23 yaşındayım… ve artık bazı şeyleri kabulleniyorum.
Başta herkes gibi düşündüm. “Kendin ol, yeter” dediler. “İyi olursan sevilirsin” dediler. İnanmak istedim. Gerçekten denedim. Ama gerçek hayat o kadar basit değilmiş.
Çünkü bu dünyada bazı şeyler daha en başta belirleniyor. İnsanlar seni tanımadan önce bir sıralamaya koyuyor. Nasıl göründüğün, ne kadar dikkat çektiğin, ne sunduğun… Bunlar konuşmadan önce karar veriliyor.
Ve eğer o görünmeyen eşiği geçemiyorsan, geri kalan hiçbir şeyin önemi kalmıyor.
Bunu söylemek hoş değil ama yaşadıkça fark ediyorsun: ilgi, çoğu zaman bir tercih değil, bir tepki gibi. Kimlerin kolayca dikkat çektiği ortada. Kimlerin sürekli görmezden gelindiği de.
Bir noktadan sonra insan şunu düşünmeye başlıyor:
Acaba mesele gerçekten söylendiği gibi derin mi, yoksa çoğu şey yüzeyde mi bitiyor?
Çünkü sen ne kadar uğraşırsan uğraş… konuşma fırsatı bile bulamıyorsan, kendini gösterecek alanın yoksa, o “derinlik” hiç devreye girmiyor.
Kendini geliştirmek mi? Denedim.
Sabırlı olmak mı? Onu da denedim.
Ama sonuç değişmeyince insanın inancı da değişiyor.
En çok yoran şey şu: Sürekli umut edip, sonra aynı yere dönmek.
Şimdi daha net görüyorum.
Herkes aynı oyunu oynamıyor.
Bazıları baştan önde başlıyor.
Ve ben…
Ben galiba hep geriden başlayanlardanım.
Belki sorun tamamen bende değil.
Belki sistem sandığımızdan daha acımasız.
Ama sonuç değişmiyor.
Ben yine buradayım.
Ve bu oyunda… yavaş yavaş kayboluyorum. Kadınların aşkı, sadece boyunuza, dış görünüşünüze ve maddi durumunuza bağlıdır. Bunlar yoksa, gerçek sevgi ya da aşk yoktur. Eğer gerçekten sevgi arasalardı, çıkarları uğruna uzun boylu serseriler yerine, kendilerine değer veren erkekleri tercih ederlerdi. Ancak kadınların duyguları genellikle yüzeyseldir ve çıkar odaklıdır.
Başta herkes gibi düşündüm. “Kendin ol, yeter” dediler. “İyi olursan sevilirsin” dediler. İnanmak istedim. Gerçekten denedim. Ama gerçek hayat o kadar basit değilmiş.
Çünkü bu dünyada bazı şeyler daha en başta belirleniyor. İnsanlar seni tanımadan önce bir sıralamaya koyuyor. Nasıl göründüğün, ne kadar dikkat çektiğin, ne sunduğun… Bunlar konuşmadan önce karar veriliyor.
Ve eğer o görünmeyen eşiği geçemiyorsan, geri kalan hiçbir şeyin önemi kalmıyor.
Bunu söylemek hoş değil ama yaşadıkça fark ediyorsun: ilgi, çoğu zaman bir tercih değil, bir tepki gibi. Kimlerin kolayca dikkat çektiği ortada. Kimlerin sürekli görmezden gelindiği de.
Bir noktadan sonra insan şunu düşünmeye başlıyor:
Acaba mesele gerçekten söylendiği gibi derin mi, yoksa çoğu şey yüzeyde mi bitiyor?
Çünkü sen ne kadar uğraşırsan uğraş… konuşma fırsatı bile bulamıyorsan, kendini gösterecek alanın yoksa, o “derinlik” hiç devreye girmiyor.
Kendini geliştirmek mi? Denedim.
Sabırlı olmak mı? Onu da denedim.
Ama sonuç değişmeyince insanın inancı da değişiyor.
En çok yoran şey şu: Sürekli umut edip, sonra aynı yere dönmek.
Şimdi daha net görüyorum.
Herkes aynı oyunu oynamıyor.
Bazıları baştan önde başlıyor.
Ve ben…
Ben galiba hep geriden başlayanlardanım.
Belki sorun tamamen bende değil.
Belki sistem sandığımızdan daha acımasız.
Ama sonuç değişmiyor.
Ben yine buradayım.
Ve bu oyunda… yavaş yavaş kayboluyorum. Kadınların aşkı, sadece boyunuza, dış görünüşünüze ve maddi durumunuza bağlıdır. Bunlar yoksa, gerçek sevgi ya da aşk yoktur. Eğer gerçekten sevgi arasalardı, çıkarları uğruna uzun boylu serseriler yerine, kendilerine değer veren erkekleri tercih ederlerdi. Ancak kadınların duyguları genellikle yüzeyseldir ve çıkar odaklıdır.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer