Ne hikmettir ki "ne işin var orada" sözlerine inat, kendimi bir anda Afrika'nın batısında bulmuştum tüm olumsuzluklara kafa tutarcasına. Dile kolay, yaşaması bir o kadar zor 3 sene nasiplenmiştim Sahra Çölü'nün buruk yaşantısından. Sömürge rejiminden bağımsızlığını koparsa da, hala izlerini derin bir yara gibi taşıyordu yüzünde. Ama bende bıraktığı iz bambaşkaydı hala hasretliğini çekecek kadar. Ve hiç unutamadığım bir anı da aynı izi bırakmıştı kalbimde; "o çocuk..."

Sahranın Gülünü kanatacak küçük bir çocuğun ürkekliği

Afrika'nın belini kırdığı bazı sömürge zihniyetinin kurbanı olmuş bir çocuğun kalbiydi içimi sızlatıp yüzüme kaynar suları çarpan. Hele ki savaşın tam ortasında olmasa bile, bıraktığı etkinin tozuna bulanmıştı küçücük [bir o kadar da zeki] beyni. Tüm bedenine yansımıştı savaşın korkaklığı. Ürkekliği yürüyüşünden belliydi; ne kadar bastırmaya çalışsa da acısını gülücükleriyle.
Gözlerinden öperim çocuk. Birazdan yanaklarından süzülecek o ufacık damlanın sebebi ben değilim!

Okuduğum üniversitenin yollarını arşınlarken, kahkahalarla oynaşıp gülüşen bir kaç çocuktu dikkatimi çeken. Ama beni görmenin verdiği tedirginlik, sürekli arkalarına bakarak yürümelerine neden olmuştu.
Önüme gelen çocuğa şeker verme huyum vardı (küçüklüğümdeki bir şekerci dede'den kalma özentim) O gün ise farklılık yapıp bozuk paralarımın yettiği kadar iki tane lolipop almıştım.
Ve önümde yürüyen o tedirgin çocuklara lolipopları verme heyecanıyla koşar adımlarla yaklaşırken, kalbimin ritmini duyar olmuştum adeta.

Ama bir terslik vardı... Tam ben yaklaşmaya çalışırken çocuklardan diğeri hemen yanındakine telaşla bir şey söyledikten sonra kaçmaya başladı ve "O" da tam kaçacakken bir an duraksadı ve ürkekçe beni süzmeye başladı (beynimden vurulmuşa dönmüştüm o an). Bir müddet sadece öylece durup bakışmıştık çocukla. Anlam verememiştim korkusuna (ama bi' saniye ben bir beyazdım)

Gözleri dolmuştu çocuğun, kapana kısıkmış gibi bir hale bürünmüştü. Tam o da kaçacakken birden elimde tuttuğum lolipopun birini uzattım. Bir an irkilir vaziyette elini başında birleştirerek yapma dermişçesine korkmuştu, titremişti vücudu.
Nasıl ifade edecektim kendimi? Nasıl inandıracaktım düşman olmadığıma?

O an sadece yere diz çökmek geldi aklıma. Ve elimde sıkıca tutakaldığım 2. lolipopun varlığını hatırladım. Yalar gibi yaptım zararsız olduğunu göstermek için. Bir an afalladı çocuk. O an neyi fark etmişti de amacımı anlar gibi bir rahatlama çökmüştü içine. Omuzları düşmüş şekilde rahatlamış, zararsız olduğumu anlamıştı. Ve uzattığım şekeri hızlıca çekip alarak kendi dilinde tek bir kelime söylemişti (neydi peki?) Gülümsedi ve diğer kaçıp saklanan arkadaşının olduğu tarafa, güzel bir şey haykırırcasına koşarak uzaklaştı.
O an oradan nasıl uzaklaştığımı ve o düşünceyle günümü nasıl geçirdiğimi hatırlamıyorum bile.
***
Ve artık fark ettim ki; eğer bir yerde mutsuz bir çocuk varsa, orası gerçekten sömürülmeye mahkum bir yerdir.

Anılarıma tercüman olan, kime ait bilemediğim bir söz var ki:
Mutluluğunu bana ver çocuk, hayal edemeyeceğin kadar şeker vereceğim sana...
O an keşke aynı dili konuşsaydık da söyleyebilseydim şu dizeleri sana çocuk!
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar