Biraz evvel mutfağa gittim, bir fincan kahve hazırladım kendime. Elimde fincanım, mis gibi kahve kokusunu içime çeke çeke odama döndüm, koltuğuma oturdum ve tüm dikkatimi sahneye verdim.
Kapadım gözlerimi, gülümseyerek hayal ettim, önce bir orkestra oluşturdum sahnede, yaylılar, vurmalılar, telliler, üflemeliler, yanyana kusursuzca dizilmişler, hafif bir eğim alarak "U" şeklinde kaplamışlar sahneyi. Bir Da Vinci tablosu gibi, neresinden bakarsan bak, gördüğüm şey her açıdan mükemmelliğin resmi!
Hemen önlerine ise elinde batonu, üzerinde kuyruklu smokini ile bir orkestra şefi yerleştirdim.
Sonra ise en önemli kısma geldim, sahnenin en önüne, bu orkestrayı muazzam sesi ile domine ederek, beni keyiften uçuracak bir tenor koydum.
Boşalttım ama salonu, tek bir koltuk vardı hayalimde, kendime ayırdım onu da.
Çok güzel ama bu, klavyeyi bıraksam da yatağıma uzanıp, yüzümde gülümsemem, hayallerimde bu ezgiler ile uyusam mı diye düşündüm. Ama hemen vazgeçtim.
Uyumak yok, bu hayali size de kurdurmadan uyumak falan yok. Devam edelim!
Şimdi ise size, bu hayali kurarken aklımdan geçen isimleri tanıtmak istiyorum, ancak çok kalabalık bir liste olmasını istemiyorum, zira bu karar vermenizi güçleştirir diye korkuyorum.
İşte bu yüzden bir klasik olacak başlığımız, tanıdık bir rakam içerecek.
Ve karşınızda;
Gelmiş Geçmiş En Başarılı Tenorlerin Arasından Seçtiğim 5 Büyük Sanatçı!
Enrico Caruso 1873-1921

1873 yılında İtalya, Napoli'de doğmuş, Umberto Giordano'nun yapıtı olan Fedora'daki başrolü ile adını duyurmuş, Placido Domingo'nun sözcükleri ile "Dünyanın gördüğü en büyük tenor!"
Plak kayıtlarından derlenmiş 5 CD'den oluşan "Hall of Fame", klasik müzik severlerin ev, araba almadan önce hayatlarına yapması gereken bir yatırım.
Enrico, Enrico! Ne büyük bir sanatçısın sen!
"O Sole Mio" düşünmüştüm parça olarak, ancak gözüme çarpmış bulundu albüm. Doyumluk olsun dedim ve tercihimi albümden yana kullandım.
Jussi Björling 1911-1960

İsveçli bir tenör, 20. yüzyılın en büyüklerinden. İtalyanlarca domine edilen opera sahnelerinde yeni bir soluktur, ilk duyduğumda İsveç ne alaka yahu demiştim, ne yapayım ki, alışmışız, on opera sanatçısının dokuzu İtalyan neredeyse.
Ama mutlu da etmişti, hep demişimdir, kaideleri yıkan kişilikleri hep sevmişimdir. Ne kadar renk, o kadar güzellik!
Franco Corelli 1921-2003

1921 senesi özel bir sene. Dev tenor Enrico Caruso dünyaya veda ederken, 20. yüzyılın yeni yıldızı Franco Corelli'nin dünyaya geldiği sene.
Aslında Franco hem sanatı hem de hayata dair verdiği ders ile önemlidir. Babası onu hep baba mesleğini icra ederken düşünse de, Franco 30'una yaklaşırken Enrico Caruso, Beniamino Gigli gibi sanatçıları dinlemenin verdiği heyecan ve çevresinin baskısı ile şan dersleri almaya başlıyor. 30 yaşından sonra bildiğimiz Franco Corelli oluyor. Hakikaten hiçbir zaman geç değilmiş, kendi adıma konuşacak olursam, sanki herşey için geç kalmış gibi hissederim bazen, yine utandık. Utandırdın beni ey gidi koca Franco!
Luciano Pavarotti 1935-2007

1935 yılında İtalya'nın Modena şehrinde dünyaya gelmiş Pavarotti, birçoğunuz tanır onu. Diğer tenorlerden çok daha fazla bilinir ismi.
Gelmiş geçmiş en büyük tenorlerden biridir, bu zaten yadsınamaz bir gerçek, ancak ben bu ününü tenor vasfından ziyade sempatikliğine, yardımseverliğine bağlıyorum.
Modena'da her yıl "Pavarotti ve Arkadaşları" isimli bir organizasyon yapılır ve sunumu bizzat Pavarotti yapar. Céline Dion, Jon Bon Jovi, Bryan Adams, James Brown, Eric Clapton, Elton John, Deep Purple, Queen, George Michael, Meat Loaf gibi isimlerle birlikte savaş mağdurlarına yardım amaçlı yapılan bir organizasyondur bu. Kendisinin de dediği gibi, bir müzisyendir o, insanları hayata döndürmektir amacı.
"Ben politikacı değilim, ben bir müzisyenim. İnsanların keyiflerini yerine getirecek ve onları yeniden hayata döndürecek bir yer verme telaşındayım. Birinin ruhunu canlandırmak zorundaysanız, ona o ruhu verin. O zaman her şeyi yapmış olursunuz." /Luciano Pavarotti
Placido Domingo 1941- ♾️

Kendisini "Şarkıcıların Kralı" tanımı sayesinde yakından tanıma fırsatı bulmuştum, o gün bugündür de krala biat etmiş bir şekilde sürdürürüm hayatımı.
Muhteşem ötesi bir tenor olmasının dışında, muhtemelen en başarılı orkestra şeflerinden de bir tanesidir.
Ve sanırım renk kartelası en geniş olan tenordür. Verdi'den tutun Wagner'a kadar!
Onu benim için bu denli özel yapan asıl husus ise, çok duygusal bulduğum sesidir, ya da dram dolu mu demeliyim, bilemedim. Kelime seçemedim şu an.
Tek diyebileceğim, iyi ki vardır Placido, iyi ki tanımışımdır kendisini!
Böylece bir Bence'min daha sonuna geldik, umarım bir şeyler katabilmişimdir hayatınıza. Gelecek Bence'lerimde buluşmak üzere!
Okuyan yüreklerinize sağlık, sağlıcakla!!!
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar