Türkiye’nin En Lüks Sektörü Yat Endüstrisinde Bir Kadın Aygül Ay: Kadın Girişimci Olarak Başarı ve Yenilikçi Yaklaşımını Paylaşıyor

Selam✨Bugüne kadar hep #CinsiyetsizMeslekler ‘den bahsettik şimdi ise seni cinsiyetli bir meslekte var olan bir kadınla tanıştıracağız. Yat endüstrisinde güçlü bir iz bırakmayı hedefleyen Aygül Ay’ı ağırlıyoruz! 🌊 Aygül Hanım, Enigma Yachting’in Yönetim Kurulu Başkan ve Kurucu Ortağı olarak, sektördeki yenilikçi yaklaşımı ve liderlik yetenekleriyle tanınıyor. Kariyerine Türkiye’de başlayan Aygül Ay, ardından yurt dışında kazandığı deneyimlerle iş dünyasında kendine sağlam bir yer edindi. Şu anda lüks yatçılık sektöründe hem global hem de yerel projelerle başarılı bir şekilde ilerliyor. 🛥️

Kadın Üretici
Kadın Üretici

Aygül Hanım, bugüne kadar birçok vizyoner projeye imza attı ve bu süreçte edindiği tecrübeleri bugün bizimle paylaşacak. 🌟

Yat endüstrisinde bir kadın üretici olarak kariyer yapmak isteyen kadınlar için değerli ipuçları ve ilham dolu bir sohbetle karşınızda olacak. Aygül Hanım’ın başarı dolu hikayesi, umuyoruz ki birçok kişiye ilham verecek. ✨❤️

Merhaba Aygül Hanım. Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Aygül Ay
Aygül Ay

Ben Aygül Ay. 1991 doğumluyum ve 3 yaşında ailemle birlikte İstanbul’a geldik. Doğu kökenli bir aile olduğumuz için ne yazık ki kadınların Doğu’da belirli bir kaderi vardır. Annem ve babam, bu kaderi yaşamayalım diye bizi İstanbul’a getirdiler ve eğitimime burada başladım. Eğitimime başladığım yer İstanbul’un çok da nezih bir kesimi değildi, doğruyu söylemek gerekirse. Okul hayatımda başarılı bir öğrenciydim, bu yüzden lisede ve üniversitede daha farklı seçimler yapma fırsatı yakaladım.

Lise eğitimime ise Gaziosmanpaşa Anadolu Lisesi'ydi. Benim zamanımda okulumuz Almanca eğitim veriyordu. Çok güzel bir okuldu ve kariyerimin şekillenmesinde büyük rol oynadı. Kendimi tanıtmam gerekirse, annem bize küçük yaşlardan itibaren iş hayatını ve kendi ekmeğimizi kazanmamızı öğretti. Annem çok vizyoner bir kadındı, bize verilen kaderi yaşamamızı istemedi. Yani, okul hayatım ve iş hayatım aynı anda devam etti diyebilirim. Yaşımıza uygun işlerde çalışarak hep kendi harçlığımızı çıkartıyorduk.

Üniversite eğitimime Marmara Üniversitesi Almanca İşletme Bölümü'nde başladım, fakat ne yazık ki okulumu bitirmeme kararı aldım. Bu süreçte yeniden sınavlara hazırlanarak Boğaziçi Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü kazandım. Ancak bu okula da devam etmedim ve başka sektörlerde çalışmaya başladım. Denizcilik sektörü ise hiç aklımda yoktu; dediğim gibi, Doğu kökenli bir ailede olduğum için kumsal tarzındaki plajları bile ilk kez 18 yaşımda gördüm.

İlk denk gelişimi hiç unutmam; deniz benim için sınırsız ve güzel bir deneyimdi. Şu an 32 yaşındayım, denizcilik sektöründeyim ama hâlâ yüzme bilmiyorum. Sebebini bilmesem de deniz her zaman beni korkutuyor. Daha sonraları ise “Denizle mücadele edebilirim” dedim. Üniversitedeyken denizcilik sektörü hep hayalimdi çünkü karada olduğu gibi sabit değildi, bu da ilgimi daha çok çekti. Bir dönem yurt dışına çıktım ve Hollanda’da plastik teknelerle ilgili bir sistem gördüm; bu sistem aklımda yer etti. O sıralar denizciliğe bir tutku olarak bakıyordum.

Türkiye’ye döndükten sonra ise bir ara işsiz kaldım ve ne yapacağımı bilmediğim bir dönem geçirdim. O sıralar hep aklımda olan denizcilik sektörünü detaylı olarak araştırma fırsatı buldum. Araştırdıkça sektör hakkında yeni şeyler öğrendim ve böylece denizcilik maceram başladı.

Endüstri tanımını bir de yıllardır bu sektörde var olan sizden duymak istiyoruz.Siz endüstriyi nasıl tanımlarsınız?

Yat endüstrisi, öncelikle çok keyifli bir sektör ve diğer sektörlerle kıyasladığımızda, emeğinizin karşılığını daha fazla alabileceğiniz bir alan diyebilirim. Şöyle düşünün: Bir tekne yapıyorsunuz, onu denize koyuyorsunuz ve orada adeta bir eviniz oluyor. Bir üretici olarak müşterilerimle yaklaşık 10 ay boyunca sürekli irtibat halindeyim. Bugüne kadar çalıştığım hangi müşterimi arasam, hepsi sağ olsun, “Buyurun, lütfen gelin, sizi ağırlayalım” dediler. Dolayısıyla, başlangıçta zor olsa da sonunda oldukça keyifli bir endüstri.

Dünya çapında baktığımızda, Türkiye yat endüstrisi açısından çok gelişmiş bir konumda. Bu endüstrinin belli başlı yerleri vardır: Hırvatistan, Polonya ve bence bunlardan biri de Türkiye'dir. Gerek konumumuz gerekse dünya çapındaki mühendislerimiz ve mimarlarımızla öne çıkıyoruz. Şu anda Türkiye'de üst segment diyebileceğimiz teknelerin çoğu yurt dışına yapılıyor. Türkiye’nin kalitesi, işçiliği ve üretimi dünya çapında beğeniliyor diyebilirim.

Endüstri bakımından Türkiye iyi bir yerde olsa da, kullanıcı bakımından aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil. Marina ve kışlama sorunları (kışın tekneyi koyacak yer bulma problemi) bireysel kullanıcılar için halen büyük bir engel. Bu anlamda, bireysel kullanıcı kitlesi henüz gelişkin değil.

26 Yaşında genç bir kadın olarak yat endüstrisine girmeye nasıl cesaret ettiniz?

Yat Endüstrisi
Yat Endüstrisi

Aslında bu durumu "deli cesareti" olarak adlandırıyorum. İnsan bazen basiretinin bağlandığını hisseder ve sonunu düşünmeden bir sektöre girmeyi hayal edebilir. Benim için de durum böyleydi; tekneler her zaman dikkatimi çekiyordu. 25 yaşında Türkiye'ye döndüğümde, ilk yılım adeta bir AR-GE süreci oldu diyebilirim. O zamana kadarki teknelerle olan tek temasım, İstanbul’da bindiğim vapur hatlarıydı. Ancak içimde her zaman “Bir gün ben de tekne yapacağım” tutkusu vardı.

Gözümü kararttım ve daha önce pek denenmemiş plastik tekne modelini buldum, bunu hayata geçirmeye karar verdim. Bu sayede asıl hedefim olan yat sektörüne bir adım daha yaklaşmış oldum. Kendimi hazır hissettiğim anda ise bu sektöre geçiş yaptım.

İşinizi kurma süreciniz nasıl başladı? Bu sektöre olan ilginiz nereden geldi ve girişim hikayenizin temellerini atan olaylar nelerdi?


Temel prensibim denizcilik sektörüne olan tutkumdu. İlk başlarda ben de durumu toz pembe gördüm; "Aa, tabii neden yapamayayım?" diye düşündüm. Benim ürettiğim teknoloji, fırın teknolojisiyle yapılan bir üründü. Ne yapacağımı bulmuştum, geriye "Nasıl yapacağım?" sorusu kalmıştı. İşte o zaman korkunç bir gerçekle yüzleştim: Yat endüstrisi öyle bir sektörmüş ki, kadınların adı bile geçmiyormuş. Tamamen erkek egemen bir sektörmüş; kadın üretici neredeyse yok denilecek kadar azmış ve olanlar da genelde babası ya da abisinden devralmış kişiler. Bana en çok sorulan soru ise "Baban kim? Abin kim? Nasıl yapacaksın?" tarzındaydı. Bu sorular beni oldukça kızdırmıştı, diyebilirim.

Küçüklüğümden beri evde "Kadınsan güçlü olacaksın, kendi ayakların üzerinde duracaksın" diye büyütüldüm. Yeri geldi, ailemi geçindirdim, çalıştım. Bir kadın olarak belki de birçok erkeğin "Yeter artık!" deyip pes edeceği noktalarda, ben pes etmeden devam ettim. Öyle bir sektöre girdim ki, "Sen kadınsın, bir dur; elinin hamuruyla bu işe karışma" noktasına gelindi. Ki Türkiye’nin en lüks sektöründen bahsediyoruz. Ama ben böyle düşünmüyordum. Kadınlar şu an dünyanın her yerinde birçok sektörde varlar ve çok güçlüler. Örneğin, bir kadın annelik yapabiliyor. Bana "Tekne üretmek mi zor, annelik mi?" deseniz, ben anneliğin çok daha zor olduğunu söylerim. Aile, kurallar ve kaidelerle yürür, ama annelik böyle değildir. Dolayısıyla bir çocuk büyütmek, bir tekne üretmekten çok daha zor. Annelik yapabilen bir cinsiyetin tekne üretemeyeceğini düşünmek bana mantıklı gelmiyor.

Bu durum beni çok daha hırslandırdı. Türkiye’de altyapısı uygun yerlere baktım, kalıp teknolojisine göz attım, neler yapılabilir, nasıl geliştirilebilir diye araştırdım ve ilk firmamı 27 yaşında kurdum. İlk başlarda, haliyle erkek egemen bir sektör olduğu için zorlandım. Ancak zamanla insanlar bana güvenmeye başladı. Yaptığım ürünlerde birkaç temel prensibim vardır: Birincisi, yüzme bilmediğim için benim teknelerim asla batmamalı ve dengeli olmalı. Hız ise benim için ikinci planda. Aslında Türk insanının da teknelerdeki temel ihtiyacı hız değil, denge ve stabiliteymiş. Zaten sektörde hız tekneleri kategorisi mevcut, hız isteyen kullanıcılar o kategoride ilgilenebilir. Ancak gerçek bir denizcilik tecrübesi isteyenler için denge ve stabilite daha öncelikli. Benim ürünlerimde de bu önceliği verdiğimiz için teknelerimiz sevildi. Bazı kişiler "Plastikten tekne mi olur? Leğenden tekne mi olur?" dediler, ben ise bunun mümkün olduğunu kanıtladım. Yeniliklere kapalı olmadığınız sürece her şey mümkün.

Benim satıştan önce bir prensibim vardır: Bir kültür yaratmak. O kültürü de ancak müşterilerinizle kurduğunuz sıcak ilişkilerle yapabilirsiniz. Hiçbir zaman "Tekneyi sattım, işim bitti" kafasında olmadım. Şunu çok iyi hatırlıyorum: Gece iki gibi müşterim aradı, "Aygül Hanım, denizin ortasında kaldık" dedi. Aslında beni arayana kadar Sahil Güvenliği de arayabilirdi, ama biz ona o güveni vermişiz. O sırada Mersin’deydim, müşterim İzmir’deydi. Hiçbir zaman "Niye beni arıyorsunuz?" demeden gerekli birimlere haber verip ilgilenmelerini sağladık. Müşteri her zaman karşısında bir muhatap bulmak ister. Bu sektörün en büyük problemi, insanların muhatap bulamamasıydı. Ben onlara bu güveni verdim. Her zaman "Çözüm ortağınızız, tekne alsanız da almasanız da" dedik.3-4 yıl bu şekilde devam ettikten sonra ise yat sektörüne geçiş yaptım.


Yat sektörü genellikle erkek egemen bir alan olarak biliniyor. Bu sektörde işinizi kurarken hangi zorluklarla karşılaştınız ve bu zorlukların üstesinden nasıl geldiniz?

Kadın Girişimci
Kadın Girişimci

Sektör ne yazık ki erkek egemen bir sektör. İlk başlarda tabii ki çok zorlandım. Büyük bir teşekkürü borç bilirim: yaklaşık 100 yıl önce bize bunca hakkı veren Mustafa Kemal Atatürk’e büyük bir teşekkür borçluyum. Aslında bu cesaret bana 100 yıl önce verilmişti. Ülkemizin kurucusu, yüz yıl önce biz kadınlara bu hakları verdi, o yüzden sonuna kadar kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. "Ben bu işi yaparım" dedim ve Türkiye'de ticaret özgürlüğümün olduğunu bilmek, cesaretimin kaynağıydı. Pek çok kişi bana bu cesaretin kaynağını soruyor. Ben de her seferinde "Bu cesaret bana 100 yıl önce verildi" diyorum.

Karşılaştığım negatiflikleri mevzuatsal olarak çözüyor ve diğer kadınlardan örnekler veriyordum. Örneğin, İTÜ, Yıldız Teknik, Piri Reis Üniversitesi’nde mezun olan birçok kadın mühendis var. Eğer bu meslek sadece erkekler tarafından yapılacak olsaydı, bu okullar her yıl bu kadar kadını mezun etmezdi, diyordum. Ayrıca, üretimde ağır işler ve fiziksel güç gerektiren durumlar olabilir, bu yüzden erkek gücüne ihtiyaç duyabiliyoruz. Ancak işin beyin kısmı var ve burada kadınlar bence çok uygun, çünkü kadınlar detaycılıkta erkeklerden çok daha ileride. Kadınlar daha komplike düşünebiliyor.

İlk birkaç ay tabii ki zorlandım, fakat zamanla "Evet, yapılabilirmiş" denmeye başlandı. Şu anda bu tarz durumlara çok fazla takılmıyorum, ancak bazen hâlâ karşılaşabiliyorum. "Abinden mi, babandan mı devraldın?" gibi sorular en büyük zorluklardı. Tabii başka problemler de vardı. Türkiye, endüstri olarak çok gelişmiş, fakat yenilikçi düşüncelere çok yer verilmiyor. Ben ise bunu yıkmaya çalıştım. Üretim teknolojisi olarak çelik karkas sistemleri, plastik tekne üretimini denizcilik sektörüne adapte etmeye çalıştım. Şu ana kadar denizcilik sektörüyle ilgili başarısız olduğum bir yenilik yok diyebilirim.

Gelecekteki hedefleriniz ve işinizi daha da büyütme planlarınız nelerdir?


Benim aslında en büyük hedefim, denizcilik ile ilgili bir dünya markası kurmak ve bu alanda kendi ülkemde yatırım yapmak. Tabii ki ülkemizde bu işi köklü bir şekilde yapan firmalar mevcut, ancak dürüst olmak gerekirse, hâlâ bir dünya markamız olmadığını düşünüyorum. Benim hayalim, bu markayı oluşturmak ve kendi ülkeme yatırım yapmak.yaşım daha genç:)

Sektöre ilk girdiğimde Polonya’da bu işi yapabilirdim. Ancak “Neden kendi ülkemde yapmıyorum ki?” dedim ve bu kararımdan hiç pişman olmadım. Hem mevzuat hem de insan ilişkileri açısından öncelikle kendi ülkemde bu işe girdim. İlk amacım, Türkiye'de denizcilik sektörünü yaşatmak ve sektöre katkı sağlamaktı. Bunu yapmayı tercih ettim ve halen bu yolda ilerliyorum.


Her şey bir hayalle başlar derler. Kendi işini kurmak isteyen kadınlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Onları cesaretlendirecek neler söyleyebilirsiniz?


Zor, gerçekten çok zor. Özellikle de yıllardır ataerkil bir düzende yetişmiş kadınlar için sanayiye atılmak ve bu alanda uğraşmak büyük bir mücadele gerektiriyor. Ama ben hayallerin gerçekleştirilebileceğine inanan bir insanım. Sadece bir hayal kursunlar ve o hayal ne kadar uzak görünürse görünsün, ona tutkuyla bağlandıkları sürece o gücü kendilerinde bulabilirler. Pes etmemek gerekiyor.

Samimi olmak gerekirse, benim fabrikadan 6 ay boyunca çıkmadığım dönemler oldu. 8-9 metrelik fırınların altına girip kaynak yaptığım zamanlar oldu. Hiçbir işten kaçmadım. "Bu zordur, kadın bunu yapamaz" dendiğinde zaten inadım artıyor ve "Ben bunu yapabilirim!" diyorum. Çünkü işime tutkuyla bağlıyım. Bu yüzden, pes etmemek ve hayal kurmak çok önemli. Hayal kurmadan yapılan hiçbir iş başarılı olmaz.


Yeni başlayan kadın girişimcilere önerebileceğiniz ekonomik kaynaklar var mı? Bu kaynaklara ulaşmanın koşulları neler?

Sektöre girdiğimde çok fazla param yoktu ama projeme inandım ve insanları ikna ettim. Hayalinize insanları ikna edebilir ve inandırabilirseniz, Türkiye’de yatırımcı bulmak gerçekten çok kolaydır. İlk sektöre başladığımda toplamda elimde 50-60 bin civarında bir sermayem vardı. Ancak bir ortaklık kuracaksanız, karşı tarafı ikna etmek ve projeye inanmak en önemli noktalardan biridir. Önce projeme çok inandım, sonra da insanların inanmasını sağladım.


Şu an Türkiye şartlarında tabii ki finansal destek bulmak biraz zor olabilir, ama eğer pes etmezseniz, istediğiniz şey size veriliyor gibi geliyor. Dünyada pazar tanımları çok değişti, bu yüzden bütçenizi artırmanız daha kolay olabilir. Ben, her şeyin altın tepsiyle sunulmasını bekleyen insanları hiç anlamamışımdır. Hedefiniz için çalıştığınızda, her şeye değecektir.

Son olarak sizin gibi kadınlar için girişimcilikte başarıya ulaşmanın püf noktaları nelerdir?
Özellikle kadınların karşılaşabileceği engelleri aşmaları için ne gibi stratejiler önerirsiniz?


Az önce dediğim şey gerçekten çok önemli 100 yıl önce bana ticaret yapma hakkı verildi ve bu hakkı kullanmama kimse engel olamaz. Bu hakkı sonuna kadar kullanmalarını ve tutkuyla yapmalarını öneririm.

Yat üretimi gibi erkek egemen bir sektörde yer almak, kadınlar için zorlu bir mücadele gerektiriyor. 💜Aygül Hanım, bu alanda nasıl bir kariyer yolculuğu yaşadığını ve karşılaştığı zorlukları aşma yöntemlerini bizlerle paylaştı. Onun hikayesi, kadınların azim ve kararlılıkla her alanda yer alabileceğinin güzel bir örneği. 💪🏻Aygül Hanım’ın kariyer yolculuğu hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşmayı unutma! 🌊✨

Türkiye’nin En Lüks Sektörü Yat Endüstrisinde Bir Kadın Aygül Ay: Kadın Girişimci Olarak Başarı ve Yenilikçi Yaklaşımını Paylaşıyor
Cevapla