Bağnaz değilim, bazı şeyler yanlış geliyor. Fakat sonuçta o mezhebe aitim; Caferilik.

Bağnaz değilim, bazı şeyler yanlış geliyor. Fakat sonuçta o mezhebe aitim; Caferilik.

"Bir çok dini inançlar da, görüşler, fikirler, yöntemler ve ibadet şekilleri açısından zaman zaman farklılıklar gösterebilir. Bu çeşitlilik, aynı temel inanç yapısına sahip olsalar da, ibadet ve yaşam tarzı açısından mezhepler arasında belirginleşir.
Birçok semavi dinlerde de; mezhepler, ibadet ve yaşam tarzında bazı farklılıklar barındırır.
İslam’da ki mezhepler arasında ortak olan bazı temel prensipler vardır. Her insan, kendi hür iradesiyle İslam’ı kabul eder ve bu seçim, akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayı gerektiren önemli bir niteliktir. İslam’ı seçmenin beş temel şartı şunlardır: Şehadet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak ve hacca gitmek. Bu şartları yerine getiren kişi Müslüman kabul edilir.
Ayrıca, İslam’da imanın altı şartı da vardır: Allah’ın varlığına ve birliğine iman, meleklere iman, kitaplara iman, peygamberlere iman, ahiret gününe iman ve kadere iman. İman eden kişi, bu şartları kalben tasdik eder ve tam bir teslimiyetle kabul eder.
Bunların yanı sıra, 32 farz olarak bilinen ve dahili ve harici olmak üzere başka önemli dini yükümlülükler de mevcuttur."
Bu kısa bilgi açıklamasından yola çıkarak inanç ve mezhep konusuna sahip herkese şu soruyu sormak istiyorum:
Bir kişinin dini seçerken en temel kural, akıl sağlığının yerinde olması ve hür iradesiyle seçim yapmasıdır.
Peki, bu kişi, kabul ettiği dinin farklı mezheplerini neye göre ve hangi şartları seçer?
Tüm semavi dinlere tabi olmak için seçmek ilk ve en önemli temel ilke iken mezhep neden seçilmez. Kişi eğer belirli bir mezhebi seçmişse, diğer mezheplerin farklılıklarını bilerek mi kabul eder?
Mezhepler kişiye yaşadığı bölge, aile, soy, Anne ya da baba dan mı geçer?
"İslam asla ataerkil bir din değildir" Hz. Muhammet S. A. V.
Sahabeler iktidar için birbiriyle savaşacak tiynette insanlardı. Kamil filan değildiler. Seçilmiş hiç değildiler. Sünnilerin sahabeye dil uzatılmaz anlayışı boş. Ali'ye haksızlık yapıldı. Ama Ali de Osman şehit edilirken umredeymiş. Yani Osman ölse hiç fena olmaz diye düşünmüş ama burası etme bulma dünyası işte. Kendisi de rahat bir halifelik yapamamış. Muhammed'in ölmeden önce mihraba Ebubekir'i geçirmesi kendisinden sonra halife olarak onu işaret etmesi anlamına gelir. Bu konuda Sünniler haklı. Halifenin de kendisinden sonraki halifeyi seçme hakkı İslam'da var, ne kadar yanlış da olsa. Ebubekir de Ömer'i halife tayin etmiş. Ömer'den sonra Ali'nin de bulunduğu şura Osman'ı seçmiş. Sonra Ali halife olmuş. Yani halifelikte Ali'nin hakkı yenmemiş. Burada Şiiler haksız.
Bana göre İslam'ın ilahi bir din olmadığı sahabe tarafından biliniyordu. Ama islam hükümleri bir kanun olarak benimsendi. Ancak iktidar mevzubahis olunca ehlibeyt filan düşünülmedi. Çünkü içten içe Muhammed'in seçilmiş kişi olmadığına inanılıyordu. Ömer döneminde miras paylaşımı sırasında Kur'andaki matematik hatasının farkına varılıyor da Avliye diye bir metod getiriliyor. Bu insanlar aptal değil. Bu metodun Kur'andan sapmak olduğunu ve Kur'anın hata içerdiğini, Allah kelamı olamayacağını en önce kendileri anlamıştır ama mevcut düzeni devam ettirmek adına bu çözümü kabul etmişlerdir.
Aslında Ömer, Muhammed ölüm döşeğindeyken bir an ümmi olduğu yalanını unutarak kalem ve kağıt isteyince Muhammed'in peygamber olmadığını, ümmi dahi olmadığını anlamış ama düzenin devamı için bunu sorun etmemiş. Çünkü müslümanların en önde gelenlerinden biri olarak bir gün halife olacağını düşünüyor, biliyordu.
Holiganlık ve Fanatizm: Aşırılık Üzerine Bir İnceleme
Holiganlık, bir konuya aşırı ölçüde sempati ve bağlılık gösterme durumunu ifade eder. Özellikle fanatizmi destekleyen bireyler için kullanılır. Holiganlar, bir şeye karşı aşırı tutkulu olmanın yanı sıra, çevreye zarar verici davranışlar sergileyebilirler.
Fanatizm, bir marka, kurum veya topluma mâl olmuş bir kişilik etrafında yoğunlaşan yüksek sempati ve sevgiye denir. Bu duyguları yaşayan insanlara fanatik adı verilir.
Bu iki aşırı davranış biçimi, özellikle futbol taraftarları arasında sıkça karşılaşılan bir durumdur. Spor etkinliklerinde, özellikle futbol maçlarında, bazı taraftarlar sevdikleri takımları desteklerken, aşırı ve kontrolsüz davranışlar sergileyebilirler.
Aşırı taraftarlar, futbol müsabakalarından önce veya sonra, tuttukları takıma duydukları sevgi ve rekabet duygusuyla saldırganlık, şiddet ve hakaret içeren çeşitli çatışmalara yol açabilirler.
Oysa ki, sporun temel amacı centilmenlik, fair play ve rekabetin kurallar çerçevesinde yaşanmasıdır. Buna rağmen, bazı bireylerin neden aşırı şiddet ve hakaret içeren tavırlar sergilediği, psikologlar tarafından sıkça araştırılan bir konudur.
Holiganlık ve fanatizmi sadece spor alanında mı görüyoruz? Maalesef hayır. Bu aşırı sempati ve bağlılık duyguları, mezhepler gibi diğer konularda da karşımıza çıkabilir. Aynı dini inanca sahip bireylerin, farklı mezhepler üzerinden ayrışmaları ve çoğu zaman şiddet içeren davranışlar sergilemeleri bu aşırı tutumun başka bir örneğidir.
Hiç bir Dinin ilk lideri kendisine inanlara benden sonra şu mezhepler ile ayrışa bilirsiniz dememiştir. Bilhassa "sakın birbiriniz ile ayrılıp, ayrışmayınız" demiştir.
Bir Dini inanca seçmek ve belirli şartları ve uygulamalara uyması gerekir iken. Mezhebi seçmek "tabi olmanın" belirli şartları ve uyması gereken zorunluluk ve ilkeleri yoktur.
@statüko
İslam zaten itikatta ayrılığa izin vermez. Bunu sünniler söylüyor. Peygamberden sahabeler aracılığıyla gelen inancın ehli sünnet yani sünni inancı olduğunu, diğer inançların sahabenin inancından yani doğru olan sünni inancından ayrılmak olduğunu söylemişler. Ama amelde farklı içtihatlara rahmet gözüyle bakmışlar ve bunu da bir hadise dayandırmışlar. 4 mezhep itikatta hemen hemen aynı şeyleri söyler. Maturidi ve Eşari inancının 13 farkı bulunuyor ve bunlar fark denemeyecek küçük hususlar.
Değerli yorumcular, mezhepler ve aralarındaki farklılıklar üzerine kendi çapımda bazı okumalar yaptım ve bu konuda uzmanlarla da görüş alışverişinde bulundum. Konunun derinliğini anlamak adına sağlam kaynaklara ve kanıtlara dayalı bilgi edinmeye gayret ettim. Bu süreçte, bir profesör unvanı taşıyan bir uzmanın şu ifadelerine denk geldim: "14 yıldır Sünni mezhebi üzerine araştırmalar yapıyorum ve henüz bu konuda tam bir sonuca ulaşabilmiş değilim. İnşallah bu araştırmayı tamamladığımda diğer mezhepleri incelemeye başlayacağım."
Bugüne kadar Müslümanlığın dört ana mezhebini inceleyip, "Şu mezhebi bilinçli olarak seçtim ve bu mezhebe tabi olmayı uygun buldum" diyen bir Müslümanla karşılaşmadım. Genellikle, bir mezhebe tabi olma gerekçesi sorulduğunda verilen yanıt "Ailem bu mezhepten" şeklinde oluyor. Bu durum, bir tercih değil, daha çok bir geleneksel bağlılık olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada, mezhebe tabi olmanın nasıl bir bilinçli seçim sayılabileceği tartışmaya açık bir konudur.
Bir kişi, İslam, Hristiyanlık veya Yahudilik gibi bir dini seçtiğinde, belirli bir mezhebe tabi olmasının ne dini bir zorunluluk ne de kati bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir mezhebe tabi olmadığını ifade eden bir Müslümanın, bu sebeple dininden çıkmış sayılmayacağı kanaatindeyim. Bana hangi dine inanıyorsunuz diye sorulduğun da Müslümanın diyorum neye inandığımı anlamam için bu kadar basit ve net. bana göre bundan daha fazlası yok ve söylemem.
@statüko
Şimdi mezhepleri itikadi ve ameli mezhepler olarak sınıflandırmak gerek. Sünni, Şii, Mutezile gibi mezhepler itikadi mezhepler olduğundan elbette iman ederken veya bu mezheplerden birini seçerken bilinçli olmak icap ediyor.
Meşhur 4 mezhepten birine ise bilinçli bir katılım gerekmiyor çünkü 4'ü de hak mezhep olarak görülüyor. İstersen namazı tüm şartlarına uymak koşuluyla Hanefi mezhebine göre kılabilir, orucu ise yine tüm şartlarına uymak koşuluyla Maliki mezhebine göre tutabilirsin. Kolaylıkları toplamak suretiyle mezhepleri karıştırmak ve yaptığın amelin 4 mezhepten herhangi birinin tüm şartlarını karşılamıyor oluşu caiz görülmemiş.
Son paragrafa ise itirazım var. Müslümanım demek bence yeterli değil. Çünkü her Müslümanın Kur'andan ve/veya Hadislerden anladığı aynı değil. Yaşar Nuri müslümanım diyor ve deizmin Kur'an'a aykırı olmadığını söylüyor. İhsan Eliaçık da müslüman olduğunu söylüyor ve Cin yok diyor. Mustafa İslamoğlu da müslüman olduğunu söylüyor ama kabir azabı yok diyor. Cübbeli de müslüman olduğunu söylüyor ve bunların hepsinin kafirlik olduğunu söylüyor. Şimdi sen de sadece müslüman olursan bunların karışımı bir İslam'a inanacaksın. Peki müslümanlık nedir, hangisidir? İnsanların ortaklaşa kabul ettiği bir İslam yok mu? Başlarda vardı. Yine olmalı. Dolayısıyla ben Sünnilerin söylemini ve çizgisini doğru buluyorum. Ne var ki İslam hak din değil. Dolayısıyla sünnilerin usulü doğru olsa da tabii oldukları din doğru olmayınca onlar da mecbur yanlışı savunma noktasına gelebiliyorlar.
"Değerli yorumcu, mezhep kelimesinin anlamı 'taraf' ise, konuyu daha anlaşılır kılmak adına dini mezhepleri spor takımlarına benzeterek, taraf tutmanın sporun ana değerlerinden nasıl uzaklaştırabileceğini vurgulamak istedim. Peygamber Efendimiz ve sahabe döneminde mezhepler yoktu; onlara sorsaydınız, kendilerini 'Müslüman' olarak tanımlamaktan başka bir taraf belirtmeleri mümkün olmazdı. Başka bir yöntem, fikir ya da duruş söz konusu değildi.
Kur'an-ı Kerim'de şu ayetler dikkat çeker: 'Bugün dininizi kemale erdirdim ve size din olarak İslam'ı seçtim' (Maide, 5:3), 'Bizim yapmadığımız hiçbir amel sizlerden Allah tarafından kabul görülmez," dini amelleri eksiltmek ya da çoğaltmaya çalışmayın deniliyor' (Bakara, 2:285-286 Ayetlerini bu konu da iyi anlamaktadır. , 'Birbirinizle ayrılığa düşmeyin' (Al-i İmran, 3:103), 'Aşırıya gitmeyin, haddi aşmayın' (Nisa, 4:171).
Aklıselim ve okuyan bir insan, bu ayetler ve hadisler ışığında İslam'ın birleştirici mesajını açıkça görebilir."
Falan hoca böyle dedi, filan hoca da "Bu yok" dedi, falan filanın bu sözüne sakın inanmayın dedi. Falanlar filanlar; Kuranı ve hadisleri herkes okuduğunu doğru anlayamaz o yüzden Siz, okuduğunu doğru anlayan kişileri Hocaları dinleyin dedi.
Bu konuya örnek;
Hocalar öğrencilere ödev, ders verir ki öğrenci gitsin, kendi aklı, fikri ve zekâsı ile dersi okuyup, gerekirse araştırarak öğrensin. Ama çoğunluk, kısa ve zahmetsiz bir yöntemle, bir başka öğrencinin okumasını dinleyip hocasının karşısına geliyor.
Öğrenciler, ya hepsi aynı doğruyu ya da aynı yanlış hataları tekrar ediyor olunca.
Bu cevapların temeli mesnetsiz bilgiler olunca öğrenci şöyle der: "Hocam, diğer derslerime vakit yetmediği için bu dersi arkadaşım ile paylaştık, ben ona farklı dersi, o da bana bu dersi okuyup özetini anladığını anlattı."
Hoca der ki: Sizler doğru ve yanlışlarınızı, nerede hata yaptığınızı, tembellik edip etmediğinizi takdir edecek merci bu dersin hocası dır. Sizler, öğrenci olarak ne kendi hatalarınızı ne de diğer öğrencilerin hatalarını ya da doğrularını takdir etmeye kalkmayın. Bizler, bildiklerimizi anlatmakla yetinmeyip; Sizlere söylediklerimizi araştırıp öğrenmeniz için size ödev veriyoruz ki. Sizlerin bu ders hakkın da ve öğrenciliğiniz hakkın da bir başarıda ki eksikleri tamamlama da ve mazur görmede de bir taktire sahip olalım.
Kalkıp kendiniz araştırma yapmaz, okuma yapmaz, kısa yoldan, temeli, özü, başlangıcı ve sonu mesnetsiz olan bilgiyi zahmetsizce dinleyip, "Şu hoca böyle dedi" diyerek kabul ederseniz, Allah’ın huzuruna çıktığınızda da durum bundan çok farklı olmayacaktır.
Kuran ilk ayeti Ikra' OKU diye başlıyor. Ayet de Hoca oku ve diğerlerine anlat demiyor. ya da Okuduğunu doğru anlayacak IQ su en az 120 olanlar okusun anlatsın da demiyor.
herkese oku diyor. Neyi ne kadar doğru anladın nerde hatalar yaptın? yaptığın hatalar kasıtlı mı? yaptıklarının ve söylediklerin mesnetli mi? kimseye zerre haksızlık edilmeden BEN Taktir edeceğim diyor.
@statüko
Hayır, oku da anladığına uy demiyor Kur'an. Zaten bu kendinle çelişmen anlamına geliyor. Herkes okuyor ama farklı anlıyor, işte o zaman insanlar ayrışıyor. Hem herkes kendi anladığına uysun hem de ayrışmasın demek tezattır.
Kur'an,
(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Al-i İmran 32]
(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan ve Resulünden anlayın!) [Nisa 59]
diyor. Kur'ana uyun, Kur'andan anlayın demiyor.
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]
diyor. Demek ki açıklanmasına ihtiyaç var.
Sahabe zamanında mezhepler yoktu. Onlar kendilerini müslüman olarak tanıtıyordu. Doğru ama dinin kaynağı Muhammed hayattaydı. Sahabe Kur'an okuyup anladığına değil Muhammed'in anlattığına uyuyordu. Mesela ben Kur'ana baktım kabir azabını bulamadım, namaz 5 vakit demiyor, öyleyse 3 kılayım diye kendi anladığına uymuyordu. Muhammed ne der, ne yaparsa aynını tatbik ediyordu. Fakat onlar kitaplara geçmedi. Kitaplara geçenler bu mezhepler oldu. Bu mezhep sahipleri de ya sahabeyi gördü, ya da onu göreni gördü. İslamı onlardan öğrendi. Kitaplara geçirdi.
Dolayısıyla Kur'an okuyup anlayım ve anladığım ile amel edeyim, Muhammed'in uygulaması bir kenarda dursun ilk müslümanların bile yaptığı bir şey değildi ki bugünün müslümanı yapsın. Yapsa da ayrılıklar kaçınılmaz olur. Zaten ayrılıklar bu şekilde doğmuştur. İnsanların kendi anladığına uymasıyla. Hariciler, Kur'andan kendi anladığına uyarak sahabeden ayrılmıştır.
Ömer halife iken bir mirasın taksiminde Kur'anda mevcut miras hükmünü uygulamayınca hemen sahabinin bilenlerini çağırmış ve meseleye ortak bir çözüm bulunmuştur. Kendi okuyup anlayıp anladığını tatbik etmemiştir. Bir bilene danışmak sahabenin bile metoduydu.
O yüzden eğer İslam hak olsaydı, Sünni itikadında olmak, 4 hak mezhebi taklit etmek doğru olandı bana göre.
Konu ve başlığı "#mezhep" belirli farklı noktalar da ayrışan bundan dolayı da buna "fırkalara ayrılma" olarak da nitelendirilebilir.
Benim düşünceme göre, bir kişi akıl baliğ ve hür iradesi ile dinin belirli şartlarını bilerek kabul eder ve bunları yerine getirme de sorumlu olur ve bunlara ilaveten de kötülüklerden, haram olan şeylerden sakınma sorumluluğunu da bilerek kabul ettiğinde o kişi Müslüman olur.
Siz "Dört meşhur mezhep" denilen, bu mezhepler İslam dininin bütünün den tamamından, ne itikatta ne içtihatta ne de amelde ayrışmazlar.
O zaman ne gerek var ise? Yine de bu ayrışma çok masumane olup, hatta bunun içinde bir rahmet olduğu söylenilmiş.
O; Zamanın hocalarına ya da imamlarını dinleyen kişilere tabi olmak ile mezhep isimleri olarak alınmış müslümanlar artık bu mezhep isimleri ile anılır ayrışır, temsil eden TARAF olma haline gelmişler.
Ancak, o günden bugüne Müslümanlar arasında mezhepçilik yüzünden büyük sorunlar yaşanmış. Bir Müslüman, başka bir Müslümanı sadece mezhebi farklı olduğu için Müslüman olarak görmemek, hatta öldürmek gibi ne inndığı dinin temelin de olan nede insanlıkla bağdaşmayan davranışlarda bulunmuşlar. Bu ayrımcılık ve çatışmalar ne yazık ki günümüz de hâlâ de devam etmektedir.
Asıl konu Kur'an ve sünnet değildir. Eğer bir Müslüman, kendi dini eğitimini Kur'an ve sünnet üzerinden yapmazsa ve "herkes okuyup anlayamaz" mantığıyla hareket ederse, o zaman geçmişte ve günümüzde bazı hocalar meşhur olur.
Bu nedenle, mezhepler üzerinden ayrışmayı tasvip etmeyen biri olarak, Lütfen beni sadece ve sade bir Müslüman olma düşünceme bu şekilde yaklaşın.
@statüko
Kim neye inanıyor beni ilgilendirmez ki ben zaten inanmadığımı belirttim. Maksat muhabbet, maksat fikirleri çarpıştırmak. Ancak mezhepler arasındaki sorunlar itikadi mezhepler arasında yaşanmış Hanefi Şafii ile çatışmamış, Sünni Şii ile çatışmış, o da itikatta ayrılık olmaması gerektiği için olmuş. Bunun çözümü de ortak bir yol bulmaktır. Herkes kendi anladığına uysun değildir bana göre.
Tarihi açıdan anlatıları sorgulayan, saltanatın saray alimlerine eyvallah demeyen bir mezhep. Yıllar süren araştırmalarım ile Caferiliği seçtim. Ama mezhebin değil, kültürün parçası olan bazı inanış ve ritüelleri tam kabul etmedim. O yüzden bir Sünniye fikirlerimi anlatsam Şii diyebilir. Şiiye anlatsam Sünni diyebilir. Ben de bu iki mezhebin birbirini tanımadığını.. Tanıdıklarında daha da yakınlaşacaklarına inanıyorum.
Misal kardeşim, Müslüman olarak adlandırıyorsunuz kendinizi dimi.
O halde Suriye'de yüz binlerce Sünni kadını çocuğu sivili açlıkla, işkenceyle, silahlarla neden katletti bu Şiiler? Onlar Müslüman değil mi?
Hasan Nasrallah katliamcının başıdır ve geberdi aşağılık domuz.
O halde Şii olarak nitelendirme kendini inan tasvip edilecek hiçbirşeyleri yok. Hz. Hüseyin'e Ali'ye gösterdikleri saygı ve sevgiyi ne Allah'a ne peygamberine gösteriyorlar bu yüzden şirk içindeler.
Sevindim adına Allah şaşırtmasın inşallah
Katliamcıdır dediğin Nasrallah için Filistinli liderler Kudüs Şehididir diyor. Suriye'de ise en çok katliamı Sünniler yaptı. Sünni aşırılar, sıradan Sünnileri, Alevileri katletti. ÖSO, ZENGİ, NUSRA, EL-KAİDE, IŞİD, HTŞ.. Kendi aralarında savaştılar ve en çok kan burada aktı. Sonra Amerikan beslemesi el-Kaide, isim değiştirerek Suriye'ye musallat oldu. İlk iş olarak Filistin İslami Cihad üyelerini tutukladılar. Alevi şehirleri bastılar. Tüm mezhep ve meşreplerden Suriye'yi kucaklayan bir oluşum değil. Kıravat takmış tekfirciler güruhu sonuçta. Suriye'yi daha kötü günler bekliyor kanımca.
Cevap
8Cevap
bakış açım yok
şii ve sunni hepsi iman edenler olarak kardeştir. ümmeti bölmüyoruz. aramızdaki farklara takılmıyoruz. fitneye gerek yok.
Şiiler hakkında bi önyargım yok. Her düşüncenin ve toplumun tamamen içinde bulunarak tanınmadığı sürece hakkında fikir beyanına karşıyım.
O mezhebten bir aileden doğmuş olabilirsin ait olduğun anlamına gelmez bu. Araştır kafana yatmayan şeyleri sorgula mantık vermiş Allah
Sevmiyorum hiçbirini Arap kültürünü kabul eden kimseyi sevmiyorum koyduğum foto bile ürkütüyor beni
Mantıklı insanın inanacagi şeyler değil bence
Şiiler tam olarak ne bilmiyorum müslüman gibi mi
Mezhepler islama sadece felaket ve bölücülük getirdi
Saygılı olan herkese saygım var.
Nerelisin ki?
Tasvip etmiyorum
çarpık zihniyetleri var
muta nikahı saçmalığı
halifelere lanet okumaları
takiyye
çoğu hadisi reddetmeleri
namaz / ibadet tarzları
bir sürü sapkın adetleri var
bir çoğu öyle
Bence hepsi ortadogu saçmalığı
Tamam kuran üzerinden bakalım. Bana söyler misin mezhep kuran da geçer mi? Geçiyorsa nasıl ümmet olursun?
Ben de tartışma içinde değilim
Ülkemizden derhal def edilmesi gerekir.
Severim şiileri
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?