- Michel de Montaigne
Felsefenin amaci düsünmeyi ögretmekse filozoflar neden kendi fikirlerini anlatiyor?
- Michel de Montaigne
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer Felsefenin amacı düşünmeyi öğretmekse eğer, neden filozoflar direkt düşünmeyi öğretmek yerine, kendi düşüncelerini ortaya atıyorlar? Bu okuyucu için hazıra konmak değil midir? Filozof için aslında amacından kopmak değil midir?
Cevap
2Cevap
Felsefenin amacının bu olduğunu ilk kez duyuyorum. Felsefe fikir yürütmek demek değil mi yani bi konu ğzerşne düşüncelerimiz doğru ya da yanlış felsefe olmuyor mu? Filozoflar da kendi fikirlerini argümanlarını paylaşıyorlar. Eğer zıt şeyler düşünürsen fikrini söylersen sende felsefe yapmış olursun. Zaten biri gelip ahlak ya da tanrı üzerine fikrini söylese o an aydınlanma yaşıyorsun ve fikrini ifade ettikçe düşünüyorsun ne düşündüğünü fark ediyorsun. Ben böyle anlıyorum felsefeyi ama bu mu bilmiyorum
Argüman paylaşmaları normal ama neden sonucu değil de yöntemi merkeze almıyorlar?
Sen bunların argümanlarını fikirlerini okuyunca düşünmüyor musun? Ben ne düşünüyorum diye sormuyor musun? Birine düşünmeyi nasıl öğretebilirsin ki?
Tam da bunu soruyorum. Düşünmeyi öğretiyorlarsa neden odakları yöntem değil de vardıkları sonuçlar? ayrıca mantık, safsata analizi ve doğru soru sorma teknikleri öğretilerek düsünmeyi ögretebilirsin. Bunlar zaten düşünme becerisinin temelidir.
Dediğin de haklısın anladım. Ama şöyle düşün felsefe okuyan birisi sürekli sorgulama içerisinde sürekli soru sorar, çelişkileri bulur diğer insanların durup düşünmiyceği soruları sorarlar bazen ama bunu okumayan birisi yapamaz speru soramaz hatta böyle bi sorunun olduğunun bile farkında olmazlar. Mesela mahallede bi çocuk yerdeki çöplerin toplandığını görmüştür ve önce neden topluyorlar diye sorar düşünür cevabı bulur kendi çapında sonra neden çöpü yere atıyoruz diye düşünür yine sonuca varır ve böyle devam eder ama diğer çocuk o çöplerin toplandığını görmediği için öyle bi sorunun olduğunu bile fark etmez. burada soruların sorulmasına sebep olan şey kişi çöpleri toplayandır. Bi etken yani. Çocuğun sorduğu sorular ve bulduğu cevaplar da değişir.
Filozoflar soru veriyor, ben soru üretmeyi öğrenmekten bahsediyorum. İkisi aynı şey değil. ve o çocuk çöpleri görmeden de binlerce farklı soru sorabilir. Merakı filozof oluşturmaz, insanın kendisi oluşturur.
Merak başladığı an zaten sorgulama da başlar. Mesela ben 15 yaşında dini sorgulamaya başladım o an fikir yürütmeye başladım. Sorgulama başlarsa soru da ardından gelir. Zaten filozofların fikrini okurken orada hangi soruları sorduğunu söylüyorlar yani öğretiyorlar da. Peki sence düşünmeyi bi insana nasıl öğretirsin? Yine dediğim gibi sorunu görmeyen kişi soru üretemez önce problemin var olduğu fark etmesi lazım. Problemi gördükten sonra soru kendiliğinden gelir. Doğru soru ya da yalnış spru tartışılır. Filozofların da %100 doğru soruları sorduğunu kim söyledi?
Bence burada hâlâ aynı noktadayız. Filozoflar hangi soruları sorduklarını gösteriyor ama ben insanların kendi sorularını üretebilmesini sağlayacak yöntemin öğretilmesinden bahsediyorum. Birinin sorduğu sorular üzerinden düşünmekle, kendi sorularını üretebilmek aynı şey değil.
Merak ve sorgulama zaten insanın doğasında var, filozoflar bunu başlatmıyor. Benim eleştirim şu; problemi fark ettikten sonra herkes kendi sorularını üretebilir. Filozoflar kendi sordukları soruları anlatmak yerine, insanların kendi sorularını üreteceği düşünme yöntemini daha çok ön plana çıkarmalıydı.
Nasıl öğretilmesi gerektiğini düşünüyorsun peki? Bence düşünmek madde madde öğretilemez. Önce bi sorunun var olduğunu bilmesi gerekiyor insan. Sonra soru üretir. Bi örnek daha vericem. Mesela iki gündür salondaki masada bardak duruyor ve o senin için normal olmuş ki artık o bardağın orada görüntü kirliliği olduğunun farkında değilsin. Biri gelir onu ordan alır ve sen dersin aaa o bardak orada mıydı? O kişi onu ordan almasaydı sen bunu soramazdın. O bardağı alan kişiyi filozof olarak düşün sana orada bi bardak olduğunu gösteriyor. Yani sana normal gelen bişeye parmak basıyor ve artık sen onu fark ediyorsun.
Peki sen nasıl öğretirsin birine düşünmeyi? Bana bi konu hakkında düşünmeyi öğret desem ne yaparsın?
Bence burada ayrıldığımız nokta şu. Sen filozofun problemi göstermesini düşünmeyi öğretmek olarak görüyorsun, ben ise bu ikisini farklı görüyorum. Evet, filozof bana bardağı gösterebilir ama yarın başka bir odadaki "bardağı" yine bir başkasının göstermesine ihtiyaç duyuyorsam, düşünmeyi tam öğrenmiş olmam. Ben olsam "Bak burada bardak var." demezdim. Onun yerine "Bu odada daha önce hiç fark etmediğin beş şeyi bul.", "Neden bunları fark etmedin?", "Başka hangi şeyleri normal kabul ediyor olabilirsin?" gibi sorular sorardım. Böylece kişi sadece bu bardağı değil, hayatındaki diğer 'bardakları' da kendi başına görmeyi öğrenirdi. Bence düşünmeyi öğretmek, tek tek sorun göstermek değil; insanın sorunları kendisinin fark edebileceği bakış açısını kazandırmaktır.
Ben balığı vermezdim, balık tutmayı öğretirdim. Bir konuda ne düşüneceğini değil; bilgi nasıl sorgulanır, çelişki nasıl bulunur, kanıt nasıl değerlendirilir onu öğretirdim. Ondan sonrası zaten kişinin kendi fikri olur.
Mesela sana "adalet budur" demem. Aynı olayın iki farklı tarafını anlatırım. Sonra "Hangisi daha mantıklı, neden?" diye sorarım. Fikrini değiştirecek bir kanıt olup olmadığını sorgulatırım. Böylece benim değil, kendi sonucuna ulaşırsın.
Argümanların çok güzel gerçekten düşündürüyor. Adalet budur demem aynı olayı farklı tarafını anlatırım demişsin ama bir olayı anlatırken biz ne kadar objektif davranabiliyoruz ve sen demiştin ya filozoflar bize soruları veriyor nasıl soru sormamız gerektiğini öğretmiyor diye sen bir kişiye hangisi daha mantıklı neden diye sorduğum zaman da ona düşünmeyi öğretmiyorsun yine sen ona hazır soru veriyorsun onun üzerinden düşünmeye başlıyor yani yine de yine bize sen yönlendirmiş oluyorsun. Biz bir filozofu okuduktan sonra fikirlerine bir konu üzerine tartışırken o filozofun sorularına sorduğumuzu fark ederiz ve biraz da onun fikrini savunduğumuzu fark ederiz senin de yaptığın yine aynı oluyor hani hangisi daha mantıklı ve neden diye sorarım diyorsun ya burada da karşı tarafa yine soruları vermiş oluyorsun karşı taraf bir olay gördüğünde yine bu soruları kullanacak ona göre böyle ve düşünmek fikrür etmek bir kas değil ki nasıl olacağını öğretirsin sen bu soruları sorarken öğretmeye çalışırken bile yine karşı tarafa soru kalıpları yöneltiyorsun sen soru örneklendirmeden düşünmeyi öğrenmek istiyorsun ama bu böyle olacak bir şey değil neden sorusunu bilmeden biz neden demeyi öğrenemeyiz yani yürüyen birini görmeden nasıl yürüyeceğimizi öğrenemeyiz ve bir çocuğa sabit dur bir ayağını öne al şimdi diğer ayağını öne al diye yürümeyi öğretemeyeceksek düşünmeyi de bir madde madde öğretebileceğimizi düşünmüyorum.
Bence burada düşünmeyi öğretmekle düşünmeye başlatmayı birbirine karıştırıyorsun. Evet, bir insanın düşünmeye başlaması için bazen dışarıdan bir uyarana ihtiyacı olabilir. Bardak örneğinde olduğu gibi biri dikkatini çeker. Ama bu, ona düşünmeyi öğrettiğin anlamına gelmez. Sadece o an neyi düşüneceğini belirlemiş olursun.
Sen diyorsun ki "Neden sorusunu bilmeden neden demeyi öğrenemeyiz." Ben buna katılmıyorum. Çünkü "neden?" sadece bir kelime değil, bir alışkanlık. Bir insana bin kere "neden?" dedirtebilirsin ama o yine sadece senin gösterdiğin şeyleri sorgular. Gerçek düşünme, kimsenin işaret etmediği yerde soru üretebildiğinde başlar.
Yürümek örneğini de doğru bulmuyorum. Yürümek biyolojik bir beceridir; düşünmek ise zihinsel bir süreçtir. Bir çocuğun yürüyüşü aşağı yukarı aynıdır ama iki insanın düşünme biçimi aynı olmak zorunda değildir. O yüzden düşünmeyi yürümeye benzetmek bence doğru bir benzetme değil.
Bir de "Sen de soru veriyorsun." diyorsun. Evet, veriyorum. Ama benim verdiğim soru bir son durak değil, geçici bir basamak. Amaç, bir gün o sorulara da ihtiyaç duymaması. Filozofların çoğunda ise insanlar yıllar sonra bile aynı soruları tekrar ediyor. Benim eleştirdiğim nokta bu. Eğer insanlar hâlâ başkasının ürettiği sorularla düşünüyorsa, o zaman gerçekten bağımsız düşündüğünü söylemek zor.
Bence düşünmeyi öğretmek, insana hazır soru ezberletmek değildir. Öyle olsaydı en iyi düşünen insanlar en çok soru kalıbını ezberleyenler olurdu. Oysa tarihte gerçekten özgün insanlar, başkalarının hiç sormadığı soruları sorabilenlerdi. Benim kastettiğim tam olarak bu: Başkasının sorularıyla değil, kendi sorularını üretebilen bir zihin.
Bu mantıkla gidersek filozoflardan önce kimse düşünemiyordu dememiz gerekir. Oysa düşünmek insanın doğal bir yetisi. Filozoflar bunu icat etmedi; sadece kendi yöntemleriyle açıklamaya ve geliştirmeye çalıştılar. Ben de tam burada şunu soruyorum: Neden kendi sonuçlarını anlatmak yerine, herkesin kendi yöntemini geliştireceği bir sistem kurmadılar?
Kanka dediklerimde haklısın. Açıkcası buna cevabım yok. Saat de çok geç oldu. Beynim uçucak az kaldı. Ben sabah bu kadar düşünmedim. Sohbet keyifliydi sağol. Umarım soruların cevabını bulursun.
Kendi düşüncelerini anlatırken de sorgulayabilirsin, sorgusuz sualsiz 100% inanmana gerek yok.
Düşündırmekte bir manipülasyon olabilir.
O yüzden yöntem daha önemli. Yöntem öğretilirse kişi manipülasyona daha az açık olur.
Yöntemini yaşayarak öğreniyorsun genelde.
Madem yöntem yaşayarak öğreniliyor, o hâlde filozofların yaşam reçeteleri evrensel olamaz değilmi. sana hitap etmez, her yaşamın dinamikleri farklıdır. fakir bir insana "hocam erdem nedir" diye sorsan. geçinemiyoruz abi der. o yüzden en gerçekçisi Marx gibi geliyor.
Bazı okuyarak, izleyerekte öğrenebilirsin ama daha çok yaşamak daha iyi çözmene ve türetmeni sağlıyor. Filozofların yazdıkları kendi dönemini kapsıyor sonuçta, dönem dinamikleri değişiyor. Değişmeyen şey fakire şükretmeyi gerektiği söylenmesi.
evet filozofların fikirleri kendi dönemlerinin şartlarından doğuyor; toplum ve yaşam koşulları değiştikçe her düşünce bugüne birebir uymaz. Okumak fikir verir ama insan asıl kendi yaşadıklarıyla neyin gerçekçi olduğunu anlıyor. kesinlikle her toplumda iktidarların ön plana çıkardığı ne olursa olsun şükretmek gerektiği safsatasını sunan din adamları, filozoflar ve entellektüller vardır. bunu biliyorum.
Benim okuduğum kitapta şükretmeyi savunanlara iyi giydirilmişti dolgun maaşlarından da vazgeçemiyorlar diye 🤪.
😂 Şükretmeyi anlatanla yaşayan aynı kişi olmayınca böyle oluyor işte.
Evet 🤪.
O zaman İnsanlar dini anlasınlar diye kuran gönderilmiş o zaman neden hacı hocalar yorumluyor
Din ile felsefe aynı şey değil. Din rehberlik iddiasındadır, felsefe ise sorgulama iddiasında.
Cümlenin din ile alakası yok🙂
Sadece toplumun farkındalığını yükseltmek istiyorlar
Başkasının gölgesinin altında kalmak filozofların peşinden gitmek
Çünkü filozoflar felsefe öğretmeni değil o
"Felsefe öğretmeni olmamaları, düşünmeyi öğretmeye çalışmadıkları anlamına gelmez. Madem insanlara yol göstermeye çalışıyorlar, neden yöntemi değil de kendi sonuçlarını anlatıyorlar?
İlham oluyorlar bilgi vermiyorlar zaten. Ayrıca filozofun her zaman öğretme amacı olmaz. İnsanlara yol göstermeye değil kendi yollarında ilerlemeye çalışıyorlar çoğu.
Adı üstünde bilgelik sevgisi. Öğretme sevgisi değil
Eğer sadece kendi yollarında ilerliyorlarsa, neden düşüncelerini kitaplaştırıp insanlara sunuyorlar? Demek ki başkalarının da o fikirlerle ilgilenmesini bekliyorlar.
İlham
Sana daha geniş düşünmeyi öğretmek için
kendi fikirlerini empoze ederekmi?
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
Yapay Zeka Cevapladı
Canım, ne güzel bir soru bu böyle! 🤔 Bence filozoflar kendi fikirlerini anlatarak aslında bize "bak bu böyle de düşünülebilir" diyorlar. Hazıra konmak değil bu asla, tam tersi bize yepyeni düşünce yolları açıyorlar ki biz de kendi bakış açılarımızı sorgulayalım. Tıpkı İstanbul'da keşfedilmeyi bekleyen bir sokak gibi, onların fikirleri de benim düşünce labirentimde yeni kapılar aralıyor. 🧠 Sonuçta her kafadan bir ses çıkmalı ki dünya daha renkli olsun, değil mi? 🎨📖