ALT RAF isimli hikayeme siz olsanız ne isim verirdiniz?

Baştan sona istediğim gibi gitmedi ama nasıl düzelteceğimi bilemedim. Uğraştıkça daha kötü oldu gibi. Buyurun:

ALT RAF

Kasabanın eski kütüphanesinde kitaplar tavana kadar uzanan raflarda tutulurdu. Yeni gelen her kitap önce girişteki büyük masaya konur, birkaç gün sonra da raflardan birine yerleştirilirdi.

Kütüphaneci, kitapların yerini belirlerken hep aynı şeyi söylerdi:

“Okunacak olan zaten kendine yer bulur.”

Kasabalılar bu sözü severdi. Onlara göre kütüphanede herkes eşitti. İyi bir kitap, er ya da geç okuyucusuna ulaşırdı.

Fakat zamanla bazı kitapların diğerlerinden daha çabuk fark edildiği görüldü.

Bir kitap alt raftayken ertesi gün göz hizasında beliriyor, birkaç gün sonra girişteki masaya çıkıyordu. İnsanlar onu daha kolay görüyor, gördükçe daha çok alıyor, daha çok alındığı için de değerli olduğunu düşünüyordu.

Genç bir kitapçı bu durumu fark etti. Bir gün kütüphaneciye sordu:

“Kitapların yerini kim değiştiriyor?”

Kütüphaneci gözlüğünün üzerinden baktı:

“Gerektiğinde değiştiriyoruz.”

“Kim karar veriyor?”

“Bunu bilmenin ne faydası var?”

Genç kitapçı cevap vermedi.

Sonraki haftalarda birkaç kitabı takip etmeye başladı.

Bazıları ne kadar okunursa okunsun alt raflardan çıkmıyordu. Bazıları ise daha ilk günlerinde herkesin görebileceği yerlere konuyordu.

Bir süre sonra genç kitapçı, kitapların yerinden çok insanların davranışlarını izlemeye başladı.

Göz hizasındaki kitaplara uzanan elleri saydı. Masadaki kitapların önünde duranları izledi. Alt rafların önünden kimsenin eğilmeden geçtiğini gördü.

Sonunda kütüphanecinin ne yaptığını anlamıştı.

Bir sabah, daha önce hiç görmediği bir kitabın girişteki masaya konduğunu gördü. Kitap kötü değildi. Ama masadaki diğer kitaplardan daha iyi olduğunu söylemek de mümkün değildi.

Öğleden sonra kitabın önünde küçük bir kalabalık oluştu.

“Demek güzelmiş,” dedi biri.

“Ben de alayım,” dedi bir başkası.

Genç kitapçı onları izledi.

Akşam kütüphane kapanırken kitap yine masadaydı. Ertesi sabah da. Üçüncü gün kitap raftaydı. Ama bu kez göz hizasındaydı.

Genç kitapçı kütüphanecinin yanına gitti.

“Dün masadaydı.”

“Bugün rafta.”

“Yeri neden değişti?”

Kütüphaneci omuzlarını kaldırdı.

“Böyle uygun görüldü.”

Genç kitapçı bu kez daha fazla soru sormadı.

Birkaç ay sonra kütüphaneci ondan bazı kitapların yerlerini düzenlemesini istedi. Genç kitapçı önce tereddüt etti. Sonra raflara baktı. Artık neyin neden yapıldığını biliyordu. Bazı kitapları göz hizasına koydu. Bazılarını girişe yakın raflara yerleştirdi. Bazılarını ise en altlara bıraktı.

Bir gün, eski ve ince bir kitap buldu. Kapağı tozlanmıştı. Açıp birkaç sayfa okudu.

Güzeldi.

Tam kitabı daha yukarıdaki bir rafa koyacakken durdu.

Bir süre kapağına baktı.

Sonra kitabı en alt rafa yerleştirdi.

Ertesi gün yaşlı bir adam kitabı buldu.

“Bunu daha önce görmedim,” dedi.

Genç kitapçı cevap vermedi.

Yaşlı adam kitabı eline aldı ve okumaya başladı.

Genç kitapçı rafları düzenlemeye devam etti.

Kitap en alt rafta kaldı.

Bir hafta sonra hâlâ oradaydı.

Onu yalnızca üç kişi bulmuştu.

ALT RAF isimli hikayeme siz olsanız ne isim verirdiniz?
Cevapla