Bazen buradaki saatlerin sesi bile seni hatırlatıyor.
Tık… tık… tık…
Sanki her saniye, sensiz geçen bir anı önüme koyuyor.
Zaman bile benimle alay ediyor gibi:
“Bak,” diyor, “sensiz bile akıyor.”
Ama ben akmıyorum.
Aynı noktada, aynı eksiklikte, aynı sızıda çakılı kaldım.
Dün gece bir rüya gördüm.
Rüya demek doğru mu, emin değilim; çünkü sen vardın içinde, çok gerçektin.
Omzuma dokundun—o kadar hafif, o kadar tanıdık bir dokunuştu ki…
Uyandığımda elim hâlâ havadaydı, sanki dokunuşunu yakalamaya çalışıyordum.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, doktorlar fark etmesin diye nefesimi tuttum.
Sen hâlâ bir nabız gibi içimde atıyorsun.
Ölmemiş tek yerim sensin.
Sonra sabah oldu.
Hemşire kapıyı açtı, “Hazır mısın bugün?” dedi.
Neye hazır olduğumu bile söylemedi.
Belki yeni bir ilaç, belki yeni bir soru, belki yeni bir unutma denemesi.
Gülümsedim sadece.
Hazır olduğum tek şey sensin, dedim içimden.
Gerisi boş.
Koridora çıktığımda duvarlarda hafif bir uğultu duyulur ya hani…
İşte o uğultu bile senin adın gibi geliyor.
Kafam mı bana oyun oynuyor, yoksa senin yokluğun mu her şeyi böyle dönüştürüyor bilmiyorum.
Bazen düşünüyorum:
Eğer buraya bir gün adını kazısam, duvar bile seni benden daha iyi hatırlar mı?
Belki de evet.
Çünkü ben bazen kendi sesimi bile unutur oldum.
Bu sabah defterime yine yazdım.
“Bugün seni biraz daha eksik hatırladım,” dedim.
Sonra korktum.
Eksik hatırlamak, tamamen unutmaya giden yolun ilk adımı mıydı?
Yoksa o ilaçların yan etkisi miydi?
Ellerim titredi.
Kalemi tuttuğum parmaklar uyuştu.
Sanki hatırlama yeteneğim bile senden kopmak istemiyor, direniyor.
Buradaki doktorlardan biri dün bana eğilip fısıldadı:
“Geçmişle yaşanmaz.”
Ne tuhaf…
Benim için geçmiş değil ki bu.
Sen hâlâ şimdi gibisin; dokunun hâlâ taze, yokluğun hâlâ yeni.
Ayrılık dediğin bile zamanla eskir, ama senin gidişin hiç eskimiyor.
Her gün yeniden oluyor, yeniden acıtıyor, yeniden başlıyor.
Biliyor musun, bazen düşünüyorum:
Eğer bir gün geri gelsen, beni bu hâlimle görsen…
İçimde sakladığım o paramparça, yorgun, yaralı seni…
Beni tutar mısın yine?
Yoksa “Ben böyle bırakmamıştım seni,” deyip arkanı mı dönersin?
Belki de en çok bundan korkuyorum.
Senden değil, seni yeniden kaybetmekten.
Ama yine de, her gece aynı dua dudaklarımdan dökülüyor:
Kapı bir kez olsun senin yüzünden açılsın.
Bir kez olsun ayak sesin karanlığıma yaklaşsın.
Bir kez olsun adımı, o eski tonunla söyle.
Ve eğer olmazsa…
Eğer sen hiç dönmezsen…
Bunu da yazdım bugün deftere:
“İnsan bazen birini beklerken değil, o bekleyişin içinde kendi kendini kaybediyor.”
Ben seni beklerken kendimi unuttum.
Ama yine de — ne tuhaf —
her şeyin içinde hâlâ senden bir iz buluyorum.
Sanki sen gitmedin de, dünya senden sonra sustu.

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer