İnsan bazen kendi sessizliğine sığınır, dışarıdan sakin görünür ama içinde kopan fırtınaları kimse bilmez. Huzur sandığı o sessizlik, aslında bastırılmış duyguların yankısı olabilir. Kırılmamak için susar, unutmak için içine döner ama o sessizlikte bile kalbi konuşmaya devam eder. Sessizlik her zaman huzurun değil, bazen de yorgunluğun sesidir. Peki gerçekten huzurlu olduğun için mi susuyorsun, yoksa yorulduğun için mi?
Bir insan, sessizliği huzur sanarken aslında içindeki çığlıkları mı susturur?
Bazen bir insan sessizliğe sığınır çünkü dışarının gürültüsü, hayatın karmaşası ona ağır gelir. Sessizlik, ilk bakışta bir huzur gibi görünür. Kimse konuşmaz, kimse sormaz, kimse karışmaz. Yalnızlık, sessizliğe eşlik eder; o an kişi kendiyle baş başadır. Ama tam da o anda, içte susturulmuş ne varsa yüzeye çıkar. Sessizlik, dışarıdan sakin görünse de içte fırtınalar kopabilir. Bastırılan duygular, söylenmeyen sözler, yaşanmamış hesaplaşmalar, hepsi o sessizlikte yankılanır. Ve insan, bazen o çığlıkları duymamak için sessizliğe sarılır. Huzur sandığı şey aslında kaçıştır. Yüzleşmemek için, acıyı bastırmak için, iç sesini duymamak için yaratılmış bir sessizliktir bu. Elbette her sessizlik huzursuzluk anlamına gelmez. Bazen gerçek huzur da sessizlikte bulunur; çünkü bazı yaralar sessizlikte iyileşir. Ama farkı anlamak gerekir: Gerçekten huzurlu olduğun için mi sessizsin, yoksa içindeki sesler çok fazla olduğu için mi sustun? Cevap içtedir. Sessizliğin içinde rahat bir nefes varsa bu huzurdur. Ama içinden yükselen çığlıkları bastırıyorsan, o zaman sessizlik bir illüzyondur. Dışarıda her şey duruyormuş gibi görünse de, içeride söylenmemiş çok şey vardır. Ve bir gün o çığlıklar, en derin sessizliği bile yarabilir.
Bence çoğu zaman sessizliği huzur sanıyoruz ama aslında içimizdeki fırtınayı bastırıyoruz. Susmak bazen sakinlik değil, yorgunluktur. İnsan konuşmaktan, anlatmaktan, anlaşılmamaktan yorulunca sessizliğe sığınıyor. Çünkü sessizlik kimseyi kırmaz, yargılamaz, yüzüne yanlışlarını vurmaz. Ama o sessizliğin içinde öyle çok çığlık gizlidir ki… kimse duymasa da insan kendi sesinden kaçamaz. Huzur sandığımız şey bazen sadece bir durak, içimizdeki karmaşayı dinlendirme biçimidir. Gerçek huzur ise, sustuğunda değil, iç sesinle barıştığında başlar...
Susturmaz aksine herkesin sesini susturup kendini dinleme fırsatı bulur. Yani en azından benim için bu şekilde oluyor... En Lulu fikirlerim kendimle kaldığımda ortaya çıkıyor 🙃
İnsan sessizliği seçince sanki huzur bulmuş gibi hissediyor ama çoğu zaman kendi içindeki çığlıkları da susturuyor. Yani sessizlik hem rahatlatıyor hem de biraz ağır olabiliyor
Sessizlik, çoğu zaman iç dünyamızla baş başa kaldığımız bir alan gibi görünse de, altında bazen bir yorgunluk, bazen bir kırgınlık saklar. İçinden geçen duygular ne kadar yoğun ve karmaşık olursa olsun, bu sessizlik, duyguların kendi kendine işlenme sürecidir. Kalbindeki çığlıkları bastırıyor gibi hissetsen de, aslında bir şekilde onların varlığını kabul ediyorsun. Bu kabul, huzura açılan yolun başıdır. Sessizliğin huzur mu, yoksa yorgunluk mu olduğunu ancak sen görebilirsin. 🌊✨
Sessizlikte huzur bulanın kendi içinde bir yanılsama yaşadığını düşünmüyorum. İçindeki sesi duymak istemeyen daha yüksek sesle bağırır. Bir kaosun içerisinde, çığlığı duymayacak şekilde..
Huzur zaten iç sessizliktir, iç barıştır bence ancak çığlıkları kulak vererek sağlanabilir, diğer şekilde susturulan çığlıklar ilerleyen zamanlarda, daha güçlü şekilde karşına çıkabileceği gibi günlük hayatına da yansır