Yalnız kaldığınız an aklınıza düşen o kişi: Gerçekten onu mu özlüyorsunuz, yoksa beyniniz boşlukta dopamin mi arıyor?

Gece tavanı izlerken ya da gün içinde yapacak hiçbir şey kalmadığında birden o eski insan zihne düşer. İç ses hemen romantik bir senaryo yazar: "Onu unutamadım, galiba bende yeri çok ayrı."
Gerçek ise sandığımız kadar şiirsel değil. Beyin rölantiye geçtiğinde (varsayılan moda döndüğünde), düşen uyarılmayı ve dopamini telafi etmek için hafızadaki en yüksek voltajlı, çözülmemiş dosyalara el atar. Yani çoğu zaman özlediğimiz o insan değil; zihnimizin can sıkıntısından ürettiği nörolojik bir reflekstir.
Tam o boşluk anında asla yapılmaması gerekenler:
Profiline bakmak (Stalk): Zayıflamaya başlayan sinaptik bağlara kendi elinle tekrar elektrik vermektir. Unutma sürecini sıfırlar, belleği yeniden pekiştirir.
Hafızanın pembe filtresine inanmak: Beyin boşluktayken kavgaları ve uyumsuzlukları eler; sadece en iyi anları montajlayıp önünüze koyar. O fragmana aldanmayın.
"Bir işaret mi bu?" yanılgısına kapılmak: Bu his kadersel bir çağrı ya da ruh eşi sinyali değil; motorun boş vitesteyken çıkardığı mekanik gürültüdür.
"Bi' nasılsın yazsam ne çıkar?" dürtüsüne boyun eğmek: Zihnin o anki 5 dakikalık ucuz dopamin ihtiyacı için kendi duruşunu ve sınırlarını harcamaktır. Anlık rahatlama, ertesi gün katlanmış bir pişmanlık getirir.
Zihniniz boş kaldığında geçmişin hayaletlerine mi kapılıyorsunuz, yoksa bunun sadece anlık bir can sıkıntısı refleksi olduğunu fark edip yolunuza devam edebiliyor musunuz?
Güncellemeler
8 gü
Var mı sorunuz
Yalnız kaldığınız an aklınıza düşen o kişi: Gerçekten onu mu özlüyorsunuz, yoksa beyniniz boşlukta dopamin mi arıyor?
Cevapla