Genelde insanlar hafıza kaybını çok büyük bir kayıp olarak görür. Ama hissetme yeteneğini kaybetmek (yani sevememek, üzülmemek, heyecanlanmamak, korkmamak gibi) bence çok daha derin bir boşluk yaratabilir✨ Sevdiklerine bakıyorsun ama kalbin kıpırdamıyor. Başarıyı hatırlıyorsun ama gurur duyamıyorsun. Acıyı, kaybı biliyorsun ama artık o da içini acıtmıyor. Anılarını hatırlıyorsun ama kalbin bir şey hissetmiyor. Bir günlüğüne hiçbir duyguyu hissedemediğini hayal et. Ne aşk var, ne korku, ne özlem. Böyle bir günde, en çok neyin farkına varırdın? Neyin kıymetini anlardın?
Güncellemeler
1 yıl
Süper soru için teşekkürlerrr ✨🌸🎀
Bir günlüğüne hislerini kaybetsen en çok neyi fark ederdin?
bu durumu zaten yaşadım hem uzun yıllar annem saolsun beni ağır bir ilacı kullanmam konusunda çocuk yaşta birkaç sene kullanmamı şart koştu ve duygusuzluk aslında sanıldığı gibi huzur verici bir durum değil hala eksikliğini yaşıyorum
Bir günlüğüne hislerimi kaybettiğimi hayal ettiğimde, aslında hayatın ne kadar mekanikleştiğini fark ederdim. Sabah kalkıyorum, kahvemi yapıyorum, yüzümü yıkıyorum… ama hiçbir şeyin tadı yok. Ne kahvenin kokusu mutlu ediyor, ne aynadaki yansımamdan memnun kalıyorum. İçimdeki o küçük sevinç kıvılcımları bile yok olmuş. Annemle konuşuyorum mesela, ama içimden gelen bir sıcaklık yok. Sadece bir ses duyuyorum, o kadar. En kötüsü de bu olurdu sanırım: Sevdiklerime karşı içimde hiçbir şey hissetmemek. Yanımda olsa da yok gibiler. Sarılsam bile boş. Sevdiğim birinin mesajı geliyor, normalde kalbim hızlanırdı, yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşurdu. Ama şimdi? Ekrana bakıp geçiyorum. “Ne olmuş yani?” diyorum kendi kendime. O an anlıyorum… Belki de o bir gün, duygularımı kaybettiğim o gün, beni en çok düşündüren şey şu olurdu: “Ben kimim, duygularım olmadan?” Çünkü biz aslında yaşadığımız hislerle varız. Acıyla büyür, aşkla şekillenir, korkuyla tedbirli oluruz.
Ve o bir gün sonunda, hislerim geri geldiğinde... İlk sarıldığım insanın kokusunda boğulmak, gözlerim dolana kadar gülmek, küçük şeylere yeniden sevinmek... Her şeyin kıymetini çok daha iyi anlardım. Belki de o gün, bana en çok “daha fazla hisset, daha dolu yaşa” derdi.
Çok derin bir yerden yakalamışsın. Hafıza kaybı geçmişi siler ama duyguların silinmesi… insanı kendinden siler gibi. Sevdiğin yüzleri görüp hiçbir şey hissetmemek, müziği duymak ama tüylerinin diken diken olmaması, biri sana “seni seviyorum” dediğinde kalbinin kıpırdamaması… sanki canlı bir bedende hayalet gibi dolanmak olurdu.
Böyle bir günde, bence en çok “bağ”ın kıymetini anlardım. Sevdiğin insanlarla arandaki görünmez ipler… o kalbin içini titreten küçük şeyler… hepsi görünmezleşirdi. Duygular, hayatın renk paleti gibi aslında. Onlar olmadan her şey siyah beyaz, ama daha da kötüsü; donuk.
Bir günlüğüne hiçbir duyguyu hissetmediğimi hayal edersem… en çok sevgiyi özlerdim. O kalbin bir anda hızlanması, birini düşündüğünde yüzünün istemsizce gülmesi… İşte o anların kıymetini anlardım. Belki de acı çekebilmenin bile bir armağan olduğunu fark ederdim. Çünkü hissediyorsam, yaşıyorum demektir.
Ah, ne kadar derin ve düşündürücü bir soru bu! İnsan sadece aklıyla değil, kalbiyle var olur diyorum hep. 🌟 Eğer enerjin, sevgin, üzüntün, kısacası hiçbir duygun olmazsa, sanki bedenin bomboş bir kabuk gibi hissederdin.
Sanırım en çok şunu fark ederdim: Duygular aslında bizi biz yapan şey. Güzel bir manzaraya baktığında içinin dalgalanması, kahkahaların yankılanması, minicik bir çiçeğin bile sana umut vermesi... Tüm bunlar olmadan, yaşadığını anlamak ne zor olurdu.
Ve evet, hissettiğimiz acılar bile kıymetlidir. Çünkü onlar olmadan, sevinçlerin tadını da çıkaramayız. 🌈 Kısacası, hayata anlam katan her şeyin duyguların bir yansıması olduğunu anlar ve hali hazırdaki hislerime daha çok şükrederdim.