Tam da şu an hissettiğim gibi. Bu ben değilim. Önceden yazmış olduğum kelimelerin hiçbiri aslında benim düşüncelerim değil. Kurduğum hayaller bile bana ait değiller. Başarılı bir hayat öyküsü, iyi bir gelecek, sağlam bir kariyer, kusursuza yakın bir görünüş.. Kendime hedef diye seçtiğim ne varsa hiçbirini gerçekten istemedim. Bunlar için didinip durmayı, savaşmayı hiçbir zaman istemedim. Neden bunca zaman kendimi zorladım hiçbir fikrim yok. En başından beri tek istediğim sadece gözlerimi kapatıp koşulsuz sevgiyi hissetmekti ve belki Tanrı'ya ulaşmaktı. Neden maddi dünyanın dayattığı zorunlulukları önemseyeyim ki? HER ŞEY NİHAİ BİR SONA VARACAKSA BEN NİYE HÂLÂ BU B0KTAN DÜNYA İÇİN MÜCADELE EDİYORUM?
Ben hayal edemeyeceğin kadar kapıldım, gerçeklik algımı kaybedecek kadar. Ve şöyle bir sonuca vardım, bu anlattığın şeyler anlamsızlık değil ki anlamın ta kendisi. Tanrıya ulaşmak istiyorsun ama buranın imtihan için yaratıldığını göremiyorsun. Dünyanın boktan olduğunu söylüyorsun ancak sabah uyandığında aynı şeyleri yapmaya devam edeceksin, çünkü her şeyini her an kaybedebileceğini biliyorsun, ve dünyaya ait sevgiyi seviyorsun, para kazanırsan sevinirsin, yemek yemeye oturduğunda lezzetli bir şey yiyorsan yine sevinirsin, arkadaşlarınla buluşup öylesine konuştuğunda sevinirsin, dünyanın dili yok diye bir övüp bir gömmek güzel tabi. Ama özünde biliyorsun ki hem bu dünyada hem de bu dünyanın ötesinde de kazanca ulaşabilirsin, buranın geçici olduğunu biliyorsan neden streslisin ki? ve tanrının olduğunu da biliyorsan, onun yarattığı şeye gerçekten anlamsız diyebilir misin? Tam olarak bunlar yüzünden dünya anlamsız değil bunu görmek de pek zor değil. Asıl zorluk bunları gördükten sonra başlıyor, kendi sorunlarını aşıp diğerlerinin sorunlarına yetişmeye başladığında, yani kendini kendi anlamlarının içerisinde bulduğunda.
Ama zaten sorun tam olarak burada. Ben bahsettiğin mantığın içine sığamıyorum. Para kazanınca ya da sevdiğim bir yemeği yiyince anlık olarak mutlu olduğumu inkar etmiyorum ama anlık sevinçler geceleri yatağa yattığımda hissettiğim boşluğu doldurmuyor. Dünyanın dili yok ama benim var ve canım yanıyor. Ve evet buranın geçici olduğunu bilmek beni rahatlatmıyor. Geçici bir hayat için neden bu kadar çok hırpalandığımı merak ediyorum. En nihayetinde tamamen yok olup geçmişte kalacak yarınlar inşa etmek için kendimi hırpaladıkça ve aslında hiçbir önemi olmayan yapay hedeflerin peşinde vakit kaybettikçe içimdeki o asıl özün hakkını yediğimi, onu burada boş yere çürüttüğümü hissediyorum. Hayır bu dünyaya düşman da değilim sadece kendimi buraya ait hissetmiyorum (genelde olan şey bu)
Hmm bana sadece anlaşılmak istiyorsun gibi geldi nedense, gece yattığımda içimde boşluk var demenden anladım. Sorununun gerçekten dünya ya da ahiret olduğuna emin misin? Yoksa içerisinde olupta rahatsız olduğun durumdan kaçmak için dünyayı yalanlayıp kafanda kendini haklı çıkartmaya mı çalışıyorsun? Böyle düşündüm çünkü zamanında ben de yapardım, sonradan öğrendim ki bu zihnin kendisini korumaya alma mekanizmasıymış "dünyanın biyolojisi işte" Mesela neden güzel kızlar ya da yakışıklı erkeklerin geneli dine fazla yakın olmazlar ancak çirkin insanlar dine daha yakın olurlar hiç düşündün mü, çünkü çirkin insan açılıp saçılsa ya da ona buna yürüse bile istediği şeyleri alamaz, o peri masalından çıkma benzeri hayata erişemez, çünkü herkesin onu tipine göre yargılayacağını bilir ve zorbalandıkça yalnızlaşır, bu yüzden kendisinin kazanabileceği bir alan bulur, o da din oluyor. Ancak senin durumunda dünyayı sevmiyorsun ama tanrıya minnettarsın, yine de dünya geçici olduğu için rahatlaman gerekirken rahatlamıyorsun da, bu bana yaşamak istediğini ama çevrendeki insanları sevmediğini düşündürtüyor, yani bence sen varoluşsal bir anlamsızlık yaşamıyorsun, aslında nereden gelip nereye gittiğimizin farkındasın, sadece derslerden sınavdan falan enerjin kalmamış, cringe empati kuramayan tipler seni yormuş ve fazla yük altına düşmüşsün o kadar. Ama sorun gerçekten insanlar ise izin ver bir şey söyleyeyim, ben de insanları hiç sevmezdim geçmişi çok kötü geçen bir insanım, inan bana bir robotun hayatı bile benim hayatımdan daha güzeldi eskiden. Ama sonrasında hayata karşı biraz daha pozitif oldum, o beni yere attıkça tekrar gülerek ayağa kalkmaya devam ettim, ve en sonunda dilimden anlayan, yanında yüzlerce yıl otursam sıkılmayacağım insanlarla bu sayede tanışabildim, herkesin aynı olduğunu sanıp her gün bir yerden atlamak isteyen bir kişiden bugün pozitif birisine ben dönüşebildiysem
emin ol sen de yapabilirsin, çünkü sorun ne tanrıda ne de dünyada, her şey olması gerektiği gibi işliyor, gerçek sorun nerede biliyor musun, küçücük gözlerimiz büyük resmin sadece bir tarafına odaklanabiliyorken, minnacık hayatımızla her şeyi bildiğimizi sanan, 100 kişi görüp kafa yapılarını tüm dünyaya uyarlayan bizde. "Ne kadar uzun yazmışım yaw 2000 sınırını aştım :p"
"Yani sadece bir sığınak aradığımı ve canım yandığı için felsefi bahaneler ürettiğimi mi söylüyorsun? Durum şu ki ben bu dünyadan gerçekten ve doğrudan hoşlanmıyorum. Dünyevi yaşama rasyonel bir gözle bakmayı denediğinde zaten pek de sevilesi bir yer olmadığını netçe görebiliyorsun. Bunu fark etmek için büyük travmalar yaşamaya ya da psikolojik bir çöküş içinde olmaya gerek yok. Pembe gözlükleri çıkarıp etrafa sadece şöyle bir bakmak bile hayatın vahşi ve anlamsız gerçekliğini olduğu gibi görmene yetiyor. Bir de bana 'Hayata pozitif bak ben de eskiden insanları sevmezdim ama sonra değiştim' diyorsun, -senin adına gerçekten sevindim- ama bulduğun bu çözüm aslında zihnin gerçek acıdan ve anlamsızlıktan kaçmak için ürettiği asıl savunma mekanizması olmuyor mu? İçinde bulunduğun o bencil ve sığ çarkı kabul edilebilir kılmak için hayata pozitif anlamlar yüklemek zorunda kaldın aksi takdirde sabahları yataktan bile kalkamazdın.
Ama benim istediğim bu değil. Kendimi kandırmak istemiyorum. Sahte bir iyimserlikle burayı güzelleştirmeye çalışmak istemiyorun. Tamam hissettiğim şey belki birazcık derslerin verdiği yorgunluk olabilir ama aslında olan buranın hırslarına, döngülerine ve mantığına yabancı hissetmem. " dedi ve bunların hiçbiri konuşulmamış gibi masanın başına geri döndü 🙂
bazen insan o raddeye geliyor maalesef, toplumun dayattığı o standart hayatı yaşamak zorunda hissetmek baya yorucu olabiliyor. herkesin belli bir dönem sorguladığı şeyler bunlar, yalnız değilsin yani.
Toplumun dayattığı beklentilerden sıyrılıp kendi özüne çekilme arzusu, ruhunun derin bir uyanış aşamasında olduğunu gösteriyor 🧠. Başkalarının çizdiği hedefler yerine koşulsuz sevgiyi ve ruhsal huzuru araman son derece insani. Şu anki öfken, yıllardır taşımak zorunda kaldığın sahte kimliklere karşı bir tepki aslında 🔍. Gerçekten sana ait olan, kalbini ısıtan o ilk küçük adım ne olurdu ✨?
Hayatta bir amacim olmayinca oluyor Amacim oldugundada o amacimdam pes ettirmek icin anlamsizlik geliyor ama Biz TÜRKLER dogustan savasciyiz o yüzden kalk ayağa ve savaşmaya devam et
Kafamı yorduğum şeylerin 'boş' olduğunu söylüyorsun peki senin 'dolu' dediğin şeyler neler? Evrenin devasa büyüklüğü ve zamanın sonsuzluğu karşısında insanlığın ürettiği hangi fikir gerçekten dolu kalabilir ki sence?
İnsanlık çok geriden geldiği için doluluk anlam kazandırmak için önce yapması gereken bir şey var Kıymet bilmek. Bu dünyanın tüm unsurlarını barındıran varlığın kıymetini bildiği ölçüde kıymet kazandırır. Bu uluştuğu takdirde doluluk kazandırır.