Modern insan, ruhunu tanımadığı için aşkın sadece bedenin arzularından ibaret olduğuna inandı ve aslında yücelerin yücesine ulaşabilme kapasitesiyle yaratılmış olan ruhunu bu sefil arzularla aşağıların en aşağısına mahkum etti.. “.. Ve bu kadını o mahvedecekti. Kendine o kadar yalnız, o kadar fedakarlıkla ruhunu teslim ettiğine inandığı, ruhunun iyiliğine tutkun olduğu bu muhterem kadını o kirletecek ve adını kötüye çıkaracak, mahv ve helak edecekti değil mi? Ama niçin? Sonunda yokluk acısı ve pişmanlığa, alçaklık ve aşağılanmaya düşmek için, bütün bu aşkını, bir yüce güzellik ve eşsiz kılan mümtazlığını bitirip sevdiğini aşağılamak için feda edecekti öyle mi?
O zaman aklına çok düşkün olduğu bir fikir geldi; birçoklarını vücutları için sevdikten ve bunun için de istisnasız hepsinden başka bir yara aldıktan sonra şimdi birini de, şüphesiz en layık olanını da sadece ruh ve şiiri için sevmek, bir zaman o kadar hayran olduğu yüceliğine hürmet etmek arzusu oluştu. Ve birden nefsini buna yeter görerek şaştı. Onun ruhuna bu kadar rakipsiz ve tek başına sahip olduktan sonra ötesi miskin, özellikle hain ve çirkin geliyordu.. Bu kendine sevdiği kadın kadar yüce, ona layık bir seçkin aşk, bir ayrı saygı, onun ruh ve güzelliğine layık bir mükafat gibi görünüyordu…
Bu birçok duygulardan oluşmuş bir arzu idi ki, hepsine birden itaat arzusuyla kuvvet buluyordu; sadece aşk ve merhametten ibaret değildi.. Teşekkür, aşk, şiir, hürmet, pişmanlık, gurur, her şey ve en sonra namus…
“Kardeşim yahut benim ninem (annem) olunuz..” diye inledi..
O dakika Suad’ın gözlerinin ateş ve şükranla kendisine baktığını gördü, sonra bu gözlerin parlaklığı süzülüp birer damla oldular; onun en gizli, en kutsal arzusu bu idi ve bunun böyle kendine teklif edilişi onu son derece memnun ve minnettar ediyordu.. Kalbinin çırpınarak ona koştuğunu hissetti ve gözlerinden bu iki yegane damla ağır ağır düşerken ikisine de aşklarının en mesut ve en can alıcı dakikasını yaşıyoruz gibi geldi..” (sf. 243-245) #Eylül
Babilde Ölüm İstanbul'da Aşk romanını okumadıysan okumanı tavsiye ederim. Senin anlatmak istediğini çok güzel bir şekilde anlatmış. Doğu ile Batı'nın aşk algılarının ne kadar farklı olduğunu ve bizim batılılaştıkça ne kadar gerçek aşkta ne kadar uzaklaştığımızı görebilirsin. Batı'da aşk sadece tenseldir. Fakat bizde tensel olmasınn yanında ruhsal ve ilahi boyutu da vardır. Aşkın bizzat kendisine aşık olmak erdemdir. Fakat ne yazık ki bu erdemleri kaybettik, kaybettirildik. Artık bizim de aşklarımız tensel. Tenleri seviyoruz, seksapaliteyi seviyoruz , ruha dokunamıyoruz. Dokunamadığımız için ilişkilerimiz çok zayıf oluyor.
bedene aşık oldugunu sanar. Asıl güzellik ruhtadır. Bunuda bedene aşık olup o bedeni unutunca anlar. Beden unutulur o sana güzel gelen kaş göz boy saç hepsi unutulur. Cünkü her zaman bir tık iyisi vardır. ç Ama ruh ruh güzelliği aşık olunuyorsa eğer unutulmaz hiç bir zaman hiç bir zaman unutulmaz.
Bedene değil, ruha dokunmak dışında o ele ele tutuşan, sarılan sevgilileri samimi bulmuyorum. Sevgi adi altında beraber zina yapmaya ask diyorlar. Bunu reddedene yobaz. Aşkınız batsın. Ayrıca Allah'a duyulan aşktan ötesi yok bunun farkında olunca zaten "aşk" kelimesinin insanda çağrıştırdığı şeyler çok daha farklı oluyor. Gerisi gelip geçici, kader kısmet.
Ruha aşık olunur. Ruhuna aşık olduğunuz için bedenindeki her bir kusur ona daha fazla güzellik katıyormuş gibi görünür gözünüze. Fakat çok güzel olduğunu sanarak aşık olduğunuz o ruhun şeytana satılmış olduğunu geç anlayabilirsiniz.
Görseli tanıyorum. Şarkı pek alakalı olmasa da paylaşayım videoyu. :)
Bazı insanlar ruha bazı insanlar bedene.. ama ikisinde de bir zaman sonra bir eksiklik hisseder insan... en güzeli beden ve ruhun birbirini tamamlayacak güzellikte olması eksiklik hissetmezsin o zaman...
Beşeri ask fiziksel bir çekim gucunden ibarettir ruha asik olunmaz sevilir ancak ama disini beğenmeden icini de merak etmezsin bu da insan fitratinin normal bir olgusu
Asık olmak sevmek direkt olarak ruhla bağlantılı birşey. Bir insanın ruhunu sevmek onu tümüyle sevebilmek demek. Onu kusurları yanlışları herşeyiyle beraber sevebiliyorsun demektir.
EYLÜL’LE GELEN; AŞK, ZERAFET VE SORUMLULUK ÜZERİNE..
"Aşk; hiçbir şey ama hiçbir şey istememektir.. Kimse ellemesin, o sevsin, yeterlidir.. Aşk; hep hüzünlü, gözü yaşlı ve boynu büküktür.. Aşk; bedenin bendini aşıp aşkın aşkınlığına merdiven dayamaktır.. Aşk; dingin bir ırmak gibidir.. Huzura ermiş bir nefis gibi.. En nihayetinde hikmetin ve hakikatin eşiğinde bekleyen bir derviş gibidir.. Sabırla, hüzünle, ısrarla..
Seve seve ateşlere dalmak, yanıp kül olmak aşkın alevi yanında bir şey midir? Zaten her ne var ise yanmıştır fakat görünen cisim kalmıştır bir tek, onun da hakkı bir alevdir.." #Eylül
Aşkı kitaplardan öğrenemezsin, satırlara sığmayacak kadar bal kahrıdır o, gel anlatayım sana aşkı. Önce yak kitapları. Aşkı âşıklarda arama. Aşk, âşığın aynası değildir, bu nedenle körler çarşısında ayna satılmaz. Aşk kelime değil ki deftere kaydedesin, aşk paragrafları talan eder. Aşkın kitaba sığınmayışı bundandır. Kitap yorum işidir, aşk yorumlarda yormaz yolunu. Aşkın kendisi başlı başına ucu bucağı gözükmeyen yoldur. Yola girenin geri dönüş hakkı yoktur. Yolun çukurundan, çamurundan, şikayet etme. Aşk çamuru nurlaştırandır. Unutma! Sen ruh denen nurun ile çamur denen bedenle buluşmasından doğdun…
İnsan ruha aşık olur mu bilmem ama iblisler ruhunuza aşık olabilir cehennemde olan bir ruh size gerçekten aşık olabilir veya cennette kat kat odaları vardır Alemler geniştir Allah bilir sen bilemezsin
En İyi Cevaplar