İsviçreli bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda. Tabi ki öyle bir araştırma yok :) Varsa da emin olun o araştırmada incelenen insanların arasında TÜRK yoktur. 32 yıllık hayatım boyunca onlarca defa aşık oldum. Beyaz tenli olanı oldu siyah tenli, buğday, esmer vs vs. Ve her seferinde bir daha aşık olmam sanıyordum.
Aslında olay tamamen kimya.
Vücudunuz aynı anda Adrenalin, Dopamin, Serotonin, Oxytocin ve Vasopressin hormonlarını salgılarsa bir ayıya bile aşık olabilirsiniz :)
Kısacası aşk öyle çok büyütülecek abartılacak bir durum değil diye ezberden söylemeden geçemeyeceğim. Peki neden biz bu "AŞK" durumu içerisine girdiğimizde bazı duygularımız aşırıya kaçıyor. Bu duygulara örnek vermek gerekirse;
Sevgi
Kıskançlık
Anaçlık
Korumacılık
Aşırı ilgi
Boğmak / Darlamak
Dikkatinizi çekti mi bilmem ama bu saydığım nedenler aslında ilişkinin bitme nedenleri.
+"Hayırdır ya niye ayrıldınız."
-"Sorma ya aşırı ilgili çok kıskanç sürekli annem gibi davranıyor arkadaşlarımla ilişkilerime karışıyor sürekli bir sorgu sual sürekli bir şeylere zorluyor, seviyorum ama olmuyor böyle..."
Bu sorunlardan %100 birisi yüzünden ayrıldığınız veya bitirdiğiniz bir ilişkiniz olmuştur.
Bu ilişki bittikten sonra her iki taraf içinde "DEMLENME" dönemi başlar. Bu demlenme döneminde bitiren de terk edilende bir süre ilişkilere sıcak bakmaz. Genelde yapılan "MİLLİ YAS" ilan edilir ve bir süre bir kız/erkek arkadaş edinilmez.
Demlenme süreci tamamlandıktan sonra eş dost arkadaş vasıtası ile "tam sana göre birini buldum" faslı başlar.
Çiftli görüşmeler ya da sosyal medya üzerinde ekleşmeler like lar tweetler whatsapp lar falan derken otomatik kriterler oluşmaya başlar. Bu kriterler oluşmaya başlarken bir önceki ilişkide neler yaşadığımızı düşünürüz.
"Aynı evde yaşanmayacak / yaşanacak "
"Tuvaletin oturağı kaldırılacak işenecek ve sifona basılacak"
"Yemek şapırdatılmadan yenecek"
"Sabahları sigara içmeyecek"
"Akşamları çok fazla dışarıda olunmayacak" bla bla bla uzayıp giden yüzlerce kritere çıkıyor bu liste. Ama ne oluyor sonuçta ? FRP oynayanlar bilir bunu, yarattığımız o karakterin o skilleri ile beden bulmuş halini asla bir arada göremeyiz. Bu sefer beklentilerimiz 5 den 3 e iner. Baktık oda mı olmuyor sonrası malum...
Evet sadece beni sevsin yetere kadar düştük. Peki şimdi ne olacak? Sevgi tek başına yeter erdem diyenleri duyar gibiyim. Hayır efendim yetmiyor. Kadın erkek fark etmiyor yukarıda saydığım bastırılmış şeyler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Yok yere çıkan kavgalar, yok efendim beni aramadın mesaj çekmedin, kimdi o face de ki adam / kadın vesaire vesaire... Hani yetiyordu tek başına sevgi.
Konuyu çok uzattım farkındayım ama şimdi bazılarınız aydınlanacak belki belki de "bu muydu söyleyeceğin" diyecek ama işin sırrı şu ilişki türü ne olursa olsun aşk, mantık, çıkar ilişkisi altın anahtar "SAYGI" dır.
Bu basit kelime bütün kapıların anahtarı aslında. Bu başkasına göstereceğiniz bir davranış şekli değil. Bu kendinize ve çevrenize göstereceğiniz bir davranış şekli. Özellikle bu hastalıklı ilişki türü olan AŞK konusunda.
Bireylerin öncelikle kendine ait bir hayatı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Kimileri diyecek ki "onun özgürlüğü benim izin verdiğim yerde biter" :) Ahh canım benim onu da denedim. Ne maço karakterler geldi geçti şu minnoş yüreğimden. Öyle olmuyor o işler. Bir gün "bizim çocuklarla / kızlarla dışarıda vakit geçirmek istiyorum bu akşam" diyene kadar canım benim :)...
Ne diyorduk "SAYGI" Karşındaki bir birey, bir insan ve kendi kararları var. Senden önce bir hayatı vardı. Arkadaşları ailesi mutlu olduğu insanlar yerler şeyler vs vs. Bu onun hayatıydı. Sen bu hayata dahil oldun. Önce kendi yerini bileceksin.
Bir ilişki başladığında onun hayatını almıyorsun sahibi olmuyorsun "DAHİL OLUYORSUN" önce bunu bilmek kavramak gerekiyor.
Senin içinde aynı şey geçerli. Önce kendine saygı duyacaksın.
Hayatına aldığın insanın öncelik olarak senin hayatına saygı duyduğunu görmelisin. Türk toplumunda genelde ilişkili yaşama şekli ve bekar yaşama şekli diye bir şey var. İlişkili yaşama şekli tamamen karşı tarafın isteklerinin yerine getirildiği bir ilişki şekli. Bu her iki taraf içinde geçerli. Örneğin arkadaşlarınla buluşacaksın ve akşam sevgilinle özel bir programın yok. Arayıp diyorsun ki "bu akşam bizim kızlarla / çocuklarla bir yemek yiyeceğiz bir şeyler yapacağız" bu 2 şekilde sonuçlanır standart türk ilişkilerinde "hayır direkt eve gidiyorsun ben bir yere gitmiyorum sen niye gidiyorsun" ya da "tamam bende geleyim" Bir dakika! Ben 5 yıl evli kaldım ondan öncesi ile aynı kadın ile 3 yıl nişanlı kaldım. Yani toplamda 8 yıl boyunca ben bizim çocuklar ile buluşamadım çünkü onlar bekardı :) Ama o "bizim kızlar" ile buluştu bekar olmaları önemli değildi çünkü kız kıza buluşacaklardı :) Normal şartlarda kafasına takmayan bir adamken bu durumu bende otomatik olarak "HAYIR" cevabı vermeye başladım :) Çünkü o benim bana ait olan zamanıma saygı göstermedi ve aynı çirkinliği bende ona yaptım.
Zamanla ilişki inatlaşmaya ve benim dediğim olacak "sen evli barklı adamsın / kadınsın ne işin var tek başına orada" lara döndü ve bir süre sonra tükendi bitti.
Belki bir çoğunuzun büyürken kendi odası oldu. Kendi dolabı kendine ait eşyaları kıyafetleri ama ben 2 göz odalı bir evde 3 katlı bir ranzada büyüdüm. Kendime ait tek alan ranzanın orta katıydı ve tahmin edeceğiniz gibi bütün özel hayatım oradaydı. Buna rağmen benim o kişisel alanıma aile bireylerimden kimse müdahale etmedi. Şimdi evlilik ya da bir ilişkide 2 farklı dünyayı 2 farklı hayatı bir araya getirmek gerçekten çok zor. Buna ister "ANLAYIŞ" diyin ister "SAYGI" diyin fark etmez ama ne olursa olsun kendi "MERKEZ BEN" ciliğinizden ödün verin ne de ilişki yaşadığınız kişinin "MERKEZ"ine müdahale edin.
Kendinize olan "SAYGI"nızı asla kaybetmeyin ve ilişki yaşadığınız kişiye olan saygınızı kaybetmeyin.
Mutlu bir birlikteliği yakalamak için mutlaka kötü tecrübeler edinmeniz gerekiyor.
Nelson Mandela nın çok sevdiğim bir sözü vardır.
Der ki: " BEN HİÇ KAYBETMEM YA KAZANIRIM ya da ÖĞRENİRİM"
Zamanın hastalığı AŞK dedik konu başında. Evet zamanın hastalığı AŞK çünkü AŞK tan beklentimiz çok yüksek. Bunun sebebi izlediğimiz diziler, filmler, okuduğumuz kitaplar... Ama gerçek dünya bambaşka ve hayatımız öğrenme ve geride bıraktıklarımıza miras bırakma üzerine kurulu bir sistem.
Bu hastalığa yakalandığınızda size reçetem bolca "SAYGI" gösterin. Hem kendinize hemde karşınızdakine...
Aşk sevmek dunyadakı en guzel hıstır boyle oldugu ıcın bıtıncede en cok acı cektıren sey oluyor uzak durıym desen bulur yıne ınsanı ama su yasadıgımız dunyada mutlu son yoktur zaten hayat dogumla sevındırerek olumle uzerek bıter tıpkı ask gıbi
En İyi Cevaplar