Etkili ve düzgün sözdür hitabet. Bilirsiniz. Genellikle politikacıların kullandıkları, içinde yüzlerce vaad olan ama asla gerçekleşmeyeceğini bildiğiniz. Buna rağmen, hitabeti sanat haline de dönüştürmeyi çok iyi bilen biri karşısında, etkilendiğiniz. Hatta cevapsız kalıp da o an "doğru söylüyor" diye düşündüğünüz.
Aklınız başınıza geldiğinde, yani o salak yüz ifadeniz değişip, kendinize geldiğinizde olanlar olmuş, giden gitmiş, siz soyulmuş portakal kıvamında ortalıkta dımdızlak kalmışsınızdır çoğu zaman.

Konumuz, sosyal iletişimde, siyasetde, bir sempozyumda ya da işi kapmak için yaptığınız sunumların dışındaki hitabet sanatımız.
Sevgi tomurcukları olup, ortalıkta fütursuzca harcadığımız, eş anlamlısı tavlama olan, tava getirmeye yönelik sanatsal dehalarımız. Bunun için dahi olmaya gerek var mı bilemedim. :)

"Rüyalarımı Süslüyorsun."
"Hadi be ordan (!) Uykuya geçmeden önce
Rüya rüya, bu gece şunu bana şöyle göster!
komutu mu veriyorsun da beni görüyorsun. Görmekle kalmayıp, kıçın pirelerin istilasına uğramışken, üzerine fiyonklar, balonlar, çiçekler mi asıyorsun. Sen ancak beni çıplak hayal edip, fantezilerinde kullanırken uyuyakalıyorsundur." diyen birini duymadım ben daha.
Var mı cesaretiniz?

"Sensiz Nefes Alamıyorum."

"Niye? Akciğerlerin mi tıkanıyor ben olmayınca. O halde 2 dakika içinde ölmen gerekiyordu. Eee şimdi nasıl burdasın? Sigaradandır o sigaradan. O kadar diyorum sana, içme şu zıkkımı diye. Dinleyen kim?" diyesiniz gelmiyor mu hiç?
"Sen Olmadan Zaman Geçmiyor."
"Nasıl yani? Bize hızla geçip giden günler, senin bulunduğun yerde, aniden arıza yapmış bir asansör gibi zınk diye duruyor mu? Ve ben yanına gelene kadar saatler duruyor, güneş hep aynı noktada, yolda yürüyen insanlar donup kalıyor, balkondan elindeki kovayı aşağıya boca etmiş teyzenin, o boca ettiği su boşlukta duruyor, Türk Hava Yolları'nın bilmem kaç sefer sayılı uçağı kalkıştan hemen sonra, tam yerden 500 metre yükselmişken, olduğu yerde çakılı kalıyor.

Öyle mi? Senin bu söylediğin ya filmlerde olur ya da deklanşöre bastığın an, banyo edilmeyi bekleyen fotoğraf karesinde. Ha bir de izlediğin filmin en heyecanlı sahnesinde çişin gelip de, tuvalete giderken bastığın pause tuşunda." demek için kuduruyorum. Ya siz?
"Neye Baksam Seni Görüyorum."
"Yuh...(!) Aya baktım seni gördüm, sana baktım ayı gördüm gibi bir şey mi bu? Tuvalete girdiğini düşünmek istemiyorum şu an. Ya da duşa girdiğinde yerinde mi diye baktığın şeyin yerinde olmak istemem. Sobayı tutuşturmak için ince ince kıydığın o odunlar geldi şimdi aklıma.
Gardırobuna rastgele tıkıştırdığın, o buruş buruş kıyafetlerin. Her akşam bir yerlere fırlattıp sabah bulmakta zorlandığın kokmuş çorapların. Merket raflarında etiketine bakıp, ucuzunu aradığın... Aman Tanrım (!) Tuvalet kağıtları, temizlik malzemeleri, deterjanlar, haşeret ilaçları." demeyi aklından geçirenler parmak kaldırsın.

"Benim her şeyim senin, param yoksa da yüreğim zengin"
"Evet evet. Çok zenginsin. Üzerindeki gömlek bile benim hediyem. Tezgahtara yüreğimi göstererek aldım. Bir paket makarna için kaç gram yürek harcıyorsun. Ya ev kirası kaç kilo yürek istiyor. Ne bitmek tükenmek bir zenginlikmiş bu. Harca harca bitmiyor.
Sanırsın saraylarda yaşıyoruz. Ulan üç gündür yürüyerek gidip geliyorum işe. Akbilim bitmiş. Oradan ver bakayım bir 50 gram. Ayaklarım ağrıyor artık" diyebilecek kadar gerçekçi misiniz?

"Seni haketmek için ne yaptım aşkım."
"Hakettiğini de kim söylüyor. Teklif ettin, kabul ettim. Hepsi bu. Şimdi sorsan, asla derim. Ben hala neden seninleyim bilmiyorum. Sahi ya(!) Sen hiçbir şey yapmadın ki. Ben gidiyorum."

"Sensiz yapamıyorum. Gideceğin yere beni de götür."
"Haydaaaa... Manyak mısın nesin? Kundakdaki çocuk musun? Ne işin var senin kahvede. Tuvalete gidiyorum gelecek misin? Bensiz olmuyormuş.
Neyi yapamıyorsun acaba? Çişini ben mi yaptıracağım? Yemeğini yedireyim, yürüteyim, yüzdüreyim, koşturayım, banyo ettireyim, poponu yıkayayım, sınavına gireyim. Oh ne ala, sen yat ben çalışayım. Yok öyle şey."

Şairane aşk cümlelerimizi destanlaştırmaya çalışırsam, haftalarca yazmam gerekecek. Elbette romantizmin içine ettim. Haklısınız. Biraz mizah, biraz gerçek, biraz seramoni. İşte her tattan birazcık. Hepimiz biliyoruz ki, duygularımızı ifade ederken çığır açıyoruz. Hitabet sanatını geliştirmiş olanlarımız, elde etmek ya da günü kurtarmak adına, her ne kadar gerçekçi olmasa da bu yola baş vuruyor. İlişkilerimizin olmazsa olmazları. Olmazsa ne mi oluyor?
Erkekler Odun, öküz, ayı ve benzerleri. Kadınlar kezban, ruhsuz, zengin avcısı, paragöz vs.
Ayağınız yerden kesiliyor değil mi bu cümleleri duyduğunuzda. Bakalım bundan sonra ne düşüneceksiniz. Sadist miyim neyim? :)
Ama biz yine de günü kurtarmak için Önce Can Yücel'e sonra da Necip Fazıl'a kulak verelim. Üstadlar demiş ki;
"Bizimkisi bir aşk hikayesi değildi. Aşktı bizimkisi, gerisi hikayeydi."
"Güzele bakmak sevap değil, güzel bakmak sevaptır."
Gözlerinizin güzel bakması, aşkınızın hikaye olmaması, romantizm dolu bir aşk yaşamanız dileğiyle,
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar