Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.

Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.

Neşe öğretmenin, küçücük dev bir yüreğin empatik hikâyesidir bu.

“Ben tükenmez olayım tüm insanlara, yolculara yeteyim istiyorum. Korkuyorum bazı geceler, karanlık geliyor her yer bana, karanlık çok karanlık. Üşüyorum yatağımda. O zaman unutayım diye, avunayım diye annemi, babamı, kardeşlerimi düşünüyorum. Yurdumu, binlerce şehidin kanıyla sulanmış yurdumu düşünüyorum.”

Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.

Sinop Öğretmen Lisesi -1986

4/ A Sınıfı Öğrencisi Neşe ALTEN

Yedi yıl önce yazdığım bu dizelerde ki, şehitlerden biri olmak varmış kaderde.

Ben Neşe öğretmen. Tekirdağ Şarköy’de, 1972 yılında, Alten ailesinin en küçük kızı oldum, evime neşe getirdim, Neşe oldum. Laf aramızda çok sevildim babamın biricik Neşesi oldum, onu hep arkamda dağ gibi buldum.

Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.


Ben Neşe öğretmen, neşem adımdan değil, yıllarca çabaladığım, mücadele ettiğim o kutsal göreve kavuştuğum gündü 2 temmuz.

Öncesinde bir kura, dediler "gideceksin ilk görevin Diyarbakır'da" dedim, "Bayrağımın dalgalandığı her yere giderim”. Babam “Seni yalnız göndermem.” dedi, beni çok sevindirdi.

Ben neşe öğretmen, sarp olsa da yolumuz, arkam da dağ gibi babam, ulaştık Diyarbakır Bismil'e 2 Temmuz.

Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.


Baktım ki, Çavuşlu' da bir virane, ne kadar da muhtaçlar çocuklar, bu virane de, ilim denen güneşe.

Muhtar amca sağolsun yardım buldu, istediler çocuklar okusun, bende dedim "usta bulun parası benden olsun". Ne güzel bir hava, insan doyamıyor yurdumun güzel havasına, bitiyordu işler, az kaldı doluşacak tı bu sınıfa küçücük melekler. Onları bir görseydiniz, nasıl bir merak, nasıl bir heves. Gün geçtikçe daha bir sevdim bu çocukları, artık yetiyorum, her gün biraz daha abla bacı kardeştim bu güzel insanlara.
Ben Neşe öğretmen. Bu gün 26 Ekim 1993 gecesi ne karanlık bir gece, ne soğuk bir gece, üşüdüm, gürül gürül yana sobanın şavkın da, kapı çaldı ürktüm, kuzu postunda canavar gibi, nazik bir ses "hoca hanıma birşey sorcağız" dedi. Kapıda ki ölüm denen o cehalet. Dağ gibi babam, o yiğit babam geçti önüme. Ne bilirdi ki, açtığı kapıdan ölüm gireceğini, vicdansız bir ölüm hemde, sobada ki ateşin şavkının gölgesin de büyüyen kara bir gölge. Ne dediler pek anlayamadım, bir ses duydum, bir dağın yere düştüğünü gördüm, içimde büyük bir çığ aktı, yıldırımlar beynim de çaktı, ne panik ne bir hareket dondum, bir canavar babımı benden alırken dondum, yetmedi bedenim, kolsuz kanatsız kaldım, aklım başkasındaydı, kalbim benden nefret edercesine kaçıp gitmek istiyordu sanki. Bir pençe tuttu saçımdan, duyamadım dediklerini, anlayamadım, daha 21 yaşındaydım, binlerce şehit fidanın yaşındaydım. Tükendim tükenmez olmak isterken. Hiç acımadı saçlarım dan çekmeleri, acımadı bilmem ne kadar sürüklemeleri, sol yanımdan kalleşçe yediğim mermiler bile acıtmadı, babamın acısı kadar. Sol yanımdan yediğim mermiler yetmedi, ağzı kan vahşilere, sağ yanımdan da vurdular beş kere.

Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.


Ben Neşe öğretmen. Tükendiğimi gördüklerini sandılar. Sonun da tükenmez oldum anlamadılar.

Ben Neşe öğretmen. Öleceğimi zannederken dirildim adeta, küçücük kaldılar alçaklar, babamla yürürken göklere.

Ben Neşe öğretmen, şehit oldum, çocuklarıma okumayı öğretemeden, beni unutmayın lütfen.

Hayallerimi, amaçlarımı unutmayın, unutmayın ve cehalete bir lanet okuyun, çocuklarımı unutmayın, kurtarın onları avlamak isteyen cehaletten.

Sürçü klavye ettiysek affola.

Bir Neşe öğretmen vardı, bu diyarlarda.
Cevapla