Aslında bu konuda bir hassas denge var. Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin yaklaşık yüzde 70’i Antalya ve Muğla’daki tesislere geliyor.
Bence bu denge çok da sağlıklı değil. Zira bu durumda Türkiye’ye gelen turist aslında Türkiye’ye değil, otele gelmiş oluyor. Otel dışında ne bir lokantaya gidiyor, ne de bir çarşıya. Bu hakkaniyetli bir tatil değil bence. Daha doğrusu bu tesislerdeki her şey dahil ve hesaplı paketlere geliyor da, diyebiliriz.
Zira Türkiye’nin Akdeniz ve Ege sahillerindeki ucuz her şey dahil oteller ciddi bir çekim merkezi olarak turist çekiyor.
Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin yaklaşık yüzde 30’ı ise ülkemizin doğasına, tarihine, kültürüne ve biraz da mutfağına geliyor.
Ama aslında tam tersi olmalı.
Türkiye doğası, tarihi ve mutfağı ile çok daha fazla turisti hak ediyor. Bunlar için gelenlere de turistten ziyade gezgin ya da seyahat sever demek daha doğru olur.
İşin güzel tarafı da şu ki, seyahat severler ya da gezginler sahillerdeki ucuz otellere gelenlerden çok daha yüksek kültüre sahip ve onlar çok daha yüksek bütçelerle seyahat ediyorlar. Sadece otellere değil, çarşıya, pazara da para bırakmayı seviyorlar. Seyahat ettikleri yerlerin insanları ile iletişim kurmayı ve onları tanımayı istiyorlar.
Bir gün bu dengenin tamamen değişmesini çok isterim. Hem de Antalya’da otelci olmama rağmen. Hem de bütün otellerimiz her şey dahil sistemde çalışmasına rağmen.
Gerçek turizm bir ülkenin mutfağını, doğasını, sanatını, kültürünü, tarihini de ön plana çıkaran turizmdir.
Doğal güzellikler tabi ki en azından benim için öyle. Kendimde turizmci olduğumdan izlenimlerime göre doğal güzellikleri olmasa bu ülkenin kesinlikle turizmde yerlerde sürünürüz. Bizde tesis turist çekmez.
turizm sektörü deniz den kültürele doğru kayıyor ve kültür söz konusuysa ülkemiz denizden daha büyük güz<ellikler saklıyor malesef deniz turizminde olduğu gibi ltürel turizmide beceremiyoruz
Merhaba,
Aslında bu konuda bir hassas denge var. Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin yaklaşık yüzde 70’i Antalya ve Muğla’daki tesislere geliyor.
Bence bu denge çok da sağlıklı değil. Zira bu durumda Türkiye’ye gelen turist aslında Türkiye’ye değil, otele gelmiş oluyor. Otel dışında ne bir lokantaya gidiyor, ne de bir çarşıya. Bu hakkaniyetli bir tatil değil bence. Daha doğrusu bu tesislerdeki her şey dahil ve hesaplı paketlere geliyor da, diyebiliriz.
Zira Türkiye’nin Akdeniz ve Ege sahillerindeki ucuz her şey dahil oteller ciddi bir çekim merkezi olarak turist çekiyor.
Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin yaklaşık yüzde 30’ı ise ülkemizin doğasına, tarihine, kültürüne ve biraz da mutfağına geliyor.
Ama aslında tam tersi olmalı.
Türkiye doğası, tarihi ve mutfağı ile çok daha fazla turisti hak ediyor. Bunlar için gelenlere de turistten ziyade gezgin ya da seyahat sever demek daha doğru olur.
İşin güzel tarafı da şu ki, seyahat severler ya da gezginler sahillerdeki ucuz otellere gelenlerden çok daha yüksek kültüre sahip ve onlar çok daha yüksek bütçelerle seyahat ediyorlar. Sadece otellere değil, çarşıya, pazara da para bırakmayı seviyorlar. Seyahat ettikleri yerlerin insanları ile iletişim kurmayı ve onları tanımayı istiyorlar.
Bir gün bu dengenin tamamen değişmesini çok isterim. Hem de Antalya’da otelci olmama rağmen. Hem de bütün otellerimiz her şey dahil sistemde çalışmasına rağmen.
Gerçek turizm bir ülkenin mutfağını, doğasını, sanatını, kültürünü, tarihini de ön plana çıkaran turizmdir.