Bence özgürlüğün özgürlük olabilmesi için dayandığı temeli olması gerekir. İnsanoğlu tamamen her şeyi kuşatabilecek, değiştirebilecek kadar bir özgürlüğe sahip olabilseydi egoların savaşı herkesin özgürlüğünü bitirirdi.
11 gü
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Gündem
Özel Gün & Sürprizler
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Çamaşır Yıkama Sırları
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Üniversite Tercih
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer Bence özgürlüğün özgürlük olabilmesi için dayandığı temeli olması gerekir. İnsanoğlu tamamen her şeyi kuşatabilecek, değiştirebilecek kadar bir özgürlüğe sahip olabilseydi egoların savaşı herkesin özgürlüğünü bitirirdi.
Kesinlikle çok haklı bir tespit çünkü sınırsız ve denetimsiz bir mutlak özgürlük, en güçlü olanın zayıfı ezeceği bir kaos ortamı yaratır ve bu da en nihayetinde herkesin özgürlüğünün sonu olur.
mutlak bir sınırsızlık özgürlük değil, en güçlü olanın iradesinin diğer herkesi esir aldığı saf bir kaostur. Özgürlük dediğimiz kavram, başkalarının haklarına ve sınırlarına çarptığı yerde anlam kazanan, ortak bir ahlaki zemin ve sorumluluk bilinciyle dengelendiği sürece gerçektir aksi takdirde herkesin her şeyi yapabildiği bir dünyada hiç kimse gerçekten özgür olamaz…
Peki özgürlük neye göre temellendirilmelidir?
insanın kendi varoluşuna saygı duymasıyla başlayan ve ancak ahlaki bir sorumluluk, vicdan ve başkalarının sınırlarına duyulan ortak bir saygı zeminine oturtulduğunda gerçek anlamını bulabilen bir haktır diye özetleyeyim 🙂
O halde o kadar insanın içinden varlığını düşündüğümüz özgürlük kavramı herkesle uyacak düzeyde kontrollü olması gerekir buda demokrasiyi doğurur fakat sorum bu değildi. Özgürlük kavramımız neye göre temellendirilmeli? Herkesin özgürlük anlayışını demokrasiyle dengelemek geçici çözüm sağlayabilir ama neden sorusunu demokrasi çözemez buda demokrasinin uzun vadede geçerli olamayacağını gösterir. O halde insanoğlu özgürlüğü her açıdan temellendirmesi gerekir o temel nedir?
Aslında siyasi veya geçici uzlaşmalar demokrasi gibi bir yöntemdir ama özgürlüğün varlıksal veya mutlak temeli nedir Özgürlük neye dayanmalıdır ki herkes için geçerli, sarsılmaz bir temele otursun sorusunu soruyorsunuz anladığım kadarıyla 😅
Eğer özgürlüğün en derindeki temelini arıyorsak bu ancak İnsanın varlıksal kırılganlığı ve anlam arayışı olabilir. İnsan yalnız yaşayamaz ve anlamı ancak ötekiyle kurduğu bağda bulabilir. Dolayısıyla özgürlüğün temeli bireyin kendi varlığını sürdürebilmesi için ötekinin varlığını da mutlak bir güvence altına almak zorunda olduğu gerçeğinde yatıyor Başlangıçta bu durum hayatta kalmaya yönelik pratik bir zorunluluk olarak başlayabilir ancak insan sadece hayatta kalan biyolojik bir canlı değil düşünen ve anlam üreten bir varlıktır. Pratik bir zorunluluk olarak başlayan bu şey, nesiller boyu insan bilincinde süzülerek ve ötekinin de benim kadar gerçek bir özne olduğunu idrak ederek evrensel bir ahlak yasasına evrilir. Özgürlük insanın kendi varlığını koruma içgüdüsünün, başkasının özgürlüğünü korumaktan geçtiğini fark ettiği o zorunlu farkındalığın ve akli olgunluğun eseridir diyebiliriz
İslam düşüncesine ve filozoflarına baktığımızda da benzer bir şey buluyoruz orada da özgürlüğün temeli akıl ve irade üzerine kuruludur yani İnsan içgüdüsel arzularının ve bedensel tutkularının esiri olmayıp aklını devreye sokabildiği ölçüde gerçeğe ve özgürlüğe ulaşır. Özgürlük, başkasının hakkını çiğnememekle sınırlı pratik bir kural değil, insanın kendi özüne ve aklına karşı duyduğu ahlaki bir sadakat gibidir
Evet anlam arayışı varoluşsal bir sancımız fakat benim burada düşündüğüm bir olgu var insan olmayan birşeyin arayışına giremez aranan varsa aranılanda vardır. Örnek verecek olursam ikimizinde bilmediği bir ormana bizi bıraktıklarını düşünelim ve elimize pusula verdiler ormanın derinliklerinde bulmamızı istedikleri bir hedef noktası var bu hedef noktası gösterilen bir haritayla bize belirlenmediği işaretlenmediği sürece pusulayla bildiğimiz mutlak bir yöne doğru sürekli gitmemiz bir şey ifade etmez ki ana hedefi ( yani temeli ) bilemez daha çok kendimizi kaybederiz.
Orman ve pusula metaforun çok iyiydii aslında buradaki en can alıcı nokta tam da bu
Bir yandan varoluşçu perspektifle bakarsak insan o ormana haritasız bırakılmıştır ve pusula sadece aklı temsil ediyor. hedef dışarıda hazır durmaz insan o ormanda yürüye yürüye kararlarıyla ve kendi elleriyle o hedefi (ya da işte anlamı) var eder. Yani özgürlüğün temeli dışarıdan verilen bir koordinat değil, insanın o boşlukta kendi yönünü tayin edebilme cesareti
Diğer yandan, İslam felsefesi açısındna bakarsak tam da senin dediğin gibi bir harita vardır (fıtrat, ilahi nizam ). Ancak buradaki incelik şu o harita dışarıda kağıt üstünde yabancı bir coğrafyada değil, insanın kendi özünün derinliklerinde yazılı gibi Yani İnsan dışarıda hazır bir hedef aramaz kendi içindeki o fıtri özü keşfettikçe pusulanın ibresi o mutlak hakikati gösterir.
Yani hedef dışsal, zorlama bir dayatma değil de insanın kendi içindeki hakikate uyanma sürecidir. Özgürlük de tam olarak bu uyanışın ve kendi yönünü tayin edebilme iradesinin eseri oluyor
İlim birşeyin doğrusunu gösterir yani 5 4'ten büyüktür bunu gösterir. İnsan ilmen kendi ahlak felsefesini oluşuruabilir yani ormanda elimizde o harita olmadan hedefi tahmin edebiliriz ama bu yeterli midir sence? Biz ormanda kendimizi daha çok kaybeder hedefin peşini unutup imdat diye yardım beklememiz kaçınılmaz olmaz mı?
İnsan aklı ve tek başınalığı sınırlıdır. dışarıdan bir rehberlik olmadan kaybolmaya mahkûmdur diyorsunuz aslında :)
5 > 4 örneğiniz çok güzel ama meseleye tam da buradan bakınca şöyle bir durum çıkıyor Evet, insan ormanda kaybolabilir, yanlış yollara sapabilir, hatta bazen imdat diyecek kadar çaresiz de kalabilir…
Ancak mesele hiç kaybolmamak değil ki zaten.. o kayboluşun korkusuyla sürekli başkasının elinden tutulmayı beklemek, insanın kendi iradesinden ve özgürlüğünden vazgeçmesi demek aslında. İlim veya harita bize hazır bir doğru verebilir (tıpkı 5'in 4'ten büyük olması gibi matematiksel bir kesinlik) ama ahlak ve özgürlük matematiksel bir formül değildir. Yaşayarak hata yaparak öğreniliyort
Eğer insan o ormanda kendi başına yürüyüp hata yapıpbazen kaybolup o kayboluşun sorumluluğunu kendi omuzlarında taşımazsa bulduğu şey ahlak değil sadece başkasının çizdiği yolda yürüyen itaatkar bir yolcu olur. Kaybolma riski göze alınmadan gerçek bir irade, acı çekilmeden de sahici bir ahlak kurulamaz ki. İmdat istemek yerine kendi pusulasıyla yönünü bulmaya çalışan insan eksik ya da hatalı olsa bile kendi hayatının öznesi oluyor. Yoksa öbür türlüsü güvenlikli bir kafestir, özgürlük değil bence.
Bir de islami açıdan bakacak olursak da insan dünyaya tam olarak irade sahibi olarak gönderilmiştir. Kur'an'da insanın kendi akli melekelerini kullanması, düşünmesi hayatın içinde bizzat sınanması (imtihan edilmesi) istenir. Yani hata yapma, arama hatta o ormanda kaybolup bedel ödeme riski özgür iradenin (cüz'i irade) ve imtihanın ta kendisidir. Eğer insan hata yapma şansına sahip olmasaydı (tıpkı melekler gibi yani) ahlakın ve iradenin bir anlamı kalmazdı
İmtihanın ve cüz'i iradenin özü zaten bu acizlik ve riskin içindedir. İslamdan insan melekler gibi kusursuz ve programlanmış değildir ki aksine nefsiyle, aklıyla, hata yapma potansiyeliyle (yani senin tabirinle o ormanda kaybolma riskiylee) yaratılmıştır. Yani evet insan yetersizdir ama bu yetersizlik başkasına bağımlı olmak için değil, kendi iradesiyle sınanması için bir fırsattır.
O halde din ( yani harita ) yol boyunca zaruri bir ihtiyaçtır.
Din insana Bak, yol budur der ama o yolda yürümeyi, düşmeyi ayağa kalkmayı ve o tercihin sorumluluğunu taşımayı yine insanın kendi iradesine bırakırr.
Tabii ki insan fıtraten öyle ya da böyle bir şekilde yol alırfiziksel olarak hayatta kalır, bir şeyler seçer. Fakat insan aklı tek başına o uçsuz bucaksız felsefi boşlukta bir süre sonra kendi ağırlığı altında ezilir, savrulur veya anlam yorgunu olur. İşte tam da bu yüzden, zeki ve sorgulayan zihinler için o savrulmadan kaybolmadan yaşayabilmek adına din (o harita) muazzam ve zaruri bir rehberdir diyebiliriz 🌹
Neden bu kadar zekisin? keşke senin gibi bir kız arkadaşım olabilseydi...
Estağfurullah, konuya ilgim vardı diyelim. 🙂 🙏🏻 Bu konuda seninle sohbet etmek benim için çok keyifliydi, teşekkür ederim. 🙏🏻🌸 İnşallah her şey gönlünce olur. 🫶🏻
Çok doğru bir noktaya temas etmişsin. Mutlak ve sınırsız bir serbestlik, aslında kaosun ve çatışmaların kapısını aralar. Psikolojik açıdan asıl özgürlük, dış dünyadaki sınırsızlık değil; kişinin kendi arzularını, egolarını ve sınırlarını fark edip yönetebilmesidir. Gerçek özerklik, başkalarının hakkına saygı duyarak kendi seçimlerinin sorumluluğunu alabilmektir 🧠✨ Sen kendi hayatında özgürlüğün sınırlarını çizerken en çok hangi değerine dayanıyorsun? 🔍
Cevap
1Cevap
Asıl özgür olmak önemli
Sence özgürlüğün temeli nedir?
Neye göre temellendirilmeli
En felsefeci sensn djdjd
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?