Güçlü olmak zorunda bırakılan insanda sayısız savaş yaraları olurdu ve gücünü o yaralardan alırdı ya da sadece güçlü taklidi yapardı. Çevreniz size güçlü olduğunuz için imrenirdi ancak siz o yaraları almamak uğruna güçsüz olmayı dilerdiniz bazen. Güçlü görünmek zorunda olmak en büyük güçsüzlüktü çünkü, insanın sırtında büyüyen kamburuydu.
Güçlü görünmek ile güçlü olmak zorunda bırakılmak arasında ki fark nedir?
İbrahim Garip, Lunaparktaki Sessizlik kitabında "Güçlü olmayı ben seçmedim, güçlü olmak zorunda bırakıldım." diye söylüyor. İnsan güçlü olmayı seçer mi? Bu bizim elimizde olan bir durum mu yoksa biz bu duruma mecbur mu bırakılıyoruz? Mecbur kalınan herhangi bir duygu bize ait olmadığından, dalına veda etmeye hazırlanan son bahar yaprağı gibidir. Ne düşmek ister dala hasret kalmamak için, ne de böyle kalmak, istenmiyor gibi.
İkisinin arasındaki fark da bu olsa gerek. Biri senin diğeri toplumun isteği. Senin isteğin her daim daha sağlam olur. Neticede sana kalmıştır ne olacağı. Her hâlükârda, bir güç var ortada. Ama duygularından bağımsız olmadan, bazen de kendine güçsüz olacağın anların deryasında yüzerek, nedir seni sağlam gösterecek.
Güçlü olmak ve görünmek önemlidir ama ilişkilerde akıllı olmak daha pozitif sonuçlara gebedir.
güçlü olmak doğuştan.. yaşadıkların sayesinde güçlenmek ise mecburiyetten ileri geliyor gerçi herkes içindeki gücü de hayatta yediği kazıklardan kalbinin kırılmasından güvenine ihanet edilmesinden hayallerinin çöp olmasından sonra keşfediyor yani güçlü olmanın yolu güçsüz hissetmek geçiyor..
Hiç sebep yokken insan yine de güçlü olmak ve görünmek isteyebiliyor ama bazen hayatımızda yaşadığımız öyle olumsuz şeyler oluyor ki onlara karşı güçlü olmak zorundayız olmalıyız ki kimse bizi ezebileceği bir insan olarak görmesin diye
Aslında insan ne ise o olmalı. En azından insan olmayı bu şekilde başarırız. Sahteliklerimiz bizi bitiriyor çünkü. Güçlü olmak zorundasın yoksa yenir yutulursun.