Olmak ya da olmamak değil, ölmek ya da ölmemek miydi asıl mesele?

Hep mahvetti, ama en çok da 8 yaşında hayatımı mahvetti çünkü annemi öldürdü. Kendimi bildim bileli annemi hep döverdi. Ben 7 yaşındayken annem kanser olmuştu ama hayvan babam yine de onu döverdi. Bu yüzden de annemin bedeni hem fiziksel hem de ruhsal olarak çektiği acılara daha fazla dayanamadı. Ve ben 8 yaşındayken bizi bırakıp gitti. Benden küçük bir erkek ve kız kardeşim de var. Onlarla bu yaşıma kadar hep ben ilgilendim. Hala da ilgileniyorum. Ne babamın, ne üvey annemin kimsenin umrunda değiliz. Sanki aynı evde yaşayan fazlalıkarız. Haftasonları araba tamircisinde çalışıp kardeşlerimin de kendimin de harçlığını çıkarıyorum. Okul toplantılarına, karne günlerine veya gösterilerine hep ben katıldım. Öğretmenlerim durumumu bildiği için sağolsunlar bana köstek değil hep destek oldular ve bana bu konularda her zaman izin verdiler. Babam asla bizi umursamadı. Şu an aynı çatı altında yaşadığımız üvey annem ve diğer 2 üvey kardeşim için de durum aynı. Babam her zaman çevresindekilere zarar verdi. Ama en çok zararı annem ve ben aldık. Annemin acılarını Allah onu yanına alarak bitirdi ama benim kabusum hâlâ sürüyor.. Psikolojik şiddetleri devam ediyor. Büyüdüğüm için beni dövemiyor artık, hatta ona karşılık verdiğim de oldu. Sonrasında da evden atıldım. Bana olan sinirini de kardeşlerimden çıkardı. Ben de seslerini dinledim. Sabaha kadar köpek gibi oturdum bahçede. Kardeşlerim olmasa giderdim belki. Acısını da kardeşlerimden çıkardı. 18 yaşımın ortalarındayım ama ne hayatım ne de karakterim asla yaşıtlarım gibi değil. Feleğin tokadını çok erken yedim ben. Babamdan ölesiye nefret ediyorum. Her gün ölmesi için dua ediyorum ama her seferinde ben ölecek gibi oluyorum. Bardağı taşıran son damla da iki gün öncesinde ufacık bir şey yüzünden kardeşlerimle bana /neden annenle birlikte siz de ölmediniz ki, değersiz, faydasız kardeşim üçünüz de/ demesi oldu. O günün sabahı o sözler hala beynimde yankılanıyodu, dayanamadım ve bir sürü ilaç yutup kendimi öldürmeye çalıştım. Baygınlıkla uyanıklık arasında bi haldeyken annemi gördüm sonra. Gözleri yaşlıydı, mahsun bi şekilde bakıyordu bana. Sonra ağlayarak yapma oğlum dedi. Sen de gidersen kardeşlerin ortada kalır, onlar da dayanamaz giderler sonra dedi. O sözleri duyduktan sonra birden baygınlığım geçti şuurum yerine geldi gittim kusturdum kendimi birkaç kaşık da yoğurt yedim kendime geldim. Ağlamaktan ciğerim yerinden çıkacaktı dün sanki. Hayatımda böyle şey yaşamamıştım. Kardeşlerim için yaşamak zorundayım. Benim kimsem yok diye onları da kimsesiz bırakamam. Ama bu kadar nefret ettiğim bir adamın himayesinde yaşamak da acı verici. Onu öldürmemek için kendimi çok zor tutuyorum. Hayatımı mahvetti. Bu hayatta gerçekten çok yalnız ve acizim. İçimi dökecek kimsem yok. Bu sayfayı da instagramda bi postta aynı böyle içini döken birini görüp keşfettim ve buraya içimi dökmek istedim. Belki aradan yıllar geçer ve benim gibi derdi olan biri bulur okur ve yalnız hissetmez kendini. Hoşçakalın.

Olmak ya da olmamak değil, ölmek ya da ölmemek miydi asıl mesele?
Cevapla