“Ah mine’l aşk ne anlatır, bilir misin Murat’ım?“ diye soruverdi Kerem. Bir anda masanın diğer tarafından uzanıp omzundan yakalamıştı, şehrin kiremitli çatılarla kapanmış manzarasına dalan arkadaşını.

Murat, ürkerek ve biraz anlamsız gözlerle biraz da merakla elini tekrar sakalına götüren Kerem’e bakıp mırıldandı. “Şeyy… Bilmiyorum, nereden çıktı şimdi bu?“ Cümlenin ardından gelen o kısa sessizlikte Kerem’in gözlerinden taşan niyetin şifresini çözmüş gibiydi. O an, arkadaşının heyecanını ve anlatacaklarının gizemini tamamen çözmek istediğini düşündü. “Tamam tamam anlat, dinliyorum. Hem huysuzun tekisin, anlatmadan duramazsın hem de boş boş oturuyoruz be kardeşim!“
Kahverengi göz bebekleri biraz daha belirginleşen Kerem, iyice belli olsun diye kısacık kestirdiği saçlarının devamıymış gibi ne zamandır uzattığı sakallarıyla oynamayı bırakarak önündeki kesif kırmızıya kesmiş çayına uzanıp bakışlarını o kırmızılıktaki çekiciliğe daldırarak ve iştahla bir yudum daha aldı. Gözlerini o koyu lezzetten kaldırdığında kısa süredir merakla bekleyen bir çift gözle karşılaştı. İstediği duyguyu yakalamıştı artık.
“Dinle o zaman kardeşim, ah mine’l aşkın kısa; hüzünlü bir hikayesi vardır çünkü.“
_Tasavvufa da gönül veren hattatlar, bu kelimeden yükselen ah’ı bir elif bir de ‘h’ harfiyle çizerler. Elif; uzun ve sivri, yüreğin tam ortasına batan bir hançer; ‘h’ ise kanlı yaşlar döken bir çift gözdür dostum. Geri kalan kelimelerle de cümlenin anlamı tamamlanır: Aşkın elinden ah çekmek, elem ve kederinin yakıcılığından kanlı gözyaşı dökmek… Yani, senin anlayacağın sevip de kavuşamayanların hikayesidir aslında. Belki biraz da yanmanın ve yanmayı göze almanın, hem vuslatı hem hasreti göze almanın hikayesidir. Ya kavuşamazsın ya da kavuşana kadar ciğerlerini eskitmeyi göze alırsın.

Murat, etkilendiğini gösterir bir halde hafifçe dudaklarını birbirine bastırarak ve kiremitli çatılarda artık kaybolmuş bir şeyleri arar gibi camdan yana çevirdiği gözlerini biraz kısarak “İyi de günümüzde böyle mi yaşanmalı bu anlattıkların? Hem tasavvuf diyorsun, sanki manevi bir şeyler var bunda. Yani, insana ait değilmiş gibi?..“ Umutsuz bir edayla ve çaresizce çıkmıştı sesi.
Beklediği bir soru olduğunu belli edercesine arkasına yaslanıp duruşunu biraz daha dikleştiren Kerem’in eli yine sakalındaydı ve anlatacaklarından keyif duyacağını işaret edercesine tebessüm ediyordu. “Bak dostum, aşk dediğin aslen manevidir evet. Ama, bizlere de bahşedilmiştir ki sevmeye nereden başlayıp nereye varacağımızı da bilelim diye. Yoksa bu dünyada boşa yaşamış olurduk, bundan emin olabilirsin!“
Elini havada sallayarak arkadaşının sözünü aniden durdurdu Murat. Biraz da dert yanar ve sert bir şekilde : “Ya şu anda insanların böyle mi yaşadığını sanıyorsun, şu aşk dediğin şeyin aslı bu mu yani?“ diyerek çıkıştı.
Hiç istifinden ve tebessümünden taviz vermemişti arkadaşı. Elleri sürekli sakalının üzerinde geziniyordu.
_Ben, modern zamanda nasıl yaşanması gerektiğinden ya da şu zamandaki insanların bakış açısından bahsetmiyorum ki… Böyle düşünürsen bu duygunun sadece basitleştirilmiş, bayağılaştırılmış, değersizleştirilmiş yansımasını görürsün sadece. Sana asıl olan duygunun temelinden bahsediyorum anlasana! Yani o büyülü kelime, insana insan olduğunu hatırlatır. Duygularının ne kadar somut olabileceğini ne kadar can yakabileceğini hatırlatır dostum.
Konuştukça sesindeki o sakinlik, giderek heyecanlı bir titreşime yerini bırakıyordu. Bu defa sakallarını azat edip dirseklerini masaya koydu ve ellerini çenesi önünde kenetleyip bir kez daha arkadaşının merakını kontrol etti. Murat’ın gözlerinin tamamıyla kendisine kenetlendiğini ve gelecek cümlelerin heyecanını duyumsadığını anladığında yüzünde oluşan hafif bir tebessümle ellerini çenesinden ve birbirinden kurtarıp devam etti :
_Bak şimdi, insanoğlu bu ince belli bardak gibidir. Bir alt bir de üst sınırı vardır. Tıpkı bardağın çayı alabileceği kadar insan da diğer duyguları gibi aşk dediğimiz o büyüyü, bardağına doldurmaya çalışır. Ha ne kadar doldurur, bunu ne kadar başarır bilemem; ama herkesin en azından bir yudumluk da olsa payı vardır bana göre ve asıl mesele bardağını ne kadar değil, nasıl doldurduğunda gizlidir.

“Peki bardağı taşırınca kişi, o zaman ne olacak kardeşim?“ sanki bir açık yakalamışçasına satranç oyuncularının hafif kibirli ve soğuk duruşuyla araya girmişti Murat’ın sesi.
“Keşke herkes bardağı taşırabilse. O zaman beşeri aşktan geçip ilahi aşka adım atmış olursun dostum. Bir nevi Leyla’dan geçme faslıdır. Hem beşeri aşkın o sihirli dünyasını tatmış hem de ilahi aşkın menziline varmış oluruz işte fena mı? Ammaaa… Konumuz bu değil şimdilik.“ Kerem, bu cümleleri hiç duraksamadan söylemişti. O da karşısındaki oyuncunun hamlelerini bilecek kadar ustaydı anlaşılan bu satranç oyununda.
“Çok güzel anlatıyorsun da sen bu işin neresindesin Kerem’im? Hadi beni geçtim de seni biliyoruz. Huysuzsun tekisin; ama seviyorsun sen de hem sevmesen konuşmazdı dilin bunları değil mi?“ Bu defa daha kesin saldırmıştı Murat, kuralları aniden ve yazılmadan oluşan bu oyunu kazanmak istiyordu anlaşılan. Masanın karşı tarafında ise aniden yapraklar savrulmaya başlamıştı sanki. Artık arkadaşının gözleri o savrulan yapraklarla beraber ufukta bir noktaya doğru ilerliyordu. Kesin bir zaferi ilan etmek üzereyken Kerem’in gözleri; uzak ufuklardan sımsıcak bir tebessümle geri döndü ve doğruca Murat’ın oturdukları o ferah, bir o kadar da sıcacık kafenin havasından hafifçe kızarmış mağrur yüzüne usulca çarptı.
“Ben bardağımı dolduranın ellerinden tutacağım, yoksa neyleyeyim boşa çalınan kaşığı, boşa tangırdayan bardağı... Diyeceğim o ki bu bir arayış değil, nasibinde olan ve o bardağı doldurana bir adayıştır kendini. Sev ki aşka yol açasın, sevil ki aşkı tamamlayasın, ‘sen’ ile başlayıp ‘o’ ile bitip bir olabilmek gerek dostum…“
Zaferi bekleyen Murat’ın kaleleri yıkılmıştı rakibinden gelen bu sözlerden sonra; fakat çok da mutlu olmuştu bu küçük oyunu ona kaybettiği için. Sağ dirseğinden destek alarak masaya dayadığı koluna iyice yaslanarak çenesini eliyle biraz daha kavradı, masanın karşısında oturan çocukluk arkadaşını gururla ve büyük bir keyifle kutlayan bakışlarla izlerken onu neden sevdiğini bir kez daha hatırladı. Artık oturdukları masadan ayrılmadan evvel ikisinin de kulaklarına çalınmaya başlayan ve sohbetlerini mühürleyen şarkıyı keyifle dinlemeye gelmişti sıra…
Son söz: Sitede “Aşk“ konusunun bence’lerde defalarca maddelerle ya da çeşitli şekillerde anlatıldığını ve yine sorularda defalarca gerçek mi değil mi diye sorgulandığını gördüğümden kendi düşüncelerimi minik bir hikaye eşliğinde anlatmak istedim. Umarım, siz de keyif almışsınızdır ve damağınızda güzel bir tat kalmıştır okurken.
Zaman ayırdığınız için teşekkürler, görüşmek dileğiyle...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar