Yeni Kendim Hoş Geldin!

‘Bazen elinden sadece çok sevmek gelir’…

İlk görüşte aşka inanmıyordu. Kafamda kurguladığım şeylerdi ona göre. Birisine tüm ruhunla aşık olup da aşkının bir kurgu olarak algılanmasının ne kadar karmaşık bir duygu olduğunu öğrendim. Tuhaftı, bir yanım aşkımı ispat etmek için çırpınırken, bir yanım hayal kırıklığına yenik düşüyor, tepkisiz kalıyordu.

Şunu anladım ki; hislerinin adını koyabilecek olgunlukta olmak çok da önemli değildi, bir aşk ne kadar büyük olursa olsun ancak muhatabının anlayabildiği boyutta kalmaya mecburdu. Çok küçüktü benim aşkım, hatta aşk bile değil sadece bir kurguydu. Bu kadar basitti. Benim yere göğe, yüreğime sığdıramadığım bu aşk bu kadar basitti…

Yeni Kendim Hoş Geldin!

Bölüm Bir: 8 Ağustos

Ondan tam yirmi üç gün önce başlamıştım yeni işime. 8 Ağustos kendi adıma önemli bir tarihti. Yıllar önce bu tarihte gözlerimi açtım dünyaya. O gün tarihin 8 Ağustos olması onun adına sadece bir tesadüftü belki de ama benim kaderim yıllar sonra yine bir 8 Ağustos’ta yeniden yazılmıştı.

‘Yeni işiniz hayırlı olsun’ diyerek elini sıkmam birkaç saniye sürerken sonra ki etkisi bir asır gibiydi…

Yaşattığı hisler güçlüydü, karşı koyamayacağım kadar güçlü. Yeni doğan her gün beni ona doğru hızla sürüklerken, benim elimden onu kayıtsızca sevmekten başka hiçbir şey gelmiyordu. O kadar sert bir rüzgardı ki; direnmeye çalıştıkça tüm çabalarımın bu rüzgarın hızını yavaşlatmaya bile gücünün yetmediğini fark ettim…

Çok özeldi benim için, kimse gibi değildi, kimse onun gibi olamazdı. Bakışlarından mimiklerine, sesinin renginden çocuksu hallerine kadar her bir ayrıntısı ruhuma işlemişti adeta. Dokunduğu her nesne kutsal bir hediye gibi yeni bir anlam kazanıyordu. Dokunduğu nesnelerden başarabildiklerimi biriktirmeye başladım. Bunu öğrendiğinde neler düşündüğünü merak ettim hep. Belki de ona göre sadece saçmalıyordum, ama bir eylemi saçma ya da mantıklı yapan da bakış açısının ta kendisi değil miydi. Farkındaydım ve anlamasını beklemiyordum ama beni asıl yaralayan; hayatım bu kadar yoğun duygularla allak bullak oluyorken, tüm bu olanların birer kurgu olarak algılanıp çöp değeri kazanmasıydı.

Uyku zamanları dışında her dakikam onu düşünmekle geçiyordu. Hayali ile uyuyor, sabah gözlerimi ona açıyordum. Yemek yerken, yürürken, çalışırken her anımda sadece o vardı. Düşünmekten yorgun düştüğüm zamanlar oluşmaya başladı. Oysa onun bunların hiçbirinden haberi dahi yoktu.

Her ne kadar sözlerimle ve hareketlerimle sürekli ima etsem de aşkımı açıkça söyleyemiyordum. Anlamasını uzun bir süre umut ederek bekledim ama o an hiç gelmedi. Bir akşam mesajlaşma esnasında ondan aldığım cesaretle itiraf ettim aşkımı…

‘Aşk kibrit çöpünün ucundaki aleve benziyordu; o alev kontrolündeyken yaşamını kolaylaştırır, mutluluk verir, kontrolden çıktığında ise koca bir ormanı yok edebilecek kadar büyük bir yangına dönüşür. Eritir ruhunu damla damla, tanıyamazsın kendini…

İçimde koca bir orman çaresizce yanıyordu…

Bölüm iki: Bir hayale dokunmak

Yeni Kendim Hoş Geldin!

Aşk hiç kolay değil, taşıyacak koca bir yürek ister. Zordur sevgilisi akşamları iş çıkışı gelip onu aldığında arkasından öylece bakakalmak. Hayalini kurarken bile mutlu olduğum şeyleri bir başkası sıradan bir hayatın içinde yaşıyordu. Sorgularsın, çok sorguladım; sahip olduğu şeylerin farkında mıydı, acaba değerini biliyor muydu? Onu gerçekten seviyor muydu? Mutlu olmasını istiyordum. O mutlu olmalıydı…

‘Onun hayatında bir yer kaplayabilmek nasıl bir duyguydu?’

Hayal ve gerçek arasında ki o ince sınırda gezinilen anlar vardır, o anın gerçekliğinden emin olmak için kendine sertçe dokunursun. İlk defa arabama bindiği gün o sınırın tam üzerinde dengede durmaya çalışıyordum. Belli etmemeye çalışsam da heyecandan boyut değiştirmiştim. Büyülü bir andı, yol boyunca hiç konuşmadan sadece o anı yaşamak isterdim. O indikten sonra az önce oturduğu boş koltuğa bakmak içimi acıttı…

Farklı katlarda çalışıyorduk ve onun bulunduğu kat benim için sadece ondan ibaretti. Bazen onu koca bir gün boyunca sadece öğle arası yemekte görebiliyordum. Onu göremediğim her an benim mutsuzluğumdu. Gördüğüm o ilk an ise sıkıca sarılmak istiyordum, hiç bırakmayacak gibi sıkıca sarılmak. Oysa o kadar uzaktı ki…

İlk görüştüğümüz gün bir kafede onun dersten çıkmasını beklediğim an beklemenin bazen ne kadar güzel olabileceğini öğretti bana. Yanıma geldiğinde gözlerinin içi gülüyordu. Yan yana yürürken koluma girdiği o an bir hayale dokunmaktı benim için. İlerleyen dönemde onunla beraber zaman geçirme fırsatlarım oldu. Sohbetlerimiz güzeldi, iyi zaman geçiriyorduk, mutluyduk. Zamanla aramızda adının hiçbir öneminin olmadığını düşündüğüm bir bağ oluşmuştu. En azından ben böyle düşünüyordum. Onun yanında o kadar mutluydum ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamazdım…

Bölüm Üç: Lütfen beni senden vazgeçmek zorunda bırakma!

Yeni Kendim Hoş Geldin!

Aşkın muhteviyatında mantık çok bulunmuyor. Birçok hatam oldu, bazen hatalarımı telafi etmek isterken yaptıklarım başka hataları da beraberinde getirdi. Her şeye rağmen yapmış olduğum hataların, onların farkında olduğum sürece geleceğim adına birer hazine olduğunu biliyordum. Bir gerçek vardı ki, insan sevdiği kişiyi isteyerek asla incitemezdi…

‘Eğer ben şizofren değilsem ve kendi kendime hayaller kurup, kendimi buna inandırmıyorsam; bana karşı sevginin üstünde hisleri olduğunu ve duygularına engel olamadığını söylemişti.’

Deliler gibi sevdiğin insandan bu sözleri duymak, bu mutluluğun tarifi yok, olamazda, ama bu kadar yüksek seviyedeki bir mutluluğu tadıp sonrasında yaşanalar ile hızla yere çakılmanın verdiği acının da bir tarifini ben kafamda oluşturamadım. O ana kadar biriktirdiğim ne kadar hayal, umut, mutluluk ve anı var ise hepsi ellerimin arasından birer birer kayıp gidiyor ve ben buna engel olamıyordum. Yaşadığım acıların beni ne kadar değiştirip, olgunlaştırdığını anlatmaya bile vaktim olmadı. Kendim bir saniyeliğine bile vazgeçmeyi başaramazken, bu kadar kolay vazgeçilen olmak umursamayacağım bir durum değildi. Ağır geldi…

Oysa bana değer veriyordu, biliyordum. Defalarca kaçıp gitmek istememe rağmen başaramadım. O kadar içten gitme diyordu ki; benim kalmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Böyle olmasını hiç istemezdim. Onunla birlikte aşamayacağım hiçbir engel yoktu, hiçbir zaman da olduğuna inanmadım. Bir parça desteği ile kendimi ona adamaya hazırdım.

Hayatımda ‘Lütfen Beni Senden Vazgeçmek Zorunda Bırakma’ diye yalvardığım ilk ve son kadına…

Ve tabi ki yeni kendime...

Yeni Kendim Hoş Geldin!

Yeni Kendim Hoş Geldin!
Cevapla