Hayattaki birbirine zıt olan duyguların hepsini dibine kadar yaşayabilmektir. Mutlu olmak ve mutsuz olmak gibi. Çünkü mutluluğun kıymetini mutsuz olunca anlarsın. Sağlığın kıymetini hasta olunca anlarsın. İkisini de yaşayan insan hayatı dibine kadar yaşamış ve yoğurulmuş olur. Güçlenir ve insan hâline gelir.
Yaşamak denince pozitif şeyler beliriyor zihnimde. Sabah uyanıp sevdiğin bir şeyi yapacağını bilmek yaşamaktır mesela. Sabah uyanacağının garantisi olmasa bile yeni günün heyecanıyla uykuya dalmaktır. Yapmak istediğin, ulaşmak istediğin hedeflere tüm benliğini ve ruhunu vermektir yaşamak. İnanmaktır. Yarının garantisi olmasa bile bunu düşleyebilmektir. Kendi hayatını kendin tasarlamaktır, sevdiğin şeyleri yapmaktır. İstediğin hayatı yaşayabilmektir yaşamak. Yaşamak gelişmektir. Psikolojik olarak, fiziksel olarak, ruhsal olarak gelişmektir. Ve benim neredeyse hiçbir zaman başaramadığım ama yaşamak olduğuna inandığım bir şey; risk almaktır yaşamak. Denemektir, denerken düşmektir ama vazgeçmemektir. Yani aslında yaşamak kısacası bir şey yapmak değildir, olmaktır.
Benim için yaşamak mücadele ve hedeftir. Bu eylemler için insan hayatta kalıyor. Bu eylemlerim olmasa düşünselde yaşayan bir canlı değildim. Rüzgarın estiği yöne göre ordan oraya savrulurdum ve hayata pes ederdim. Ama mücadele ve hedefler insanı hayatta tutup yaşatıyor. Hedefime ulaştığımda da yaşamanın ekstrasına varacam.
Hayatı yaşamak zamanın akıp gitmesi gibi bir olgu aklıma hücüm ediyor. Kat edilen yol, çıkan sonuçlar, yapılan seçimler domino taşlarını dizmek gibi her taşta farklı bir sayı farklı bir renk.
Yaşamak denilince aklıma mücadele gelir hep.. Çünkü mücadele etmeden bu hayatta kalamazsın.. zira hayatta kalmak için bir çok mücadele vermen gerekiyor..