Bazı yaralar konuşarak değil, sarılarak mı iyileşir?

İnsan bazen anlatmanın yetmediği bir yerden kırılır. Kelimeler çoğalır, cümleler uzar, açıklamalar derinleşir ama içteki sızı yerinden kıpırdamaz. Çünkü her yara mantıkla değil, bazen sadece hissedilerek iyileşir. Ve hissetmenin en eski, en yalın hali de bir sarılmadır.

Sarılmak, açıklama yapmadan anlaşılmaktır. “Neden böyle oldun?” sorusunu sormadan “buradayım” diyebilmektir. Bazen insanın ihtiyacı bir çözüm değil, bir tanık olmaktır. Acısına tanık olan, onu küçültmeden yanında duran biri… İşte sarılmak tam olarak bunu yapar.

Konuşmak çoğu zaman zihni çalıştırır. Anlatırsın, düşünürsün, tekrar edersin. Ama bazı yaralar zihinde değil, bedende taşınır. Boğazda düğüm, göğüste ağırlık, geceleri uykusuz bırakan o sessiz huzursuzluk… Bunların dili her zaman kelimelere dönüşmez. Dönüşse bile eksik kalır. Çünkü bazı şeyler anlatıldıkça hafiflemiyor, bazen daha da belirginleşiyor.

Sarılmak ise farklıdır. Bir anlığına bile olsa zamanın hızını keser. İki insan arasında görünmez bir “yalnız değilsin” cümlesi kurulur. O cümle, uzun açıklamalardan daha çok şey söyler.

Ama şunu da unutmamak gerekir: Her yara sadece sarılmakla tamamen iyileşmez. Sarılmak bir başlangıçtır, bir nefes arasıdır. Asıl iyileşme bazen zamanla, bazen de insanın kendi iç yolculuğuyla gelir. Fakat o yolculuğa çıkabilmek için önce düşülen yerden kaldırılmak gerekir. Sarılmak tam da bu kaldırma halidir.

Belki de en çok şuna inanıyorum: İnsan, anlaşılmadığı yerde yorulur. Ama bir sarılma, “seni anlamasam bile yanındayım” diyebildiğinde, o yorgunluğun bir kısmı sessizce çözülür.

Bazı yaralar konuşarak anlatılır… ama bazıları sadece sarılarak susar ve öyle iyileşir.

Bazı yaralar konuşarak değil, sarılarak mı iyileşir?
Cevapla