Ufuklarda yaralı bir göğüs kanıyor, Ovalarda kızıl kumlar dalgalanıyor; Rüzgarlara haykırırken yalçın kayalar; Uğulduyor nihayetsiz, engin yaylalar...
Bir kış günü bir öksüz kız elde bakracı, Merhametsiz rüzgarlarla dağılmış saçı Su almağa gidiyordu... Sırtı çıplaktı; Karanlıkta artan soğuk sırtını yaktı...
Şişirmişti karlar küçük ayaklarını, Esen rüzgar doldurmuştu kulaklarını. Zavallının karnı açtı, gözü yaşlıydı. Düşe kalka gidiyordu, çok telaşlıydı. Bir kasırga koptu birden, kızı ağlattı, Güzel, narin vücudunu yerlere attı... Yukardaki saraydan gördü bunu ay, Gözlerine zindan oldu birden bu saray... - Soğuk kızın gül yüzünü kavuruyordu - "Ay", bir anne gibi tatlı sesiyle sordu:
Öksüz kız bu tatlı sesle önce ürperdi Lakin sonra sakinleşti ve cevap verdi:
Ay, sorma benden, Bilmiyorum ben Bu nasıl şeydir...
Yalnız derdim çok, Bir sevincim yok, Anam üveydir...
Hıçkırıklar kesti kızın ince sesini, Zaten "Ay" da anlamıştı neticesini, Onun için ısrar edip sormadı fazla; Ve titredi kalbi acı bir ihtizâzla, Gözlerinden yere billur yaşları indi...
Bir çalının içerisine girdi kız şimdi. Lakin birden "Ay"ın sesi sarstı kumsalı: "-Kucağında bir inci var, ben ona, çalı!" "Hazırladım atlas çadır, ipekli sedir," "Hadi çalı, öksüz kızı al bana getir..."
Birdenbire bir silkindi, çalı at oldu, Dikenleri ona ipek bir kanat oldu; Yavaş yavaş yükseldi, gökler alçaldı, "Ay" bu kızı bakracıyla yanına aldı...
İşte o günden beridir "Ay"ın çehresi değişir, Kızın değişen haliyle... Ay bu kızın hayaliyle Bazan parlar, bazan söner, Adeta şaşkına döner.
Kız bazen girer otağa; Başlar halı dokumağa, "Ay"ın yüzünü o zaman Hasretle sarar bir duman, Bir hilal olur yeisle; Gittikçe artan bir sisle Beyaz çehresi kirlenir...
Bazan kızın keyfi coşar: Bakraçla göle koşar Ve ayın çektiği çile Biter... Coşkun bir sevinçle Gülen yüzü bedirlenir...
Gökte büyük bir "Dev" vardır, Her zaman "Ay"ı kıskanır: Güzel kız ondadır diye; Kavga eder bir düziye Öksüz kızı kapmak için, Ve kendisi için için Kızın aşkına taliptir.
Yirmi beş gün Ay galiptir, Yüzü parlar süzgün süzgün Lakin heyhat, ayda üç gün Bu "Dev" galip gelir "Ay"a Ay da başlar ağlamaya Hıçkırıklara boğulur, Yüzü yaşlarla sararır, Sonra kararır, kararır, Tam üç gün görünmez olur...
Derler ki: “Dünyada sevdasız yaşanmamış “Bir kalp gösterir misin bu ateşte yanmamış? “ “Aşk öyle bir şeydir ki kimini sevindirir, “ “Okşar bahtiyar eder, gözyaşını dindirir…“ “Tabiatı tıpkı talih gibidir, yâr olmaz kimine de“ “En samimi ateşle çırpınan bir sinede“
“Kıyametler koparır, fırtınalar yaratır,“ “Bazan bir demet güldür, bazan kanlı bir satır“ “Lâkin sevişmiyerek geçen ömür hederdir; “ “Dünyada âşık olmak herkese mukadderdir…“
Ben kulağımdaki bu sözlerin tesiriyle, Ateşli gençliğimin en derin tesiriyle Yuvamı bir kuş gibi süsledim, çiçekledim. Haftalarca kendime bir sevgili bekledim…
Bu haftalar ay oldu, bu aylar sene oldu, Fakat bilmiyorum bu kadınlara ne oldu? Kimsesiz günlerimde hiçbirisi gelmedi, Bir bülbülün şen sesi odamda yükselmedi…
Ben de kendi kendime: “Bekleme gönül! “ dedim… “Bir kadının yoluna bakmak tenezzül! …“ dedim… Zaten nazlanıyordu hangi kadına baksam, “Aşka yuf olsun dedim eğer yalvaracaksam.“
Atmayı göze aldım hayatımı bir yasa. Kırmadım gururumu önlerinde… Hülâsa Ne onlar bana geldi, ne ben onlara gittim Sahipsiz bir mum gibi gençliğimi erittim…
Şimdi aşka bir heves duymuyorum kendimde… En ateşli demimi böyle boş geçirdim de Yine bir kadın için gururum baş eğmedi, Dudaklarım bir kadın dudağına değmedi...
Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor; Beni anlayamazsan gözlerime bakınca Göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.
Daha pek doymamışken yaşamanın tadına Gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına… Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına. Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.
Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran, Sensin “Ülkü” adıyla beynimde dimdik duran. Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran; Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.
Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye? Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya. Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye. Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
2Cevap
106. sayfayı rica edebilir miyim?
Elbette,
Ela gözünden akan
Ateşli nazarların.
Acaba acımadan
Kimi yakacak yarın?
Dudakların acaba
Kimlerle öpüşecek?
Kimler yarın acaba,
Tuzağına düşecek?
Anlıyorum, bizlerden
İntikam alıyorsun.
Lâkin ey kadın bilsen,
Nasıl alçalıyorsun.
Off çok da yerinde denk geldi. Süper.
111 olsun.
Ufuklarda yaralı bir göğüs kanıyor,
Ovalarda kızıl kumlar dalgalanıyor;
Rüzgarlara haykırırken yalçın kayalar;
Uğulduyor nihayetsiz, engin yaylalar...
Bir kış günü bir öksüz kız elde bakracı,
Merhametsiz rüzgarlarla dağılmış saçı
Su almağa gidiyordu... Sırtı çıplaktı;
Karanlıkta artan soğuk sırtını yaktı...
Şişirmişti karlar küçük ayaklarını,
Esen rüzgar doldurmuştu kulaklarını.
Zavallının karnı açtı, gözü yaşlıydı.
Düşe kalka gidiyordu, çok telaşlıydı.
Bir kasırga koptu birden, kızı ağlattı,
Güzel, narin vücudunu yerlere attı...
Yukardaki saraydan gördü bunu ay,
Gözlerine zindan oldu birden bu saray...
- Soğuk kızın gül yüzünü kavuruyordu -
"Ay", bir anne gibi tatlı sesiyle sordu:
Çıldırdın mı kız?
Niçin yapyalnız
Çıktın dışarı?
Görmedin mi sen?
Dışarda esen
Deli rüzgarı?
Öksüz kız bu tatlı sesle önce ürperdi
Lakin sonra sakinleşti ve cevap verdi:
Ay, sorma benden,
Bilmiyorum ben
Bu nasıl şeydir...
Yalnız derdim çok,
Bir sevincim yok,
Anam üveydir...
Hıçkırıklar kesti kızın ince sesini,
Zaten "Ay" da anlamıştı neticesini,
Onun için ısrar edip sormadı fazla;
Ve titredi kalbi acı bir ihtizâzla,
Gözlerinden yere billur yaşları indi...
Bir çalının içerisine girdi kız şimdi.
Lakin birden "Ay"ın sesi sarstı kumsalı:
"-Kucağında bir inci var, ben ona, çalı!"
"Hazırladım atlas çadır, ipekli sedir,"
"Hadi çalı, öksüz kızı al bana getir..."
Birdenbire bir silkindi, çalı at oldu,
Dikenleri ona ipek bir kanat oldu;
Yavaş yavaş yükseldi, gökler alçaldı,
"Ay" bu kızı bakracıyla yanına aldı...
İşte o günden beridir
"Ay"ın çehresi değişir,
Kızın değişen haliyle...
Ay bu kızın hayaliyle
Bazan parlar, bazan söner,
Adeta şaşkına döner.
Kız bazen girer otağa;
Başlar halı dokumağa,
"Ay"ın yüzünü o zaman
Hasretle sarar bir duman,
Bir hilal olur yeisle;
Gittikçe artan bir sisle
Beyaz çehresi kirlenir...
Bazan kızın keyfi coşar:
Bakraçla göle koşar
Ve ayın çektiği çile
Biter... Coşkun bir sevinçle
Gülen yüzü bedirlenir...
Gökte büyük bir "Dev" vardır,
Her zaman "Ay"ı kıskanır:
Güzel kız ondadır diye;
Kavga eder bir düziye
Öksüz kızı kapmak için,
Ve kendisi için için
Kızın aşkına taliptir.
Yirmi beş gün Ay galiptir,
Yüzü parlar süzgün süzgün
Lakin heyhat, ayda üç gün
Bu "Dev" galip gelir "Ay"a
Ay da başlar ağlamaya
Hıçkırıklara boğulur,
Yüzü yaşlarla sararır,
Sonra kararır, kararır,
Tam üç gün görünmez olur...
91 .
Derler ki:
“Dünyada sevdasız yaşanmamış
“Bir kalp gösterir misin bu ateşte yanmamış? “
“Aşk öyle bir şeydir ki kimini sevindirir, “
“Okşar bahtiyar eder, gözyaşını dindirir…“
“Tabiatı tıpkı talih gibidir, yâr olmaz kimine de“
“En samimi ateşle çırpınan bir sinede“
“Kıyametler koparır, fırtınalar yaratır,“
“Bazan bir demet güldür, bazan kanlı bir satır“
“Lâkin sevişmiyerek geçen ömür hederdir; “
“Dünyada âşık olmak herkese mukadderdir…“
Ben kulağımdaki bu sözlerin tesiriyle,
Ateşli gençliğimin en derin tesiriyle
Yuvamı bir kuş gibi süsledim, çiçekledim.
Haftalarca kendime bir sevgili bekledim…
Bu haftalar ay oldu, bu aylar sene oldu,
Fakat bilmiyorum bu kadınlara ne oldu?
Kimsesiz günlerimde hiçbirisi gelmedi,
Bir bülbülün şen sesi odamda yükselmedi…
Ben de kendi kendime: “Bekleme gönül! “ dedim…
“Bir kadının yoluna bakmak tenezzül! …“ dedim…
Zaten nazlanıyordu hangi kadına baksam,
“Aşka yuf olsun dedim eğer yalvaracaksam.“
Atmayı göze aldım hayatımı bir yasa.
Kırmadım gururumu önlerinde… Hülâsa
Ne onlar bana geldi, ne ben onlara gittim
Sahipsiz bir mum gibi gençliğimi erittim…
Şimdi aşka bir heves duymuyorum kendimde…
En ateşli demimi böyle boş geçirdim de
Yine bir kadın için gururum baş eğmedi,
Dudaklarım bir kadın dudağına değmedi...
oluur
numara soylemiyim sen rastgele bi sayfayi ac sole
Beni en güzel günümde
Sebepsiz bir keder alır.
Bütün ömrümün beynimde
Acı bir tortusu kalır.
Anlıyamam kederimi,
Bir ateş yakar derimi,
İçim dar bulur yerimi,
Gönlüm dağlarda bunalır.
Ne kış, ne yazı isterim,
Ne bir dost yüzü isterim,
Hafif bir sızı isterim,
Ağrılar, sancılar gelir.
Yanıma düşer kollarım,
Görünmez olur yollarım,
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir...
Ne bir dost, ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli...
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür.
guzelmis..
48 istiyore
Gönlümü avutamadım,
Seni söküp atamadım,
Ben bahtımı tutamadım,
Yâr, seni unutamadım.
Bahtın lûtfuna ermişim,
Gönlümü sana vermişim,
Meğer ne çok severmişim,
Yâr, seni unutamadım.
Gönül bir acayip deli,
Yârin azâdolmaz kulu.
Bilemedim, neylemeli?
Yâr, seni unutamadım.
Kalksam gönlümü azâda
Eski günler gelir yâda;
Bu nisyan dolu dünyada
Yâr, seni unutamadım.
Kendimi alırdım gama,
Yerleştin kaldın kafama;
Unutmak istedim ama
Yâr, seni unutamadım.
Eski sevgilimin yaşına, ayrıldığımız yılın son 2 hanesini eklemiştim, manidar oldu :d
Teşekkür ederim
Ahah rica ederim
117 ..
Kalplere serptiğin kıvılcımlardan
Bir ışık yanıyor ey büyük nebi..
Gönüller, zâtını bize aşk sunan,
Bir mürşit tanıyor ey büyük nebi.
Bilirsin göynümün ne duyduğunu,
Karşında tekrara hacet yok bunn,
Benliğim önünde, ulululuğunu
Daima anıyor ey büyük nebi.
Başımız önünde geliyor yere;
Işıklar dağıttın sen gönüllere.
Milliyet aşkını duyan bir kere.
Seni nur sanıyor ey büyük nebi.
Mefkûre nuruyla bizleri besle,
uğrunda ölelim biz de hevesle;
Gençliğin kalbi bu taze nefesle
Beraber kanıyor ey büyük nebi.
47 ..
Hey bir zaman bakıp bakıp
Seyrine doyamadığım!
Şimdi gurbette bırakıp
Sesini duyamadığım!
Evde kapanıp kaldın mı?
Seyrana çıkıp güldün mü?
Başkalarının oldun mu?
"Benimsin!" diyemediğim!
Akıtıp gözüm yaşını
Hatırlarım gülüşünü;
Kıvırcık saçlı başını
Göğsüme koyamadiğım!
Dik yamaçların selisin,
Sen benden daha delisin,
Şimdi kimlerin kulusun?
Başını eğemediğim!
Nasıl vurgunum bilirdin,
Niçin benden yüz çevirdin?
Kimlerin koynuna girdin?
Öpmeğe kıyamadığım!
118.
Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
Beni anlayamazsan gözlerime bakınca
Göğsümü parçala bak kalbim nasıl atıyor.
Daha pek doymamışken yaşamanın tadına
Gönül bağlanmaz oldu ne kıza, ne kadına…
Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına.
Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.
Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
Sensin “Ülkü” adıyla beynimde dimdik duran.
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor.
Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya.
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye.
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.
İsterim 😊🙏🏻