Bugün size enteresan bir olay anlatacağım. Sadece enteresan olmakla kalmayıp içinize işleyecek, olayın kahramanlarını tanımıyor olsanız da, yaşadıkları içinizi delip geçecek. Yüreğinizden bir şey kopup gidecek. Geçtiğimiz günlerde size 1979 yılındaki insanlık tarihi adına korkutucu bir performansın yarattığı, utandıran olayını yazmıştım. Burada olayın kahramanı dünyaca ünlü performans sanatçısı Marina Abramovic'ti. Yaptığı bir nevi sosyal deney gibi olan performans ile insanoğlunun savunmasız biri karşısında ne derece kötüleşebileceğini dehşetle gösterdi. Şimdiki olayın ise iki kahramanı var. Biri yine Marina Abramovic, diğeri ise AŞK. Hem de en gerçeğinden. En acı vereninden. Aradaki bağlantıyı kuramamış olanlar;
Buyurun kederli bir aşkın tanığı olmaya.

Sene 2010. Mart ayının ortaları. O sabah, yine diğer sabahlar olduğu gibi New York'ta tuttuğu dairede açtı gözlerini. Evine gitmek için gün sayıyordu ama performansı da hakkıyla bitirmesi gerekiyordu. 40 yıllık çalışmasının ardından artık performans sanatı anlaşılıyordu ve saygın bir sanatçı olarak anılıyordu. Bunu tehlikeye atamazdı. "The artist is present" yani sanatçı sahnede performansını yapmak istediğini söylediğinde herkes bunun bir intihar olduğunu düşündü. Marina unutulmayacak bir çalışma ile sahnede ölebilirdi.
Bir masanın başında oturup, içsel bir yolculukla hiç tanımadığı insanların sessizce gözlerinin içine bakacaktı

Bir sanatçı için belki de hayata gözlerini yumacağı en güzel yer New York modern sanatlar müzesiydi. Haftanın 6 günü, günde 7 buçuk saat bir masanın başında oturmak ve hiçbir şey yapmamak sanat değilmiş gibi değerlendiriliyordu. Oysa sanatın hiçe en yakın olunan yerde gerçek sanat olduğunu düşünüyor ve büyük çalışmasında hiçi yaratıyordu. Yaptığı şey zor olmasına zordu ama aynı zamanda o kadar da basitti ki, hiçti. Neredeyse hiçti. Gün içerisinde karşısında binlerce tanımadığı insan oturuyor, o ise sadece onların gözlerine bakıyordu. Gözlerinin en içine bakıyordu.
Onunla sadece göz göze bakarak içsel bir yolculuğa çıkmak için her renkten, her yaştan, her dinden yüzlerce insan salonu dolduruyordu

Bu New York'ta olup olabilecek en nadir şeylerden biriydi. Tanımadığın biriyle dakikalarca bakışmak. Mona Lisa tablosunun bile önünde ortalama 40 saniye geçirenler, şimdi burada dakikalarca bakışıyordu. O yüzden hiç unutulmayacak anlar yaşanıyordu. Belki de yaşanan saf gerçeklikti. Yatağından kalktı. Yardımcısıyla lafladı. Giyindi. Ver müzeye doğru yola çıktı. İnsanlar yine geceden kapının önünde kamp kurmuş, çağdaş performansın babaannesinin karşısında kısacık bir süre dahi olsa bekliyorlardı. Marina içeri girdi, son düzenlemeleri yaptı ve o kırmızı elbisesini giydi. Güvenlikle birlikte salona geçti. Günlerdir yaptığı ritüeldi bu. Her şey hazırdı. Sandalyesine oturdu ve kafasını öne eğdi.
Onunla sessizce bakışanlardan kimi ağlıyordu, kimi gülümsüyor, kimi protesto ediyordu. Ama o gün hayatının en büyük sınavını vereceğinden habersizdi.

Kapılar açılınca onlarca kişi içeri akın etti. Şimdi günün ilk konuğu onun karşısındaydı. Kafasını kaldırdı ve bakıştılar. Ardından bir diğeri geldi. Bir daha, biri daha. Marina her seferinde kafasını öne eğiyor, sanki zihnini sıfırlıyordu. Karşısına oturan herkesle birebir en saf haliyle iletişime geçiyordu. Kimi ağladı, kimi güldü. Kimi de protesto etmek istedi. Oysa o gün orada, unutulmayacak bir deneyim yaşayacağından habersiz, hissiz bir şekilde sadece oturuyordu. Her dinden, her ırktan, her renkten ve her yaştan insanla karşı karşıya gelmişti. Ama şimdi o kendi sınavını verecekti. Ve hayatın soruları hiç beklemediği bir yerden çıkagelecekti. Yeniden gözlerini önüne eğdi. Kafasını son kaldırışında gördüğü siluet bir hayal değil, acı bir aşkın ikinci ve aldatan öznesi yine orada duruyordu.
Kafasını bu kez kaldırdığında karşısında oturan kişi 21 yıl önce en büyük acıyı yaşatarak ayrıldıkları ve halen küllenmeyen aşkı Ulay'dan başkası değildi

Gözlerinin içine bakıyordu. 12 yıllık sevgilisi, 21 yıllık aşk acısını gördü karşısında. Ulay oradaydı. Ve hiçlik birden bire her şeye dönüştü. Anılar, ihanet, birlikte geçirilen karavan yılları, sanat, aşk. Ama en çok da aşk. Ulay'a baktı. Yüreği yine kıpır kıpırdı. Kollarında sabahladığı adam biraz yaşlanmış olsa da, bir an bütün işi bırakıp onun kollarında sabahlamak geçti. Diğer her şey, meslek, kariyer, ün. Hiçbirisi bu adamın kollarında tadı vermemişti.
Son 21 yılını hep onla karşılaşacağı anı hayal ederek geçirmişti. Sonra sonra geri dönmenin imkansızlığı, tam çocuk sahibi olmayı düşünürken karşılaştığı ihanet. Ulay şimdi karşısında ona bakıyordu. Kafasını yana eğdi. Bu her anlama gelebilirdi. Pişmanım diyordu belki. Belki büyüdük, belki de keşke diye geçiriyordu aklından. Salondaki onlarca kişinin anlayamadığı, sadece o ikisinin anladığı bir dille konuşuyorlardı.

Amsterdam'da tanışmışlardı. Herkes onların büyük aşkına 12 yıl boyunca şahit olmuşlardı. Bir bedende birbirine bağlı ikizler gibiyiz derlerdi. Hatta bunu kanıtlarcasına aynı gün doğmuşlardı. Birçok unutulmaz performansa imza attılar. Hatta şu an o serginin diğer salonlarında genç sanatçılar Marina'nın unutulmaz 5 performansını yeniden yorumluyorlardı.

Bu performansa da yıllar önce aslında birlikte başlamışlardı. İkisi de günlerce bir masanın başında karşılıksız oturacaklardı. Ve başardılar ama Ulay her zamanki gibi Marina'dan önce pes etmişti. Performansı bıraktı. Marina ise bunu uzun yıllar sonra tek başına, yine karşısına Ulay'ın oturacağını bilmeden, karşısındaki sandalye boşken yapmaya cesaret etmişti.
Dünyanın en sıra dışı ve en duygu yüklü ayrılığını Çin Seddi'ndeki hayallerini gerçekleştirdikten sonra yaşadılar.

Ayrılıkları da duygu yüklüydü. Marina, Ulay'ın onu başka bir kadınla aldattığını ve kadının hamile olduğunu öğrendiğinde çift ayrılma kararı almıştı. Ama bunu da kendilerine yakışır bir performansla yapmak istiyorlardı. Çift Çin Seddi'nin iki ucundan birbirlerine doğru yürümeye başladı. Bu 3 ay süren yürüyüş onların ayrılığını sembolize ediyordu. Ortada buluştuklarında ise bir daha görüşmemek üzere vedalaştılar. Ve bir daha asla görüşmediler. Ta ki bu ana kadar.
12 yıllık büyük aşk ve 21 yıl sonra ilk bakış

İşte tüm bunlar birkaç damla gözyaşıyla aktı ikisinin de. Ne olursa olsun bir damla gözyaşı akıtmalı ve ileriye doğru yürümeliydi. Uzandılar ve birbirlerinin ellerini tuttular. Herkesin olduğu gibi Ulay'ın da süresi doldu ve kalkıp gitti. Marina ise gözlerini yine önüne eğdi. Yeniden zihnini sıfırlaması gerekiyor karşısında yeni bir insanı görmesi için hazır olması gerekiyordu.

O anları sadece izleyin
Marina gözyaşlarını silerek performansına devam etti. Bu performans 31 Mayıs 2010'da son buluncaya kadar Marina 736 saat hareketsiz durdu. Karşısına yaklaşık 1 milyon kişi oturdu. Ulay ise evine döndü. Bir daha hiç görüşmediler.
Eski Yugoslavya doğumlu, şu an 72 yaşında olan dünyanın en ünlü performans sanatçısı Marina Abramovic aslında insan vücudunun ve ruhunun sınırları olmadığını yaptığı gösterilerde anlatmaya çalıştı. Amma velakin 2010 senesindeki dünyanın en büyük sanat merkezi olan New York modern sanatlar müzesi salonunda orada olan 125 kişinin şahit olduğu, birkaç dakika süren ama bir ömre bedel bu aşk karşısında sadece bir damla gözyaşı akıtabildi.
Aşk ve sanat bu olsa gerek
İDOLÜMSÜN...
Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur. La Cordaire
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar