Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Hayatımız boyunca içimizde var olan pek çok duygu ve düşünceler ile baş etmeye çalışıyoruz. Bazen nefretten arınmaya, bazen affetmeye yönelebiliyoruz. Yeri geliyor içimizdeki öfkeyi bastırmaya çalışırken olmadık yöntemler deniyoruz. Öyle bir zaman geliyor ki korkunun içimizi ürperten o korkunç tınılarını duymaktan bitap düşebiliyor. Ve böyle bir durumda kaldığımız zamanlarda da bundan kurtulabilmek adına çalmadık kapı bırakmıyoruz.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Zaman zaman kalp kırıkları yaşıyoruz. Her defasında canımız çok acıyor, duygularımıza bu dönemlerde söz geçiremiyoruz.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Gün geliyor stresin o koyu gri bulutundan gözümüz hiçbir şey görmez oluyor. Yaşam enerjimiz bir anda sıfırlanıyor. Ve böyle bir durumda güzel olan hiçbir şeyi fark edemeden kocaman bir günü, bazen günleri ve hatta koskoca haftaları yok edip tüketebiliyoruz.

Duygularımız bir kere kontrolden çıkarsa ne yazık ki biz biz olmaktan çıkıyoruz. Hem kendimizin hem de çevremizde bulunan kişilerin hayatları zindana çeviriyoruz. Ne mantık, ne akıl yeterli kalmıyor içimizde kopan fırtınayı durdurmaya.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!
Zaman zaman gelecek kaygısı, sevdiklerimizin ne olacağı hakkında endişelere kapılıyoruz. Ve o zamanlarda geçmişi sorguluyor, unutulması zor pişmanlıklarımızı ve keşkelerimizi sorgular hale geliyoruz. Ve tüm bunların hepsi bize HAS olan duygularımız.
Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Tüm bu olumsuzlukların yanı sıra tabi ki hayatımızda güzel günleri de var. Gün geliyor aşkın o sihirli dokunuşları ile karşı karşıya geliyor ve bu duruma şaşırabiliyoruz.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Ne çok beklemiştik oysa gelsin bulsun ve sarmalasın, aklımızı başımızdan alsın diye. Ve şimdi o büyülü dokunuşları ile sımsıcak olur kalbimiz, onun varlığı ile dünya bir başka gözükür gözümüze. İçimizde bir yerlerde saklanmış olan şımarık çocuk sevinci ile "ben çok şanslıyım" diye haykırarak dolaşırız etrafta.

Duygular, duygularımız... İyi yönü ile kötü yönü ile hatta ve hatta en zorlu olanları ile bir bütün oluşturuyor kalbimizde.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Paylaştıkça artan ve hatta azalan tınılarıyla hepsi bizim. Onlarsız var olmak ne mümkün. Bir duygudan bir duyguya savrulup duruyoruz şu kocaman hayat salıncağında. Bu hayat salıncağında bazen düşmekten korkuyoruz, bazen kaybetmekten, bazen de o anlık sevinçlerimizden.

Hepimizin içinde var olan kin, nefret, öfke, kızgınlık, keder, üzüntü gibi akla gelebilecek her türlü olumsuz duygulardan da arınmak istiyoruz.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Biliyoruz ki yaşam, duygularımız ile paralel olarak güzelleşiyor. Bunun için gönül yelkenimizi elimizden geldiğince saf sevginin akışına bırakıyoruz. Hayata aşkla bakıp, gök kuşağının en albenili renklerinde erirken, tüm çabalarım anların güzelliğinde bulutların üzerinde kalabilmek.

Duygularımız bir şekilde harmanlanıp, tozu dumanına katarak sakin sakin sessizliğe doğru akar. Bir bakarız ki kendimizi yaşamın güzelliklerini bulmaya adamışız.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Şimdinin o güzel enerjisine, geçmişe el sallayıp, geleceğe göz kırpıyoruz. O anda hangi duygumuz daha ağır basar ise yüreğimiz o tarafa gider. Önümüze çıkan olumsuzluklar da ise iç sesimiz ile can bulan umutlarımız hiç tükenmiyor.

Bakın Amerikalı ünlü yazar Dan Millman ne der?


"Hayatın fısıldadığı öğretileri kaçırırsak, bize uyandırma çağrısı olarak geri dönerler. Ve Tanrı bizi aradığında, telefonu açsak iyi olur. Zorluklar, evrenin dikkatimizi çekmek için kullandığı yollardan biridir. Fiziksel acı, bizi bedenimizi dengelemeye çağırır. Duygusal acılar, ilüzyonlarımızın ve direnişimizin ortaya çıkmasını sağlar. Zihinsel acı, şu anın iyileştirici gücünü ortaya çıkarır. Biraz acı çekmek kaçınılmazdır. Fakat biz hayatın yumuşak uyarılarını dinlemeyi öğrendikçe, acı yok olur."

Hayatımız da ruhumuzu yaralayan tüm acı ve olumsuz duygularımız, bize hayatın mesajlarını dinlemeyi öğretti.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Farkındalığımızı bir anda yaşamın gerçekleri üzerinde döndüğünü görmemizi sağladı. Ne kadar güçlü olduğumuzu anlamamıza neden oldu. Olumsuz duygulara sahip iken bize bunları düşünebilme, hepsini alt edebilme gücü verdi.

Şimdi sizleri şöyle bir an için bu duyguları yaşamadığınızı düşünmeye davet ediyorum. İçinizde öfke olmasın mesela, her ne yapılırsa yapılsın kimseye kızmayalım.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Nefret etmeyi aklınızın ucundan bile getirmeyin. Ses tonunuzu her daim kısık tonda tutmaya çalışın. Sıfır egonuz olsun. İçiniz hiçbir şekilde acımasın. Mesela gözyaşı dökmeyelim. Bir düşünün nasıl olurdu acaba diye. Ve çok düşünmeden belki de çoğunuzu vereceği cevap "ne iyi olurdu" demek olacaktır. Çünkü böyle bir durum söz konusu olmuş olsa hayatımızın daha kolaylaşacağını, daha kolay mücadele edeceğimizi, kendimizi gereksiz yere hiçbir şey için yıpratmayacağımızı düşünürüz. Ama HAYIR. Bu duygular ile birlikte unutmayalım ki o zaman sevgi de yok, aşk da yok. Merhamet etmek yok, neşelenmek de yok. Anlayacağınız yok oğlu yok. Her şey alın, sade, dümdüz bir yol gibi olacak hayatımız. Etrafta ne bir renk, ne bir ses olmayacak.

Bir an düşündüğüm zaman zor olurdu böyle bir hayat içinde yaşamak. İnsan sevgiyi, aşkı hissetmez ise nasıl yaşayabilir ki?

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Doya doya kahkaha atamadıktan sonra, neşelenip çocuklar gibi sevinemedikten sonra bir anlamı olmuyor. Varsın yanına diğer olumsuz duygular da gelsin. Varsın yolumuz yeri geldiğinde dimdik olsun, yeri geldiğinde yokuş ile karşı karşıya gelelim. Yeri ve zamanı geldiğinde karanlık bir tünel olsun ama yeter ki duygularımızın hepsi tas tamam ve yerli yerinde olsun. Zorları başardığımızda, o yokuşları binbir güçlükle çıktığımızda hissedeceğimiz mutluluktan ötesi var mı? O karanlık tünelden kurtulduğumuz zaman yaşayacağımız sevinç ve mutluluk duygusu bir başka. Kendimize olan güveni tazelemenin, en zoru başarmış olmanın verdiği hazzı, o zirvedeki mutluluğu yaşayamadıktan sonra ne yapayım engebesiz o dümdüz yolda. Yolun sonuna varmış dahi olsak ne sevineceğiz, ne de neşe duyacağız. Çünkü bu duyguların hiç biri olmadığı için bir şey hissetmeyeceğiz. Ot geldik ot gideceğiz gibi bir durum olacak.

Bu bir hastalık olarak da düşünebiliriz aslında. Daha önceden hiç kimsenin düşünmediği bir hastalık hatta. Duyuları kaybetmek ve duygusuz kalmak.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Ve benimde yeni öğrendiğim belki sizlerin de yeni öğreneceği bir durum. Günümüz de böyle yaşayan bir çok insan varmış. Bunun ismine de "duygu durum bozukluğu (blunted effect)" deniliyormuş. Yani bir çeşit depresyon halinin farklı ve ileri bir hali imiş. Genellikle de şizofrenik hastalarda daha yaygın olarak görülüyormuş.

Zülfü Livaneli'nin "Kardeşimin Hikayesi"nde bu hastalığın pençesinde olan bir adamın hayatını o kadar güzel anlatmış ki.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Bu kitaptan sonra hayattaki almış olduğumuz her nefesin bizler için bir nimet olduğunu hatırladım ve sizlere de hatırlatmak istedim. Duygularımız olumsuz bile olsa bize öğretmiş oldukları, öğreteceklerini düşünerek olumlu duygulara zemin hazırlamak gerekiyor. Olumsuz duygularımız sayesinde hayatımızda en çok istediğimiz şeyleri fark edebiliriz aslında. İşte bu farkındalıkla ve hayal ettiklerimizi ancak olumlu düşüncelerimiz sayesinde kucaklayacağımıza olan inancımız. Hayatımızı iyisi ile kötüsü ile hep sevmek ile olabilecek bir şey. Her şeye rağmen yüzümüzde her daim tebessüm olacak.

Biraz size bu hastalıktan bahsetmek istiyorum. Blunted Affect durumunda, hastanın duyuları, zekası, aklı her şeyi yerli yerinde.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Dışarıdan baktığınız zaman görünüşte ve günlük yaşamında her şey tamam gibi. Ama ya içinde... Adeta sessiz fırtınalar kopuyor aslında. Kimsenin bilmediği, fark etmediği, edemediği. Çünkü hepimiz de var olan duygulardan yoksun bu kişiler. Ne aşık olabiliyorlar, ne kıskanabiliyorlar. Ne yaptıklarından pişmanlık duyuyorlar, ne de öfkelene biliyorlar. Dostluktan, arkadaşlıktan, kardeşlikten bir haberler, egoları da yok. Sevinç nedir bilmiyorlar, neşe ise onlar için kör kuyulara atılmış bir duygu.

Uzmanlara göre bu hastalar başlarına gelen travmatik bir olaydan sonra kendilerini tüm üzüntülerden korumak adına bunu yaptıklarını savunuyorlar.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Ve bunun akabinde "aslında her şeyi anlıyorlar, üzerinde düşünüyorlar, hatta bedensel zevk de alıyorlar ancak manevi olarak hiçbir şey hissetmiyorlar." Aslına bakılırsa bir nevi tüm duygularını beyinlerinde kilitliyorlar.

Bazen hayatın dik merdivenleri bizi soluksuz bırakabiliyor. Her şey tersine giderken, üzüntü ve keder denizinde kulaç atmaktan bitap da düşebiliyoruz. Ama yine de her yeni gün bizim için bir umut ve bu umuda sarılıyoruz. Yeri geliyor dostlarımız ile ya da konunun uzmanları ile paylaşarak azalmasına imkan veriyoruz.

Bu hastalar hayattan tüm umutlarını tamamen kaybettikleri için, daha fazla acı çekmemek adına kendilerini bir şekilde koruma altına alıyorlar.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Bununla ilgili o kadar çok örnekler var ki inanamazsınız. Kimi kendi başına gelen travmatik olayları başkasına ait gibi hissediyor. Kimisi de kendini ölmüş birisinin yerine koyabiliyor. Kimi kimseye dokunmuyor kendisine de dokundurtmuyor. Bu hastaların hepsi kendi kapalı dünyaları içinde yaşayıp gidiyorlar. Bu hastaların bir kısmı da hayvanları ile konuşmayı tercih ediyor. Elbette böyle bir bakıldığında çok zor bir durum. Bu kişiler için hayatın anlamı nerede ise yok denecek kadar az.

Günümüzde uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar göre depresyon tedavisi gören ve depresyon ilaçlarının tüketiminin belirgin bir şekilde arttığını gözlemlemişler.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Hayat şartlarından, yaşam şekillerimizden kaynaklı büyük küçük herkesin ruh sağlığı tehlike sinyalleri vermeye başladı. Tahammülsüzlük had safhada, sevgisizlik, saygısızlık, empati kuramamak, bencillik dört nala koşup duruyor.

Kendini sürekli suçlayan, çaresiz, güvensiz insanlar…
Aşırı uçlarda yaşayan, inişleri kadar çıkışları da hızlı olanlar…
Heyecanlarını, yaşama azmini yitirenler…

Etrafınıza şöyle bir bakın ne kadar çok üzgün, ağlamaklı, omuzları düşük, tebessüm etmeyi unutmuş, küçücük bir olay karşısında parlamaya hazır o kadar çok insan var ki. Ve ne yazık ki tüm bu negatif titreşimler bize kadar yansıyor.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Gerek iş yerinde, gerek sosyal yaşamımızda, gerek evliliklerde yaşanan zorlukların sebepleri bu olsa gerek. Birbirini anlayamayan, sevemeyen insanlar. Ve ne yazık ki giderek de sevgiden iyice uzaklaşan insanlar. Aslına bakarsanız herkesin tek bir şeye ihtiyacı var oda SEVGİ. Evet yanlış duymadınız sadece ama sadece SEVGİ yeterli bir ilaç aslında.

Tıpkı İtalyan asıllı Amerikalı yazar Leonardo Buscaglia’nın sözleri gibi. ‘’Sadece kalp için hasat zamanı yoktur. Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir.’’

Bizi biz olduğumuz için, bizim duygularımıza saygı ile yaklaşan, bizi gerçekten her koşulda dinleyen, bizi yargılamadan anlamaya çalışan, bizi günahlarımız ve sevaplarımız ile SEVEN KALPLER ile çevrilisin.

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!

Bu kalpler her zaman bize çevrilsin ki hayatın zor yokuşlarında içimizdeki umudu beslememize bir nebze de olsa yardımcı olsunlar. Kendimizi olumsuzluklarımıza rağmen sevelim. Çünkü bizler onlar sayesinde kazandığımız farkındalığımıza dört elle sarılalım. Anların keyfine varalım.

Tüm duygularımızın harmanında hep neşe, huzur, mutluluk ve kahkahadan yana olsun. Ve yazımı Mevlana'ya ait bir sözle bitirmek isterim.

Gel... Gel, ne olursan ol, gel!..

İster kafir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, gel!..

Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir.

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!..

Dostça ve sağlıcakla kalın...

Duygularımız, Geçmişimiz ve Bıraktıkları İzler!
Cevapla