Yunan Mitolojisindeki bu efsane, Frigya krallığında yaşayan yoksul bir çift olan Baukis ve Philemon üzerinedir.

Bergama halkı

Bergama'nın bereketli topraklarında yaşayan insanlar her geçen gün ekinlerini artırır ve sürekli çalışırmış. Halkın refah seviyesi yükselmiş, ancak tamahkarlıkları da bununla beraber artmıştır. Kazanma hırsıyla yanıp tutuşan bu halk, zamanla manevi duygularını tüketmiş ve sevgi, saygı, yardımseverlik gibi bağlılıkları, kazanç için unutulmaya bırakmıştır.
Günün birinde, Olimpostan inip halkın arasına karışmak isteyen, Zeus ve oğlu Hermes, insan kılığına bürünüp toplulukta gizlenirler.

Zeus'un oğlu Hermes'le halkı ziyareti

Zeus'un amacı, Bergama gibi verimli bir ovada, bir zamanlar tapınaklarını hiç boş bırakmayan, değerli armağanlar, şaraplar ve kurbanlıklarla kendisini onurlandıran bu halkın, bir süre sonra tanrılarına sunularını neden ihmal ettiğini öğrenmektir. Bu yüzden oğlu Hermes ile beraber iki yoksul köylü kıllığına bürünmüşlerdir.
İki yoksul yabancı kılığında evlerin kapısını tek tek çalmaya başlarlar ancak; birçok kapı ya açılmaz, ya da açılır açılmaz yüzlerine kapanır. Git gide bencilleşen insanoğlunun, çıkarcılık ideolojisiyle hareket etmesi, kendilerine hiçbir faydası dokunmadığı için bu iki yoksula; ne bir tas çorba, ne bir parça ekmek, ne de bir kadeh şarap vermişler.
Kimi yatacak yerinin olmadığını söyler ve kapatır kapısını, kimi evindeki yemeğin ancak kendisine yetebileceğini söyleyip geri çevirir, tanrı olduklarını gizleyen bu iki yoksulu.

İki yoksul çift

Hiçbir kapının kendilerine misafirperverliğini göremeyen Zeus ve Hermes, en sonunda orman kenarında duran ufak bir kulübeye doğru yönelirler.
Kulübe sakinleri bir yaşlı çifttir ve kapıda dilenci kılığında duran bu iki davetsiz misafiri buyur eder ve nihayet bu yıkık, dökük, yoksul kulübe sahipleri, Zeus’la Hermes’e kapılarını açmış olur. Bu evde Baukis ve Philemon adlarında yaşlı karı koca yaşıyormuş.
Dışarıda bekleyen bu misafirleri görünce, sevinerek onları içeri almışlar. Misafirlerin soğuktan titrediklerini gören çift, hemen ateşi besler ve misafirlerinin ayaklarını sıcak su ile ovarlar.
Bitmeyen şarap

Hemen sonrasında Zeus’la, Hermes’e ellerinde ne yemek varsa yapmışlar. Ellerini yüzlerini yıkamaları için havlu vermişler ve sofraya beraber oturmuşlar. Daha sonra Philemon sofraya şarap fıçısını getirmiş, kupalarını daldırıp misafirlerinin önüne koymuşlar. Bardakları her boşaldığında fıçıya daldırıp çıkarmışlar. Ancak sonradan fark etmişler ki, kupalar durmadan boşalıyormuş fakat şarabın bitmesi gerekirken bitmiyor, aksine doluyormuş.
Philemon’la karısı bu iki konuğun sıradan insan olmadıklarına kanaat getirmiş ve tanrı olduklarını anlamışlar. Onlara bir kusur yaptılarsa kendilerini bağışlamalarını istemişler. Tanrı Zeus “Hadi beni takip edin.” demiş. Zeus çifti ellerinden tutarak kulübeden dışarı çıkarır ve ormana doğru yol alarak ilerler. Bir süre sonra durup arkalarına bakan Baukis ve Philemon; Bergama Ovasını suların kaplamış olduğunu görürler ve sadece kendilerine ait kulübenin bulunduğu tepecikte ise göz alıcı, bembeyaz mermerden meydana gelmiş bir tapınağın giderek yükseldiğini görürler.
Yaşlı çiftin dileği

Zeus yaşlı çifte yeni evleri olan tapınağı gösterip ''Ey iyi ve cömert insanlar! Dileyin benden ne dilerseniz.'' der. Bunca yıla kadar birbirlerine aşklarından başka bir şeyleri olmamış, bu durumdan ve hallerinden her zaman mutlu yaşamış iki yaşlı insan şöyle der;
''Tanrım, ben asla Philemon olmadan yaşayamam, onu da kendimden ayrı bırakamam.'' der Baukis. Sevgiyle karısının ellerini sıkıca tutan Philemon;
''Bizim en büyük mutluluğumuz birlikte olmamız. Ne karım gömüldüğümü görsün, ne de ben onu kucağımda mezara koyma acısını yaşayayım. Senden tek dileğimiz hayatta olduğumuz günleri birlikte geçirip, birlikte ayrılmak dünyadan.'' der.
Zeus bu yaşlı çiftin dileklerini kabul eder.
Sonsuz birliktelik

Baukis ve Philemon, kulübelerinin yerinde yükselen Zeus'un tapınağının rahip ve rahibesi olarak uzunca bir süre yaşarlar. Aradan uzun yıllar geçmiş ve bir gün karı-koca, tapınağın eşiğinde güneşlenirken birbirlerini görürler. Ayakları toprağa gömülmekte, gövdelerini kabuk sarmaktadır. Kollarını birbirlerine dolayıp son kez vedalaşırlar. Dal vermeye başlarlar.
Baukis, ıhlamura, Philemon ise uzun bir çınara dönüşür ve beş parmaklı bir el gibi olan yapraklarıyla uzanır, Baukis'in dallarına doğru. Baukis'in kalp şeklinde yaprakları, Philemon'un el şeklindeki yapraklarının üzerine çöker.
İşte İzmir Bergama'daki ıhlamur ve çınarın, hikayesini duydunuz :)
Dünya üzerinde yarısı ıhlamur ve diğer yarısı çınar olan tek ağacın, uzun ve manidar bir öyküsüydü bu.
Gerçekten birbirine bağlı insanların tek bir isteği olur; beraber ölmek. Gerçekten birbirine aşık insanların tek dileği vardır; birbirleriyle kaldıkları anla sonsuz olmak. Ne ardından eziyet bırakmak isterler, ne de her şeyle anlamlaştırdığını uğurlamayı...
Umarım bir gün yolunuz Bergama'ya düşer ve bu ağacı görünce, yanınızda tebessüm ettiğiniz biri olur. Bence'mi okuyan ve değerli bulan herkese teşekkür ederim.
Mutlu kalın... :)
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar