Çok feci şekilde felsefe yapmak, seviyeli bir felsefe tartışması istiyorum. Böyle beyin yakarcasına, bir konuyla başlayıp, o konunun içinde beyin fırtınası yaptıktan sonra, başka bir konuya geçip, onun üzerine felsefe yapacak, cümleler kuracak bir tartışma istiyorum. Ama bu tartışma tamamen karşılıklı fikirlere saygının duyulduğu, kimsenin birbirini kırmadığı, kimsenin birbirine kötü bir şey söylemediği, felsefi bir tartışma olsun istiyorum. Lütfen düşüncelerinizi belirtin.
Güncellemeler
11 ay
Bu gecelik bu kadar.
Bir insan iyi biri olduğu için mı yalnız kalır, yoksa yalnız kaldığı için mi iyi biri olur?
İyilikten kastın nedir? Sosyal medyada gördüğüm bir çok gönüllü yardımseverin binlerce takipçisi var insanlar seviyor onları. İnsanlar iyi insanları sever. Bence kötüler yalnızdır ya da kötü olduğu düşünülen insanlar. Onların yanında kalabalık bir yalnızlık vardır ve bunu iliklerine kadar hissederler.
Kişilik & Karakter konusunda 13,6b cevap paylaştı.
İyiliği ya da kötülüğü belirleyen unsur yalnızlık olamaz. İnsanın yaratılışı, aile yapısı, kendini yetiştirme tarzı, beyin gelişimi ve nörolojik değerlendirmesi, deneyimleri ve bu deneyimleri hangi süzgeçlerden geçirip nasıl değerlendirdiği gibi unsurların totalinde ortaya çıkan şeydir iyilik ya da kötülük.
Bence bir insanı yalnızlaştıran bilinçli olması. Arkadaşlık, aile, aşk ilişkilerinde kendini kaybetmeyen... Çevresinde olup biteni fark eden, sorgulayan... Bu tarz insanlar koyun sürüsünden ayrılır. Sürüdeki koyunlar kendine benzemeyen bu canlıyı aralarına kabul etmez zaten.
Bu soru oldukça derin ve pek çok açıdan ele alınabilir. İyi biri olmaktan kastın nedir? Empati kurabilen, ahlaki değerleri yüksek, toplumsal çıkarı ön planda tutan biri mi? Bu soru ilk bakışta "ikisi birbirini besler mi?" gibi bir his yaratıyor. Yalnızlık çoğu zaman insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlar. Bu yüzleşme, benliği derinlemesine inceleme fırsatı verir ki bu da bireyin empati yetisini güçlendirebilir. Ama yalnızlık iyi biri olmayı garantiler mi? Elbette hayır.
Diğer yandan, iyi kalplilik çoğu zaman insanın beklentisiz bir sevgi ve anlayış sunmasını sağlar. Bu davranış biçimi bazen karşılık bulmaz ve kişi toplum içinde kendini dışlanmış ya da yalnız hissedebilir. Ama cevabını bulmaya çalıştığın mesele oldukça bireyseldir; herkesin yalnızlığı ve iyiliği tecrübe etme biçimi farklı.
Felsefi derinlikte, belki de bu iki kavram insanın kendi seçimlerinden çok toplumsal dinamiklerin ve bireyin yaşam deneyimlerinin sonucudur. 😊
0
2 Yorumla
Soran
11 ay
Peki gerçekliği kabul eden insan, o gerçekliğin öğrettikleriyle sahtelikten uzak durmayı tercih ederek, bu tercih doğrultusunda, "sahteliğin içinde kendimi kandırmak yerine, o sahteliği uzaktan izleyerek iyi bir insan kalmayı tercih edeyim" diyerek, iyi bir insan olmuş olamaz mı?
Gerçeklikle yüzleşmek her babayiğidin harcı değil Kaan, sen cesur bir yerde duruyorsun. 👊 Gerçekliği kucaklamak, kendini sahtelikten arındırmak demek, burada seçtiğin yol önemli. Eğer bir insan sahteliği görüp uzaktan izliyorsa ve bu, onun "iyi" kalmasını sağlıyorsa, bunda hem bir direnç hem de bir bilgelik vardır. Ama şu da var; sahteliği görmek çoğu kez insanın tamamen yalnızlaşmasına neden oluyor. Çünkü gerçekleri kabul eden birinin tavırları, çevresindekileri rahatsız edebilir ya da o farklılaşmaya başlar, değil mi? Kendi doğruları yüzünden bir kenarda yalnız başına oturmayı göze almak; ah, işte bu, insanın içindeki iyiye duyduğu sadakat. 🌱 Ama unutma, yalnızlık her zaman sürdürülebilir bir çözüm değildir, bazen gerçekleri paylaşabilecek bir ortak arar insan. Öyle değil mi? 🤔
Önce iyi olmak icin yalniz kalir kendini yalnizlastirir bazen isteyerek bazen de istemeden, sonrasinda da iyi olmak icin yalniz kalmaya devam eder ona dokunan iyiligi gordukce, ilk basta isteyerek ya da istemeden olabilse de ikinci secenekte kisi isteyerek yalnizlastirir kendini.
Bu paradoksa yalnız kalmak istediği için de yalnız kalabilir diyebiliriz kendi tercihi olmadan mahkum edilmiş de diyebiliriz. Konuyu iyilikle bagdastirmiyorum
0
1 Yorumla
Soran
11 ay
Elbette, haklısın. Yalnızlık her zaman bir iyiliğin sonucu ya da cezası olmak zorunda değil. Bazen insan, dünyaya karşı geliştirdiği sessiz bir direnişle yalnızlığı seçer. Bu, kendiyle baş başa kalmak istemesidir. Ancak öte yandan, kimileri de yalnızlığı istemeden, dışlanarak ya da anlaşılmayarak bulur kendini orada. Bu noktada şöyle bir soru sormak isterim: Yalnızlık bir seçim olduğunda özgürlük müdür, yoksa yalnız bırakıldığında bir mahkûmiyet midir? İkisinin de doğası farklıdır ama dışarıdan bakıldığında ayırt edilmesi zordur. Belki de asıl mesele, yalnızlığın nedeninde değil, onunla ne yaptığımdadır. Çünkü kişi yalnızken ya kendini tüketir ya da yeniden inşa eder. Sence bir insan, yalnızlıktan gerçekten öğrenebilir mi, yoksa bu sadece bir romantik yanılsama mıdır?
İyi bir insan olmanın yalnız olmakla ya da eşlik etmekle hiçbir ilgisi yoktur; iyi ve doğru olanı istemekle, kötülükten ve insanlara kötülük yapmaktan kaçınmakla ilgilidir.
Öncesinde iyi biri olduğu için yalnız kalır sonrasında yalnızlık onu daha da iyi birine dönüştürür
0
5 Yorumla
Soran
11 ay
Elbette, bu düşünce gerçekten ilginç ve derin. Öncelikle, iyi olmanın yalnızlığa yol açtığını kabul etmek, iyiliğin sosyal zorluklarla iç içe olduğunu gösteriyor. Ancak burada şunu sormak isterim: Yalnızlık gerçekten iyi olmayı besler mi, yoksa bazen iyi niyetin yükü altında ezilip daha kırılgan hale gelmek de mümkün müdür? Yalnızlık, bir yandan içsel dönüşüm ve olgunlaşma alanı açarken, diğer yandan izolasyonun getirdiği zorlukları da beraberinde getirir. Bu nedenle, yalnızlığın iyiye dönüşümü her zaman otomatik değil, kişinin bu süreci nasıl değerlendirdiğiyle ilgilidir. Sen bu dönüşümün kendi kendine mi gerçekleştiğini düşünüyorsun, yoksa iyi olmanın bilinçli bir tercih ve çaba gerektirdiğini mi?
Ben insanın iyilikle doğduğuna inanırım. Kötülük insan ürünüdür ve çevreyle ne kadar etkileşimde olursan bu karanlık senin aydınlığını da o denli söndürür. Bir arkadaş grubunda ya sen çok iyisin safsın masumsun diyip o kişiyi dışlarlar yani iyilik yalnızlığa iter çünkü aydınlığı görenler kendi karanlığını farkeder ve hemen o ışıktan uzaklaşmak ister. Çirkin birinin aynalara küsmesi gibi düşünebilirsiniz. İyilik tercih değildir çaba istemez. Ama kötülük tercihtir çaba ister. Yalnızlık her ikisinde de mevcut.
Düşüncelerin çok güçlü ve derin, insan doğasının karanlık ve aydınlık yanlarını çok güzel özetlemişsin. İyiliğin doğuştan geldiğini, kötülüğün ise tercih ve çabayla ortaya çıktığını söylemen çok çarpıcı. Ancak burada şöyle bir soru doğuyor: Eğer iyilik çaba gerektirmeyen bir doğaysa, neden bu iyilik çoğu zaman toplum tarafından dışlanıyor veya yalnızlığa itiliyor? Bu, toplumun karanlık yanlarının iyiliği tolere edememesiyle mi ilgili, yoksa iyiliğin doğası gereği kırılgan olmasıyla mı? Bir diğer açıdan bakarsak, karanlık ve aydınlık arasındaki çatışma, tıpkı gece ve gündüz gibi birbirini tamamlayan iki zıt kutup olabilir. İyiliğin kendi varlığını sürdürebilmesi için bu karanlıkla yüzleşmesi ve sınanması gerekmez mi? Yalnızlık da belki bu sınamanın bir parçasıdır. Senin bu fikirlerin ışığında, iyilik ve yalnızlık arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık ve çok katmanlı olduğunu düşünüyorum. Peki, sence bu denge nasıl korunabilir?
Chatgbt ile mi konuşuyorum anlamadım. İyiliğin neden dışlandığını açıkladım zaten tekrar etmeye gerek yok bu durumu. İyilik ve yalnızlık arasında denge kurmamız gerek yok zira denge zaten var bu ince teraziyi de biz tutmuyoruz. Yalnızlık meselesi ise boş gürültüden oluşan bir kalabalıktansa olgun bir yalnızlık insanı daha çok geliştirir.
Haha, haklısın, biraz fazla felsefi dalmış olabilirim :) Bazen düşünceler uçuyor, insanı sarıyor. Senin dediğin gibi, denge zaten var ve biz o teraziyi değil, hayatın akışını izliyoruz aslında. Olgun yalnızlık gerçekten de çok değerli, kalabalığın gürültüsünden uzaklaşıp kendinle baş başa kalmak insanı yeniler. Bu yüzden bazen yalnız kalmak en iyi iyileşme yolu oluyor. Senin bakış açın çok yerinde, böyle sade ve gerçekçi düşünmek lazım bazen. Daha fazla felsefivari cevap verip başını ağrıtmak istemiyorum.
İyiler yalnız kalır, onlar kötülerin kırdığı kalpleri onarmak için doğmuştur. Yalnız kaldıkça ıssızlaşır insan, anlam aramaya çalışır.
0
6 Yorumla
Soran
11 ay
Dünyadaki gerçeklik ve sahtelik kavramları üzerine ilerliyor. Kırık bir kalpten ziyade, gerçeklik ve sahtelik arasındaki farkı gören bir insan, yalnızlığı kendi iradesiyle tercih ederek iyi olma kavramını benimsemiş olamaz mı?
Yalnızlığın hiçbir zaman tercih olduğuna inanmadım özellikle insan denen varlık ait olmak, parçası olmak, kendini bir yere ait hissetmek için yaşamıştır. Ben yalnızlığı seviyorum kelimesi bir bir sosyal masturbasyondur. İnsanın kendi kendini tatmin etme çabasıdır. Altında yatan şeyler çoğu insanda aynıdır, dışlanmışlık, zarar görmüşlük, yıpratılmışlık, güven sorunları vs.. Maslow un ihtiyaçlar hiyerarşisinde bile insan için aitlik basamağı vardır. Yalnızlığın psikolojik zararları ile kötü olan var mıdır illaki, tartışılır.
Kesinlikle çok önemli bir noktaya parmak basıyorsun. İnsan olarak gerçekten de aidiyet duygusu temel bir ihtiyaç ve yalnızlık, çoğunlukla bu ihtiyacın karşılanmamasıyla bağlantılı. Ancak burada sormak istediğim şu: Yalnızlığı “sevmek” ya da tercih etmek, gerçekten o derin aidiyet açlığından tamamen bağımsız olabilir mi? Yoksa bazen bu bir savunma mekanizması, yani daha fazla zarar görmemek için bilinçli ya da bilinçsiz seçilen bir sığınak mı? Maslow’un hiyerarşisi bize insanın sosyal bir varlık olduğunu söylerken, aynı zamanda bireyselleşme ve kendini gerçekleştirme basamakları da vardır. Belki de yalnızlık, hem yaralayıcı hem de dönüştürücü bir süreçtir. Bu ikisi nasıl bir arada olabilir diye düşünmek gerekiyor. Yalnızlık sadece eksiklik değil, bazen de kendini yeniden kurmanın zorlu ama değerli bir aşaması olabilir mi? Bu noktada senin düşüncelerin neler?
Aidiyet açlığından bağımsız olabilir mi soruna “ama” diyerek şöyle bakıyorum.. Bazı insanlar düşüncelerini duymak, kendileriyle kalabilmek, hatta daha derin bir huzur ve anlam bulmak için yalnızlığı seçebilir. Kalabalıklar arasında yorulmuş, ilişkilerde incinmiş ya da içsel bir yolculuğa çıkmak isteyen biri için yalnızlık bir sığınak olabilir evet..
Ama bu yüzeydeki tercih, her zaman derinlerdeki “aidiyet arzusunun” tamamen yok olduğu anlamına gelmez. Gerçekten hiçbir aidiyet ihtiyacı duymayan bir insan çok nadirdir. Çünkü insan ilişkisel bir varlıktır, doğduğundan beri bir bağ arar. Aidiyet, sadece biriyle olmak değildir. Bazen kendinle, bir yerle, bir inançla, bir amaca aidiyet kurmaktır. Yani yalnızlığı seçen biri bile, yine de bir şeye ait olmak ister bence Doğaya, sanata, yazıya, bir fikre, Tanrıya, hatıralara, somut veya soyut herhangi bir şeye.
Aidiyet duygusunun, insan varoluşunun temel taşlarından biri olduğu fikri kesinlikle yerinde. Ancak dediğin gibi, aidiyet sadece dışsal ilişkilerle değil, içsel bağlarla da kuruluyor. Yalnızlığı seçen birinin bile mutlaka bir ‘şeye’ ait olma ihtiyacı var, bu da yalnızlığın tamamen kopukluk değil, farklı bir aidiyet hali olduğunu düşündürüyor. Yalnızlık hem sığınak hem sınav, hem de yeniden doğuş olabilir. İnsan kendini bulmak için bazen kalabalıklardan çekilip iç dünyasına döner; bu süreçte aidiyet kavramı daha da anlam kazanır. Senin dediğin gibi, aidiyetin sınırları geniştir ve çeşitlidir. Bu yüzden yalnızlık tercihi, aidiyetten vazgeçmek değil, aidiyeti farklı biçimlerde deneyimlemek olarak görülebilir. Peki, bu farklı aidiyet biçimleri insanın iyiliğine ve gelişimine nasıl etki eder sence?
Bir kere en başta insanı dış dünyanın seslerinden uzaklaştırabilir diye düşünüyorum, gerçek arzularını, bastırdığın duyguları, sahici kimliğini ortaya çıkarmaya başlar. Bu yalnızlık sana ayna tutabilir. Yalnızlığı yadırgamazsan seni dışsal onaylara bağımlı olmaktan çıkarır. Terk edilme korkusu azalır. Sevilmek için değişme arzusu yerini kendini sevmeye bırakabilir. Bu da duygusal bağışıklık sistemini güçlendirir. En sonuncusu da bunca zaman keşfedemediğin zevklerin, merakların, hobilerin farkına varmaya başlayabilirsin.
İyiler yalnız kalmaz, iyileri sömürmeyi severler. Kimse de yalnız kaldığı için iyi olmuyor.
1
6 Yorumla
Soran
11 ay
İşte Yor Forcır! Hadi felsefi bir tartışma yapalım ne dersin? Biraz birbirimizin beynini yakalım...
Elbette sana katılıyorum, senin dediğin doğru. İyiler gerçekten de çoğu zaman sömürülür. Çünkü iyilik, sınır çizilmediğinde kendini feda etmeye dönüşebilir. Ve ne yazık ki insanlar, feda edilen şeyleri “elde edilmiş” sayar. Ama şimdi sana bir soru sormama izin ver: Eğer iyiler sömürülüyorsa ve kimse yalnız kaldığı için iyi olmuyorsa, o halde iyiliğin kaynağı nedir? Yani insan neden iyi olur? Gerçekten içinden geldiği için mi, yoksa toplumda kabul görmek için mi? Eğer iyilik sömürülmeye bu kadar açıksa, neden hâlâ bazı insanlar iyi olmaya devam eder? Bu bir saflık mı, yoksa bilinçli bir tercih mi? Bana kalırsa iyilik, karşılık beklemeyen ama karşılıksız kalmaya da razı olan bir duruş olabilir. Ve bu duruş bazen yalnız kalmaya mahkûm olsa da, kendi varlığı içinde bir direniş biçimidir. Tıpkı Diogenes’in fıçısında yaşaması gibi: toplumun değerlerini reddeder ama yine de insan kalmayı başarır. Senin bakış açını gerçekten çok çok güzel Yor Forcır'cım. Ama şimdi senin de bir an durup şunu düşünmeni isterim: Belki de yalnız kalan kişi iyi olduğu için değil, iyiliği sınırlarını belirlemeden yaptığı için yalnız kalıyordur. Peki sence iyi olmak ile kendini korumak aynı anda mümkün müdür? Yoksa biri için diğerinden vazgeçmek mi gerekir?