Kağıt üzerinde birlikte olacağımız kişiyi seçmekte özgür görünsek de yaşamımızda durum çok daha farklıdır. Toplumsal dayatmalardan arınmış bir seçim sonrasında bile yaptığımız bu seçim bizi bugüne getiren olaylardan doğrudan etkilenir. Yetiştirilme tarzımız ve bakım verenimizle olan bağlanma şeklimiz, birçok davranışımızı etkilediği gibi yetişkinliğimizde yaptığımız partner seçimimizde de bir hayli büyük rol oynar. Peki çocukluğumuzun partner seçimimizde nasıl bir etkisi olabilir?
İngiliz psikanalist John Bowlby (1907-1990) tarafından ortaya atılan bağlanma teorisine göre, çocuk ile bakım veren (anne, baba, dadı vs.) arasında çocuğun yetiştirilmesi sırasında bir bağlanma oluşmaktadır. Birincil bakım veren kişi ile kurulan bu bağ, çocuğun gelecekte kendisiyle ve diğer insanlarla kurduğu iletişimi ve davranışlarını etkilemektedir. Bu süreçte kurulan olumlu bağlar geleceği pozitif bir yönde şekillendirirken bunun tersi de mümkündür. Bağlanma sürecinde birincil bakım verenin yetersiz kaldığı durumlarda bu bağlanma olumsuz etkilenir ve çocuk tarafından öğrenilen bu yetersizlikler doğru kabul edilerek çocuğun gelecek beklentilerini de önemli ölçüde şekillendirmiş olur. Bakım verenimizin bize hissettirdiği sevgi dolu ve güvenli ortam sebebiyle yetişkinliğimizde de bu ortamı arar, bu beklentiyle insan ilişkilerimizi kurarız. Ancak bu beklenti, çocukluğumuzda var olan yetersizlikleri de beraberinde getirir.
Partner seçiminde bağlanma örüntülerinin rolü

İlişkide tarafların bağlanma örüntüleri, kurulan ikili ilişkinin dinamiklerinde büyük rol oynamaktadır. Kişiler arası çerçevede bakıldığında, doğası gereği kişinin çocukken sahip olduğu güvenli ve sevgi dolu ortamı partnerinden beklemesi olağan bir süreçtir. Bu beklenti çift taraflı olup, her iki tarafın da sahip olduğu bağlanma şekli bu süreci etkiler. Çocukluğumuzda öğrendiğimiz rutinler ve beklentiler ışığında partnerimizi arar, alışkın olduğumuz sevgi ortamını o kişiden bekleriz. Fakat bu arayışımız çocukken fark etmediğimiz yetersizlikleri de barındırdığından, kurduğumuz ilişkinin sorunlar barındırması işten bile değildir. Çünkü çocukken yetiştirildiğimiz ortamın perde arkasını çoğu zaman göremeyiz. Örneğin bakım veren ebeveynimizin sahip olduğu gereğinden fazla ilgi gösterme davranışı problemli bir davranış olabilse de, çocukken bunu doğru kabul eder ve dolayısıyla gelecekte de aşırı ilgi gösteren partnerler ararız. Aradığımız saf sevgi ve güven hissini aşina olduğumuz karakter tipinden bekleriz. Ancak artık çocuk değilizdir ve yetişkinliğimizde gereğinden fazla ilgiye maruz kalma durumu, partnerimizin bizi çok fazla sıkboğaz ettiğiyle ilgili bir yakınmayla sonuçlanabilir.
Bir ilişki içerisindeyken partnerimizin çevremizdekiler tarafından eleştiri yağmuruna tutulması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

İnsanların çoğu birlikte olduğumuz kişiye onay vermeseler de bu bizim için bir şey ifade etmez. İlişkide yaşadığımız problemler olsa bile çoktan o kişiye yönelik karşı koyulmaz bir çekim hissetmişizdir fakat hissetmiş olduğumuz bu çekim, problemler yaşadığımız bir ilişkiyi aynı şekilde sürdürmemiz gerektiği anlamına da gelmemektedir. Çekim hissettiğimiz karakteristik özellikleri değiştirmemiz kökten bir çözüm gibi görünse bile bunları bir butona basar gibi kolayca değiştirmek pek mümkün değildir. Bunun yerine bağlanma tipimizin bize yakın hissetmemizi söylediği kişilere karşı davranış ve tutumlarımızı değiştirebiliriz. Sonuçta yetişkinliğimizde yaşadığımız bu problemler, partnerimizin yanında çocukluğumuzdaki davranışları sürdürüyor olmamızdan gelir. Örneğin; bakım veren ebeveynimizin kırılgan, hassas ve bize karşı ilgisiz kaldığı durumlarda isteklerimizin yerine getirilmesi için talepkar bir şekilde ağlayan bir çocukluğumuz olabilir. Bunun sonucunda yetişkinliğimizde kırılgan ve hassas bireylere karşı bir çekim hisseder, onlara destek olmak isteriz. Bununla beraber kurduğumuz ilişkide oluşan yetersizlik ve ilgisizlik durumlarındaysa bağlanma teorisi çerçevesinde bizden beklenilen davranışımız ağlamamız olacaktır. Ayrıca partnerimize karşı gizlediğimiz/bastırdığımız bir öfke, dargınlık ve düşmanlık da hissederiz. Fakat bunun yerine bu davranışlarımızı değiştirip partnerimizle kırılganlık ve ilgisizlik meselelerini konuşmak, çocukluğumuzda yaptıklarımızın aksine çok daha işlevsel bir çözüm olacaktır.
Birlikte olduğumuz kişinin çocukça arzu ve mekanizmalarımızı harekete geçirmesi olasıdır.

Bu sebeple herhangi bir sorunla karşılaşıldığı durumlarda ilişkiyi bitirmektense, bize çekici gelen karakteristik özellikleri yetişkinliğimize uyum sağlayacak şekilde olgunca dönüştürmek, problemlerle baş etmek için daha yapıcı bir yöntem sayılabilir. Sonuçta seçtiğimiz partnerin bize tamamen uyması ve olgun olması beklentisi ütopik bir beklentidir. Ancak bu olgunlukta partner bulmak zor olsa da, olgun olmayan davranışları karşısında bizim bir yetişkin gibi davranarak olgun bir tutuma sahip olmamız, her zaman bizim elimizde olan bir seçenektir.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
1Cevap
eğitici
Kendi cinsiyetinde ilk cevabı sen paylaş ve
1 Xper puan fazladan kazan!