı kim alacak? Başka bir fabrika sahibinin yanında çalışan işçiler. Herkes kapitalist pazarda tüketicidir. Sistemin yürümesi için satın alacak güce sahip işçiler olması gerekir. Daha fazla kâr istiyorsan, daha fazla üretim daha fazla satmalısın. Satın alacak kitle genişledikçe, emek pazarına daha çok kişi girecek. Bu kitle içinde işte kadınlar da var. Kadınlar üretim sürecine katıldıkça, tarım toplumlarının gerici değerleri kırılmaya başladı. Kadın, aslında kapitalizm altında emeğinin sömürülmesiyle özgürleşmenin ilk adımlarını attı.

Ancak tarım toplumunun artıkları kapitalizm içinde de devam etti. Avrupa’da da kadınların çalışması uygun görülmezdi. Çin’de, Osmanlı’da hele daha da beterdi. Ancak nesnel koşullar gelenekleri kırar geçer. Kadın çalışmazsa toplum aç kalır. Ama kadın hem çalışıyor, hem de ortaçağ geleneklerinden kalma baskıyı da somut olarak yaşıyor. Sadece kadınların eşit emeğe eşit ücret alma talepleri bile bir çok işçi mücadelesi sonucu kan dökülerek kazanıldı.

Kadına Yönelik Gelenek Baskısı Devam Ediyor

Neresi olduğunu tahmin edersiniz
Neresi olduğunu tahmin edersiniz

Bugünün laik ve çağdaş toplumları bile, hâlâ ortaçağdan kalma geleneklerle kadını sosyal yaşamdan ve üretimden soyutlamaya çalışır. Her ne kadar kağıt üstünde eşit haklara sahip olsalar da, sosyal çevre baskısı hâlâ hissedilir durumdadır. Bu yüzden kadının yaşamını ailesinden ve boşandığı kocasından bağımsız yaşayabilmesi için nafaka müessesi çıkmıştır. Ki sadece kadın için değil, kadının velayetinde olan çocuk için de bu para ödenir. Hem kadını bedava aşçı, seks kölesi, hademe, çocuk bakıcısı, çamaşırcı gibi eve tıkacaksın, sonra “ev hanımlığı” ya da “kadının görevi” diye bunu meşrulaştıracaksın, sonra da kadına hayatı zindan edeceksin, cesaretini toplayıp buna dur diyen kadın boşanınca da dımdızlak ortada bırakacaksın ha? Bu ADİL değil.

Dahası redpill’ciler, boşanma durumunda çocuğun velayetinin annede kalmasına da karşı. Kusura bakmasınlar, 10 yaşına kadar bir çocuğun annesinden uzakta büyümesi, babasız büyümesinden çok daha fazla olumsuz etkiler. Hukuk da, bu bilimsel çalışmaların bir sonucu olarak çocuğun anneye verilmesi yönünde tasarlanmaştır.

Kadın, gelenekçi baskı ile kapitalist toplumun cenderesi arasında sıkışırken, Redpillci herif “o zaman hırsızı da kadın kovalasın” diye argüman üretiyor. Kadın işe gidip para kazanmak zorunda, ama gece eve gelirken “burada bu saatte yalnız kadın yürüyorsa kesin yolludur” diye düşünen o “gelenekçi sığırlık” taciz etmeyi de kendinde hak görür. Sonra “o zaman askere gitsinler” diyor. Neyse, yeni bir başlığa geçme vaktim geldi sanırım.

Kadın ve Erkek Farklıdır

Cinsel Seçim

Doğada Erkekler
Doğada Erkekler

Erkeğin ortalama cüssesi ve kas kütlesi kadından fazladır. Neden böyledir? “Avlanıp ailesini beslesin, beni korusun” diye değil. Kadınları elde etmek için diğer erkeklerle kavga edip güreştiklerinden dolayıdır. Ha, kadınların “en iyi kavga edeni” seçme nedeni de şu: “bu adamın hayatta kalma becerisi ve sağlığı iyi, yavrumun hayatta kalma şansını artıracak genler barındırıyor”.

Peki, neden kadınlar için “elini sallasa ellisi” de, erkekler kadınlar için uğraşmak zorunda sürekli? Burada bir farklılık var, hepimiz biliyoruz. Evrimsel biyolojiye başvurmak zorundayız. Genlerinin kopyasını aktarmak ise, hangi cinsiyet daha fazla enerji harcıyor bunun için? Yani üremek için harcanan enerji.

Erkek üremek için sperm fışkırtıyor. Hadi biraz da dişiyi etkilemek için diğer erkeklerle güreştiğini falan varsayalım, omnda da enerji sarfiyatı var. Bitti. Bu kadar. Peki kadınlar üremek için ne kadar enerji harcıyor? Muazzam. 9 ay karnında taşıyıp büyütecekler. Sırt ağrıları, hormon bombardımanı, vücutta kalıcı değişiklikler. Daha bitmedi, yavru doğduktan sonra süt emzirmesi, sürekli ilgilenmesi gerekiyor. Bu da doğumdan ortalama 3 yıl süren bir zaman dilimi. Çünkü çocuk o yaşlarda tualet eğitimi, konuşma, yürüme ve sosyalleşme sürecine girerek “kendi başına” topluluk içine girebilir.

Kısacası biyolojik olarak kadın üremeye çok daha fazla “yatırım” yaptığı için, çok daha fazla SEÇİCİ olmak zorunda. Erkeklerin kadınlara göre çok daha az seçici olmasının nedeni de budur. Biz erkekler “her fırsatı” yani, bir kadınla çiftleşme şansını değerlendirmek zorundayız, kadınlar ise, “en iyisini” seçmek zorunda.

Peki “en iyisi” nedir kadınlar için. Kriterler neler? Redpillcilere göre erkeğin statüsü, parası, tipi vs. Evet doğru. Yukarıda anlattığımız “genlerinin kopyasını aktarma” düsturundan yola çıkalım.

Para ve zenginlik: “yavrumun iyi imkânlar içinde hayatta kalma şansını artırmasını sağlayabilir bu adam”.

Tip : Belki de en az rağbet gören bu olabilir. Ama köşeli çene, uzun boy, kas kütlesi gibi özellikler, ilk reaksiyonda “sağlıklı gen” belirtisi olduğu için seçilim özelliğidir.

Statü: Sanırım burada demek istedikleri şey, bir konuda uzmanlık olabilir. Mesela Nobel ödülü almış bir Fizik profu, “zekâ” belirtilerini taşıdığı için kadınların ilgisini çekebilir. Stephen Hawking’i düşünün. Ya da Dünya’nın en genç müzik profesörü olan piano virtüözü Berndt Glemser olabilir. Hepsinde bir yetenek var, bu yeteneklerin genetik aktarım olasılığı büyüleyici olmaz mıydı?

Eğlenceli, sempatik, maceracı: Redpillciler pek bahsetmez bunlardan ama biz ekleyelim. Böyle erkekler stres hormon seviyesini düşürür. Mutlu kadın, heyecan dolu hayat yaşayan kadın daha az stres hormonuna maruz kalır, daha az yağ asidi biriktirir ve gebe kaldığında fetüse zarar verecek stresin uzun vadeli etkilerine karşı daha dirençli olur. Çok sağlam bir seçenek aslında.

Nazik, Efendi, Yardımsever Erkek: Redpillcilerin ısrarla “ezik” gördüğü bir kesim. Ha sakın sağda solda “efendi olduğum için bana bakmıyorlar” diyen tiplerin özelliği değil bunlar. Mesela kadın otururken sandalyesini çekmek, doğum gününde sürpriz yapmak, kadınıı üzen bir soruna ortak olmak ve onu dinlemek, soğukta 4 saat bekleyip kadın geldiğinde bavulunu taşımak için beklemek vs. Emin olun, sandığınızdan çok daha fazla seçilim potansiyeli barındırıyor bu davranışlar. Üstelik sadece insanda değil, babunlar da bile dişinin alfayı rakiplerinin yanında götürüp yorduktan sonra, çalılıklar arasında kendisine yiyecek bulmuş o “iyi kalpli” babunla çiftleştiği örnekler bol.


Rekabet, Alfalık, Betalık, Zartlık ve Zurtluk

İşler burada kızışıyor. Seçici taraf kadın olunca, erkek de SEÇİLEN olmak için toplum içerisinde kendini göstermek zorunda. İşte Alfalık müessesesi burada ortaya çıkıyor. En iri cüsseli, cesur ve doğru ittifaklar kuran Alfa erkek, dişiler tarafından seçilme şansı daha yüksektir. Sadece Alfa değil, betalar, gammalar, artık ne ise, Alfa çevresinde toplanan erkekler de bundan nemalanırlar. Sonuçta, topluluğun cinsel ilişkilerinin çoğunu bu Alfa erkek ve çevresindeki yalakalar icrâ eder.

Mi acaba? Babunlarda, şempanzelerde, gorillerde, orangutanlarda böyle. Peki insanda? Redpillciler bilmez ama insanda biraz farklı. Çünkü insan topluluklarında tek bir hiyerarşi yoktur. Toplum, karma karışık hiyerarşiler ağından müteşekkildir. Dolayısıyla kadınların seçim kriterleri, erkeklerin seçilme kriterleri de oldukça çeşitlidir.

Bir erkek, spor yapmaya zaman ve enerji harcayarak, kadınların hoşuna gidecek kas ve vücut yapısına ulaşıp seçilen olabilir. Yanında, spora yeni başlamış arkadaş o ortamda pek rakip oalamaz kaslı elemana. Ama aynı arkadaş, akıcı bir şekilde Fransızca konuşabiliyor, kitap da okuyor epey, konuşması o kadar düzgün ki, “eee ııı, şey” araları yok cümlelerinde. Entelektüel bir ortamda da kaslı arkadaşın pek şansı olmayabilir.

Reddedilmenin İşlevi ve Ödül Beklentisi

Hepimiz yaşamadık mı bu duyguyu?
Hepimiz yaşamadık mı bu duyguyu?

Bizi üzen, özgüvenimizi yıkan, karşı cinse öfkemizi körükleyen ve bir sürü olumsuz hisse neden olan bu olgunun bir işlevi var. Daha doğrusu “reddedilme olasılığı” ve sonuçları açısından önemi var.

Dopamin denen, beynimizdeki sinir hücreleri olan nöronlar arasında salgılanan bir nörotransmitter var. Bu nane, beynimizde “Ödül Beklentisi” hissi konusunda uzmanlaşmış bir nöron yolu boyunca salgılanır. Peki nasıl hissettirir salgılanınca, heyecan, mutluluk, karnımızdaki kelebekler, özgüven, yaptığımız işe yönelik konsantrasyon vs. Peki ne zaman bu nöronlar uyarılır ve dopamin salgılar? Bir ödül beklentisi oluştuğunda.

Ödül Beklentisi diyoruz, Ödülün kendisini elde etmekten bahsetmiyoruz. Bu fark çok önemli. İşe girdiniz ve ilk ayınızın sonlarına doğru, “maaş günü” yaklaşırken bir heyecan duyarsınız. Bankada paranın yattığını görünce de mutluluk duygusu oluşur. İkinci ay gene benzer şeyleri hissedersiniz. Ama üçüncü ay ve sonrasında, artık aynı etkiyi yaratmaz. İlk aylarınızda “Beklenti” vardı. Rutine bağlayınca o beklenti ortadan kalkar. Çünkü daha az dopamin salgılanmaya başlar.

Bir erkek, bir kadından hoşlanıyor olsun. Kadının ona karşılık verme olasılığı inanılmaz bir Ödül Beklentisine yol açar. Dopamin seviyesi fırlar. Kadın için soğukta bekler, onu görünce heyecanlanır, sosyal medyada stalklar ve nelerden hoşlandığını anlamaya çalışır, inanılmaz bir şevk ve enerji söz konusu. Hiç reddedilme olasılığı olmasa aynı heyecan ve heves olur muydu? Hayır. Peki, hiç şansı olmadığını bilmesi, defalarca reddedilmesi bu heyecanı korur mu? Hayır. Araştırmalar gösterdi ki, dopamin seviyesi, Ödül Beklentisinin %50 olduğu olasılıklarda maksimum seviyede oluyor. %25 ve %75 ödüle ulaşma olasılığı dopamin seviyesi aynı oluyor vs.

Kadınlar açısından da bakalım. Erkekler SEÇİCİ OLMADIĞI için, bir kadın istediği erkekle cinsel ilişki yaşayabilir. Gel demesi yeterli. Ama ne hikmetse demiyorlar. Cinsel zevk onlarda da yok mu? İki taraf da zevk alacak, niye erkekler gibi istedikleri zaman yapmıyorlar? Ödül Beklentisi %100’e yakın çünkü. Yukarıda bahsettiğim %50’den uzaklaştıkça işin heyecanı kaçıyor, dopaminerjik nöron yolu çok az uyarılıyor. O yüzden bu platformda bir pembeli mesaj attığında heyecanlanıyoruz biz, ama eminim hanımlara gelen yüzlerce mesaj hiçbir heyecan yaratmıyordur. Bunun nedeni de tamamen biyolojik.

Kısacası beyler, reddedilme olasılığımız olmasaydı, kadınlara yürümenin hiçbir heyecanı olmazdı ve yapmamaya başlardık. Şahsi bir çıkarımım var bununla ilgili. Bir rock yıldızı oldupğunuzu düşünün. Kızlar size hasta. Neredeyse istediğiniz kadını elde edebilirsiniz. Bir erkek daha ne ister değil mi? Öyle olmuyor sanki. Ünlü yıldızların yüksek dozdan dolayı öldüklerini biliyoruz. Hangi Drug'ları basıp ölüyorlar acaba? Dopamin salınımını artıran kocain, meht, estazi gibi maddelerden. Hayatta her şeyi elde edebildiğinizde daha iyi olmuyorsunuz. O yüzden Reddedilmenin sağlıklı bir işlevi var.

Ah Şu Kadınlar

Görüldüğü gibi, aslında kadınlar doğaları dışında bir davranışta bulunmuyorlar. Erkekler de öyle. Ama reddedilen, kendine bir eş/sevgili bulamayan erkekler “bir şeyleri yanlış yapıyorum” yanılgısına düşüyorlar hemen. Redpillciler de bunu süistimal edip erkeklere erkeklik anlatıyorlar, ama elbette kadınların yanlışları üzerinden. Kadınları karar verebilen özneler olarak değil, belirli etkiler sonucunda belirli tepkiler veren edilgen nesneler olarak tanımlarlar. “Sen şöyle yaparsan kadın bunu yapar, şöyle davranırsan kadın böyle düşünür”. Öyle bir Dünya yok arkadaşlar.

Terk edilebilirsiniz, aldatılabilirsiniz, reddedilebilirsiniz. Hatalı, yanlış, haksız olup olmamanın bir önemi yok. Bu hisler var olmasaydı, hayal kırıklıkları olmasaydı, güzel şeylerin yaşanma olasılığı bizi heyecanlandırmazdı. Ağlayın, öfkelenin, yazılar yazın, ne yapıyorsanız yapın. Ama bir sevgilinin/eşin ayrılığı, sevdiğinizi kaybetmenin acısı, kendi içinde geleceğin mutlu ve heyecanlı maceralarını barındırır.

Son söz olarak da Redpillcilerin “feministler Dünyayı ele geçirmeye çalışıyor huuaaargghhh” laflarına pek inanmayın. Bunlar ABD’deki yabancılaşmanın ürünü olan süreçlerin bize kopya edilmesi. Boş laflar yani.

Biraz da Redpiil ve Kadın-Erkek İlişkilerinin Doğası Üzerine
Cevapla