Tek Eşli Miyiz, Neden Aldatırız? Gelin, Bilim Bu Davranışlarımıza Nasıl Yanıt Aramaya Çalışmış Birlikte Bakalım

Bu platformda da çok karşılaştığımız sorulardandır. Neden tek bir kişiyle yetinmeyiz? Aldatmadan sadık kalmak ya da ayrılmadan ömür boyu bir ilişki kurmak neden erdemli bir çaba ve enerji istiyor?

Evet, aldatılmak, terk edilmek, ayrılıklar insanı hayata küstüren cinsten acılardır. Öyle ki, diş ağrısı gibi uzun süreli acılarla aynı şekilde beynimizin "acı hissi" ile ilgili bölümünü aktive eden, somut ve ciddi acılardır. Bu yüzden, söz konusu davranışları "karaktersizlik, hainlik" olarak damgalarız. Peki ya bunların hepsi doğamızın bir parçası ise?

Bakalım fareler üzerinde yapılan ilginç deneylerle bu davranışlarımızın maddi temellerine ışık tutalım.

Tek Eşli Miyiz, Neden Aldatırız? Gelin, Bilim Bu Davranışlarımıza Nasıl Yanıt Aramaya Çalışmış Birlikte Bakalım

Hayvanlar Alemine Genel Bir Bakış

Her şeyden önce küçük bir uyarıyla başlayayım: Bu yazıda bol bol Evrim Teorisine atıf olacaktır. İnsan memeli bir hayvan türüdür, bütün canlılar gibi evrimin milyarlarca yıllık testine tâbi olarak bugünkü formunu kazanmıştır. Dolayısıyla genetik olarak bizlere yakın hayvanlarla benzer davranışlar gösteririz. Bu gerçekleri kabul etmek istemeyen, alerjik reaksiyon gösterecek arkadaşlar buradan sonra yazıyı okumasa da olur.

Tekeşlilik ve çokeşlilik kavramları birbirine çok girift ve çeşitlidir. Tek eşlilik derken "ömür boyu tek eşlilik" mi, yoksa bir eşe sadık kaldıktan sonra ayrılıp yenisini bulan "seri tek eşlilik" mi bahsediyoruz? Çok eşlilik derken aynı anda birden fazla dişiyi "kapatmak" mı, yoksa her gördüğü dişiyle çiftleşip bırakandan mı bahsediyoruz? O yüzden daha genel iki çiftleşme davranışı üzerinden gidersek daha kolay olur: Rekabet Türleri ve Eş Bağı Türleri.

a) Rekabet Türleri

Erkekler arası rekabet
Erkekler arası rekabet

Rekabet Türleri (tournament species) hayvanlar aleminin %95'ini kapsar. Rekabet dediğimizde, erkeklerin dişileri etkilemek için birbirleriyle rekabet etmesi diyebiliriz. Burada erkeklerin üreme başarısı "genlerinin mümkün olduğunca çok kopyasını aktarabilme" ile ölçülür. Baskın erkek (alfa) dişilerden harem kurar, hatta popülasyonda çiftleşme eylemlerinin %90'ını bu erkek yapar bazı durumlarda. Dişiler için ise, alfa erkek "sağlıklı gen aktarımı" demek olduğundan, yavrusunun yaşama şansının artması demek olduğu için alfayı seçme eğilimi vardır. Ancak, her zaman öyle olmaz. Dişiler her zaman erkeğin kurallarına tabi değildir.

Örneğin bir şempanze dişisi, alfa erkek şempanzeye naz yapıp duruyor. Sürekli alfayı en yakın rakiplerinin yanına sürüklüyor. Alfa onlara güç gösterisi yapa yapa bir süre sonra yoruluyor. Daha sonra dişi, kendisine "daha iyi" davranan, jest yapan, hiyerarşide daha düşük seviyede olan tatlış şempanzeyle tenhada işi pişiriyor. Yani erkekte olduğu kadar dişide de cinsel seçilim kriterleri belirleyici olabiliyor.

Rekabet türlerinin bazı özellikleri var:

  • Erkekler dişilerden daha cüsselidir, çünkü rekabetin sonucu, erkekler birbirleriyle güreşe güreşe daha cüsseliler hayatta kalmış hep.
  • Rekabet Türlerinde (memeli olanlarda) testisler daha büyüktür. Çünkü dişiler de birden fazla erkekle çiftleşebiliyor. Sperm rekabeti için daha çok kapasite gerekir.
  • Erkekler yavrularla ilgilenmez, yavru bakımı tamamen ya da genellikle dişiye aittir.
  • Sadece erkekler değil, dişiler arasında da rekabet vardır. Örneğin konumu düşük bir Habeş maymununun kızı, konumu yüksek başka dişinin kızıyla oynamaya kalkınca yavrusunu kendine çeker. Fakirin kızı zenginin kızıyla oynayamaz.
  • Erkekler seçici değildir. Dişi olsun, çiftleşme çağında olsun, bi de nefes alsın yeter.
  • Dişiler seçicidir, güçlü erkek, süslü erkek, dans eden erkek, daha çok bağıran erkek ya da daha iyi davranan erkek tercih ederler.

Her türlü adilik, satıcılık, arkadan vurma, başkasının yavrusunu öldürme hergelelik vardır bunlarda. Bu yüzden hiyerarşi düştükçe stres hormonlarının arttığı görülmüş.

b) Eş Bağı Türleri

Titi Maymunları. Bayılıyorum bunlara
Titi Maymunları. Bayılıyorum bunlara

Bunlar en tatlış türlerdir. Bildiğimiz çekirdek aile kurarlar. Memeliler arasında az görülür, ama kuşlarda epey vardır. Öyle alfa falan yoktur, hiyerarşi pek bulunmaz, agresyon düşüktür.

  • Erkeklerle dişilerin cüsse boyutları aynıdır. Çünkü erkeklerin birbirleriyle boğuşup güreşmesine gerek olmadığından iri cüssenin bir avantajı yok.
  • Testisler küçüktür. Çünkü yavrunun anası belli babası belli.
  • Erkekler yavrularla ilgilenirler. Sırtlarında taşırlar, yiyecek bulurlar. Yani yavru bakım yükünü paylaşırlar.
  • Yavrunun büyümesi için harcanan enerji paylaşıldığından, dişiler kadar erkekler de seçici olurlar.
  • Bazı eş bağı türlerinde, yavrusunun büyüdüğünü gören dişi, yavruyu erkekle bırakıp gider. Başka bir erkek bulup onla bağ kurar.

Bunlar çok genelleşmiş özellikler olup, eksikli fazlalı olabilir, türden türe değişiklikler gösterebilir.

c) Evrimsel Nedenler

Kesin bir bulgu olmasa da, hayvanların evrimsel Eş Bağı kuran türler olmasına iten nedenlerin en başında besin kaynaklarının az bulunması olduğu düşünülüyor. Besin kaynaklarının bol olduğu yerlerde, popülasyonun genişlediği gözlenir. Dişiler 3-5 yavru birden doğurur mesela. Besin boldur, ama avcı da çoktur bu yüzden. Hayatta kalanlar yoluna devam eder. Ama Eş Bağı kuranlar, az ve öz yavru yaparlar. Yavru üzerine yatırım yaptıkları için az besinli bölgelerde sağ kalım şansını artırır.

Aşağıda inceleyeceğimiz deneylerde kullanılan sıçan türleri de farklı coğrafyalarda farklı evrimsel davranışlara sahip aynı cinse aittirler.

Çayır Fareleri Üzerinde Yapılan Deneyler ve Aşkın Nörokimyası

Burası biraz "teknik" kaçabilir. Benim alanımla hiç bir alakası yok, ama ben anladıysam herkes anlayabilir diye düşünüyorum. Biyolog ya da tıpçı arkadaşların yanlışlarımı düzeltmesi çok önemli. Yazı sonuna, sadece deneyle ilgili değil tüm metin için yararlandığım küçük bir kaynakça da yazacağım.

a) Farelerimizi tanıyalım

Çayır Faresi. Microtus Orchogaster
Çayır Faresi. Microtus Orchogaster

Görseldeki Çayır Faresi ABD'nin orta kısımlarında yaşayan, eş bağı kuran bir türdür (Microtus orchogaster). Bir de, uzman olmayan birinin ayrım yapamayacağı akrabası Kır Faresi (microtus pensilvannicus) var. İkincisi ise rekabet türlerinden ve çok eşli davranış gösteriyor.

Bunların İngilizcesi, sırasıyla "prairie vole" ve "meadow vole". Şimdi anlatırken Çayır, Kır birbirine girmesin diye ilkinden "Tatlış" , ikincisinden de "Hergele" diye bahsedeceğim.

b) Hormonlar

Biraz hormonlardan bahsedelim. Özellikle Oksitosin ve onun erkeklerdeki varyantı Vazopresin. Bunlar beynin bilmem ne bölgesinden salgılanıyor, bilmem ne bölgesindeki reseptörlere bağlanır. Reseptör dediğimiz de hücrenin dış zarında bulunan bir tür alıcı.

Hormon ve Reseptörler aşağı yukarı bu şekilde bağlanır.
Hormon ve Reseptörler aşağı yukarı bu şekilde bağlanır.

Her hormon molekülünün şekli ve onun reseptörü birbirine uyumlu olacak şekildedir. Hormon bağlanınca, reseptörü uyarır ve başka kimyasal uyaran bırakır, o da hücrenin DNAsına bağlanır, oradan protein sentezler falan filan. Yani Hücrenin görevini yapmasını tetikleyen bir olaylar zincirini başlatır.

Oksitosin gebelik bitmeden hemen önce artarak salgılanmaya başlar dişilerde. Anne sütünün salınması refleksini uyarır. Aynı zamanda anne-yavru arasındaki bağı yaratır. Yani anaç duyguları bu hormona borçluyuz. Dahası, burnunuza oksitosin spreyi sıksak, karşınızdaki karşı güveniniz ve bağınız artar. Çiftleşme sonrasında dişilerde gene bu hormon salgısı artar. Aynı görevi vazopresin denen, oksitosinle çok benzer bir yapıya sahip ama daha çok erkeklere özgü bir hormondur.

Hormonlarımızla ilgili bu kaba bilgiden sonra deneyimize geçelim.

c) Tatlış Farelerimizin Hormonlarıyla Oynayalım

Dişi Tatlış faremiz, adı üstünde tatlış, eşiyle bağ kuran tür işte. Buna oksitosinlerin o reseptörlere bağlanmasını engelleyen bir ilaç enjekte ediyorlar. Oksitosinler reseptörler dolu olduğu için bağlanamıyor. Dişi tatlış faremiz, eşiyle aynı ortamda bulunmamayı tercih ediyor ve çiftleşme sayısında ciddi düşüş baş gösteriyor.

Peki tatlış dişimizin beynine doğrudan oksitosin enjekte edersek ne oluyor? Eşi olmasa bile, eşinin bulunduğu "odadan" ayrılmıyor ve çiftleşmeye hazır belirtiler göstermeye başlıyor. Yani dişilerde oksitosin eş seçim ve beraberlik davranışlarını yaratmada kritik bir rol oynuyor. Aynı durum erkeklerde oksitosinden çok vazopresinle oynanınca gözüküyor.

d) Bir de Hergele Farelerimize Bakalım

İster tatlış tür olsun, ister hergele tür olsun, söz konusu hormonların ve reseptörlerinin sayısı birbirine yakın. Zaten bunlar genetik olarak birbirlerine çok yakın türler, ama sosyal ve ilişki kurmaya yönelik davranışları oldukça farklı. Peki bu farkı yaratan etmen ne? Çünkü oksitosin ya da vazopresin enjekte edince çok bir şey değişmiyor Hergelenin davranışında, gene Hergelelik peşinde.

Neyse ki, bilimciler akıllı insanlar. Bu hormonların reseptörlerinin beynin hangi bölgesinde daha yoğun olduğuna bakmışlar. Tatlış Farelerimizin, dopamince zengin beyin bölgesinde oksitosin/vazopresin hormon reseptörlerinin çok daha yoğun olduğu tespit edilmiş. Bu ne demek, dopamin nedir?

e) Dopamin ve Ödül Mekanizması

Dopamin bir nörotransmiterdir. Hormonun sadece beyin hücrelerinde iş yapan versiyonu diyebiliriz nörotransmiterlere. Hormonlar ise beyin hücrelerinde ya da başka hücrelerde de iş yapabilirler.

Dopaminin bir çok işlevi vardır, ama en tanındık özelliği beynimizin ödül mekanizmasını uyarmasıdır. Mesela maaş alacağımız için, ilk bir ay hevesle çalışırız. Maaş günü yaklaştıkça ödül uyaranlarımız artar, heyecan gelir. Dopamin salgılarız. Ama bu iş sürekli tekrarlanınca, maaş fikri bizi eskisi kadar mutlu etmez, çünkü nasıl olsa maaşımızı alacağız, "ödül" niteliğini yirir. Bu niteliği yitirmesinin nedeni daha az dopamin salgılanmasıdır.

Mesela bir erkek, bir kadına yürüyor. Bir sürü taklalar atıyor, jestler yapıyor. Çünkü sonunda bir ödül beklentisi var: Kız onunla sevgili olacak. Aşık olunca dopamin salgılarız, tatile gitmeden önce dopamin salgılarız. Şunu aklımızda tutalım. Dopamin ödülün kendisine eriştiğimizde değil, o ödülün beklentisi söz konusu olduğunda salgılanır. Bir çeşit mululuk hormonudur.

Olumsuz bir yanı da şudur. Amfetamin içeren uyarıcı "drug"lar, dopamin reseptörlerini tıkadıkları için beynimizde fazla dopamine yol açar. Bu mutluluk, heyecan verir kısa bir süreliğine. Ama fazla dopamin hücrenin daha fazla reseptör çıkarmasına neden olur, bu yüzden her seferinde daha sık, daha fazla bu uyuşturucalara ihtiyaç duyarsınız. Sonunda da geberip gidersiniz aşırı dozdan. Yani dopamin, aynı zamanda bağımlılık da yapar.

f) Hergele Faremizi Tatlış Yapalım

Nerede kalmıştık? Oksitosin/Vazopresin reseptörleri Tatlışların beyinlerinin dopamince zengin Ödül bölgesinde yoğunlaştığını söylemiştik. Bu sayede, ne zaman eşinin yanında bulunsa ödül beklentisi uyarılıyor ve bağ kurmasını sağlıyor.

Hergelelerin beyninde ise bu bölgedeki reseptör sayısı düşük. Ne kadar hormon pompalarsan pompala, onları kapacak alıcı yetersiz. İşte bilimcilerin dehası burada ortaya çıkıyor. Manyaklar Hergelelerde bu reseptörlerin sayısını artıran, ama normalde baskılanmış genlerini aktive edecek bir virüs enjekte ediyorlar. Sonra beyninin ödül bölgesindeki oksitosin/vazopresin reseptörlerinin sayısının arttığı görülmüş. Peki davranışları değişmiş mi?

Evet! Hergeleler artık hergele değil. Tatlış davranışları sergiliyor. Yavrularına bakıyor, eşiyle aynı odada bulunuyor, başka dişilerle aynı bağı kuramıyor hemen vs. Hatta agresif ve rekabetçi davranışları da azalıyor. Deneyimiz burada sonlanıyor işte.

Peki Biz İnsanlar, Hangisiyiz?

Aynı deneyleri insanda yapamayız. Adamın beynine virüs enjekte edecek değiliz. Ama mesela reseptör sayılarımızı belirleyebiliyoruz. Ancak insanda kişiden kişi ciddi farklılık gösterebiliyormuş. Dahası benim de anlamadığım bilimsel bir çok ıvır zıvır yüzünden güvenilir veriler alınamıyormuş. O yüzden henüz insan için kesin bir şey söyleyemesek de bu deney çok fikir veriyor.

Ancak hayvanlarla korelasyon yapabiliriz. Cinsiyetler arasındaki cüsse farkı, testislerin vücuda oranlı boyutu vs. Bunlarla kıyasladığımızda insan hem rekabetçi tür hem de eş bağı kuran tür olabilir. Tam ikisinin ortasında bir yerlerdeyiz ve bireysel çeşitlilik de çok fazla.

Sonuç Yerine Bence

Kişisel kanaatim, insanların ömürlük tek eşli bir hayvan olmadığı yönünde. Sosyal, ekonomik ve kültürel nedenlerden dolayı tek eşli gibi yaşasak da, içimizde neler arzu ettiğimizi dışarıya göstermiyoruz. Yani sanki biraz sosyal dengeyi bozmayalım diye razı geliyoruz.

Ama işte evrimsel açıdan bakıldığında, belki insanoğlunu popülasyon olarak avantajlı bir konuma da bu sosyal kaygılar getirmiş olabilir. Ne ki, şu kesin: Hiç birimiz arzu ettiğimiz hayatı yaşamıyoruz.

Kaynakça::

The Neural Basis of Pair Bonding in a Monogamous Species: A Model for Understanding the Biological Basis of Human Behavior. - Larry J. Young. (Makale)

Behave, Biology of Our Worst and Best. - R. Sapolsky (kitap)

Zebralar Neden Ülser Olmaz - R. Sapolsky (Kitap)

Tek Eşli Miyiz, Neden Aldatırız? Gelin, Bilim Bu Davranışlarımıza Nasıl Yanıt Aramaya Çalışmış Birlikte Bakalım
Cevapla