Bir Erkeğin Gözünden Kadının Değersizleştirilme Hikayesi

Bir erkek olarak utanç duyduğum konuların başında ataerkil dünya düzeni ya da toplum düzeni içinde bulunmak geliyor. Daha önce okuduğum bir kitapta ataerkil dünya düzeninden önce anaerkil yapılanmanın olduğu ya da cinsiyetçi bir yapılanma olmadığı yazıyordu. Sonraları erkek hegemonyası, dünya düzenini tamamen kendi kutbunda birleştirdi.


Neden önce anaerkillik vardı?


Bir Erkeğin Gözünden Kadının Değersizleştirilme Hikayesi


Tam da bu yüzden azizim. Kadında erkeğe bahşedilmemiş bir şey vardı. Doğurganlık... Eski inanışlarda kadın, yaratıcının yeryüzündeki gölgesi gibiydi. Çünkü o da yaratıyordu. Tanrıça kavramı çok Tanrılı dinlere böyle girdi belki de...


Erkek neye sahipti peki? Neslinin devamı için elinde sadece erk vardı. Kadını tamamlayan o erk işte erkeğin cinsel suretiydi. Kadına bahşedilmiş bu şeyi küçümsedi ve kendi cinsel suretini yüceltti. Erkeklik...


Güç erkek için her şeydi...


Bir Erkeğin Gözünden Kadının Değersizleştirilme Hikayesi


Erkek içindeki hükmetme isteğine engel olamıyordu. Cinsi utancını, kanla ve şiddetle örtmeye başladı. Savaşlar, emrinde milyonlarca asker, davkavuklar, kadınlar... Saldırganlığı ile öz güvenini geri kazanmaya çalışıyordu ve kendiyle olan bu imtihanında kadını sürekli öteliyordu.


Kadın susturuldu, kendini değersiz hissettildi. Vücudu meta haline dönüştürüldü. Kadın değil parçaydı. Erojen bölgeleriydi onu kadın yapan. Kadına bahşedilmiş o yüce şey, yani doğurganlık erkek hegemonyasında kuluçka makineliği gibi algılanmaya başlandı.


Utanç verici evrimin günümüzdeki etkilerini saymak bile gereksiz. Hepimiz görüyor, duyuyoruz. Şiddet, taciz, değersizlik... Ne yazık ki çözümsüz bir ilkellik.

Bir Erkeğin Gözünden Kadının Değersizleştirilme Hikayesi
Cevapla