Eskiden ıslanmayı marifet sanırdım. Marifet ıslanmak değilmiş meğer, çok geç anladım. Aşırı kitap okuduğum dönemlerde yağmuru izlemeyi sevdim. Eski evimiz gecekonduydu. Şimdiki de öyle gerçi de neyse.
Evin damında odunluğumuz vardı. Tepesi sac paneldi. Yağmur tanelerinin o demire tane tane düşmesi o kadar hoşuma gidiyordu ki, Eski ve milattan kalma gibi görünen iki tane koltuğu birbirine yanaştırmış onun üstünde uzanıyor ve evde olduğum zamanın büyük bir kısmını orada geçiriyordum. Özellikle o yağmur sesi, o ses ile kitap okumak, bazen bir kahve, çoğunlukla çay, çok nadir olsa da sıcak çikolata eşliğinde kitap okumak aşırı zevk veriyordu. O odunlukta bir çok şiir yazdım, bir çok hikaye yazdım en başından son noktasına kadar. Sonra bir an geldi, hepsini yine o odunluğun önünde yaktım.
Bence yağmur her haliyle güzel! Ama yağmurda ıslanıp çocuk gibi kahkaha atmak, işte o bir başka. 🌧️ Bütün dertleri bir kenara bırakıp anı yaşamak… Hem saçlarını savura savura koşarsın, hem de içindeki özgür ruh uyanır. ❤️ Evden izlerken de çok huzur veriyor ama dışarısı daha heyecanlı, kabul edelim. Senin gibi kıpır kıpır biri kesinlikle yağmurda özgürce sallanmalı! 🙈