Bağımlılığımız aynı, hepimiz onaylanmış keşleriz.
Onaylanmış keşleriz biz.
Hepimiz sırtımızın sıvazlanmasını, küçük hediyeler almasını severiz.
Her çocuk hümanist doğar zamanla işin rengini kolektif bilinç değiştirir, yeni bir kavramla tanışır: mizantropi. Çocuklara bakınca içlerinde sadece saf ışık görüyorum, onlar insanlığın henüz kirlenmemiş eseri. Fakat yakında onlarda kirlenecek, tıpkı senin benim gibi yaşamaya devam edecekler. Kimseye de bir şey empoze ettiğim yok! Daha kendime bile empoze edemediğim şeyler var benim..

Bu çocuklar büyür. Türlü -kötü- özellikleri içinde barındıran bireyler haline gelirler. Onlara öyle öğretilir, öyle gördüler ve uyguladılar.. biraz senden biraz benden. Onları suçlamıyorum, insanlığın mayası bozuk!
-İnsanlar ne için dünyaya çocuk getirir?
*Sadece kendilerini avutuyorlar. Mesele iyi bir anne-baba olmak değil, aile kurmak veya çocuk sevgisini tatmak değil. Bunu sorgulamıyorum, konu bu değil. kendilerini kandırıyorlar. Her gün küfrettikleri dünyaya ve insanlığa çocuklarının faydalı olabileceğine inanıyorlar-inanmak istiyorlar. Aslında sadece bir yenisini daha katıyorlar, haberleri yok.. Dünyayı toz pembe, çocuklarını ise mucize olarak görüyorlar. Masalların sonu bize hep yanlış öğretildi, hiç akıllanmadık.. Daha kendisinden bir haber insanların anne-baba olma sevdası da bizi gerilere iteledi..
Tecavüzün, savaşın, ölümün, açlığın, zoofilinin, pedofilinin, çıkarın, dedikodunun, katliamın, düşmanlığın, şiddetin, terörün.. o kadar kokuşmuş durumdayız ki, sayarken yoruldum. Bu kavramların hakim olduğu bir dünyada, bir çocuğun mucize olabileceğine inanmak?
Çocuk eğer ince bir ruha sahipse bunlar karşısında yapacağı tek şey, iç kanama geçirmektir.. Tırnakları kopacak, saçları dökülecek. O gökkuşağı içine siyahı da katacak!
Daha da kötüsü çocuğu üzerinden bir yerlere gelmeye çalışan ebeveynler görüyorum. Kendileri bir hiç, çocuklarının 'bir şey' olmasını istiyorlar ki onlarda 'bir şey' olabilsinler. Körlüklerini göremeyecek kadar körler.
-İnsanlar ne için yaşıyor?
*İnsanlar hiçlik içinde kıvranıyor. Sıradan bir insan hayatı ortalama olarak şöyle geçer; Büyü, okula git, sınavlara hazırlan, üniversite oku, iş bul, çalış, evlen, çocuk dünyaya getir, çocuğunu hayata hazırla, yaşlan, hastalıklarla uğraş ve öl.
Beyhude geçip giden koskoca bir ömür, ne için? Kendisine veya dünyaya ne bıraktı? Ne sağladı? Kazancı ne oldu? Bunun farklısını ve fazlasını yapabilen insanlar var ama neden sayısı bu kadar az? Aklımda deli sorular..
Çoğu kişi bunu kabul etmez. Gerçekler acıdır ve acıtır, hemde öyle acıtır ki.. Yeni yerler gezmeyi, dünya mutfağından bilmem kaçıncı yemeği denemeyi ve para kazanmayı hatta aşık olmayı yetenek ve hayat amacı edinirler, bu kadarlar, tam olarak bir hiç olana kadar enerjilerini tüketirler. Daha vahim olanı, hiçlikleri üzerinden egolarını tatmin ederler.
A: ''Baak biz bu sene Amerika'ya gidiyoruz. Sahi siz daha gidemediniz mi?''
B: ''Bizde İspanya'ya gidiyoruz, ohoo çoktan gittik!''
Tipik bir ego savaşı, bil-mi-yor-lar.

-İnsanlar mutlu mu?
Bu soru için insanları ikiye ayırmam gerek.
1. İlk grup; kıskanılası.. hayat onlara güzel anasını satayım. Çok imreniyorum bunlara, öyle böyle değil. Sinirimden oturup ağlayasım geliyor.. yok yok, kendilerinden hızla koşarak kaçıyorum.
Bu insanlar mutludur efenim! gerçekten mutludur! Ha, ara sıra evet onlarda ayak parmaklarını masanın kenarına çarpıyor ama olsun.
Bu grup dünyaya karşı duyarsızdır. Yanlarında biri ölse umursamazlar, önemli olan onların kendi hayatıdır. Kendi yaşamları, kendi sağlıkları, kendi başarıları kendi kendi kendi.. ah yine yoruldum. Çok sıkıcılar!
2. Bunlar azınlık kesim, baş tacım. İkinci grup sanırım dünya nüfusunun en fazla %15-20 kadarını oluşturuyor. Fazla mı cömert davrandım? Muhtemelen %10'u geçmez.
Bunlar duyarlı insanlar. Sıcacık evlerinde otururken sokak hayvanlarını düşünecek kadar kocaman yüreklere sahipler. Bir başkası öldüğü zaman, savaş, terör olduğu zaman tepki gösterip içi parçalanan insanlar bunlar. Hiç tanımadıkları kişiler için göz yaşı dökebilecek insanlardır işte bunlar. Böyle güzeller, böyle özeller.
Ne acıdır ki olağan insani vasıfları tanrısallaştırdım, farkında mısınız?
Aslında özelden güzelden ziyade bunlar neyin ne olduğunu bilirler, her yaşadıkları gün çevrelerine bakarlar ve gördükleri tablo onları mutlu etmez. Biraz açıp haberlere bakmak yeterli.. İnsanoğlunun deliliğini o evlerinizde duran kutucukların içinde bulmak mümkün.
Bunlar mutlu olamaz-tam anlamıyla olamazlar, vicdanları el vermez. Belki hayatları mükemmeldir ama hep bir tarafları huzursuzdur.
Mutlu olmak istiyorsan,
bir amaca bağlan;
insanlara ya da eşyalara değil.
Gün, maddi dünyadan arınma günüdür! Vicdanınızı dinleme ve 'gerçek' bir amaç bulma günüdür. O hep gidemediğiniz resim kursuna kayıt olun artık, bir hayvan sahiplenin yuvaları olsun, Uzun zamandır okumak istediğiniz şeyleri okuyun ertelemeyin. Huzur evine gidin, bir çocuk yuvasına gidin.. yüzlerini güldürün! 'Ertelemeyin!'
Standart hayatlar yaşamaktan kaçının.. Dünya bir gün daha iyiye gitmiyor, farkı birileri yaratmak zorunda. Durmayın, devam edin!
Kendinizin ve başkalarının elinden tutun, insanlık ölüyor!



-Bluelady
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar