Bazı şeylerin karanlıkta küle dönmemesi için gizlenmesi gerekir, bazı hislerin kaybolması gerekir. Rüzgarın en ferahlatıcısı o yavan yalnızlıkta esiyor. Her adımda izi kalan minik bir yel gibiydi, içimde uyanan asil bir başkaldırış öyküsü. Şimdi izi bile kalmadı, gölgesine sığındığın heybetli ağaçlar yaprak döküyor teker teker. Tüm evren usulca yıkılıyor gökyüzüne, gökyüzünün üzerine devrilecekmiş gibi hissettiğin o gece bütün perdeler aralanmış seni izliyorlardı. Kara bulutların zafer şarkıları bastırıyor ruhun haykırışlarını. Sonra kocaman odada kayboluyorsun, en gürültülü şekilde yok oluyor duvarların soğuk yüzü. Başucunda ince bir tını, davetkar bi sessizlik. Bir buluşma yeridir aynalardan süzülen sıvının paralel güzergahı. Kimse duymadan tamamlanması gerekiyor, kimse uyanmadan uyuman gerekiyor. Sakla onu ve kapat gözlerini. Gırtlağına kadar yaşama gömülmüş bedenlerin kaybolmuşluğuna koş, koş ve anlat onlara çocuk.
Ölümden değilde ölümden sonraki hayat insanları korkutuyor bu korkuyu besleyen de insanı bu dünyaya bağlayan da şahsen hayal alemi ve insanın düşünceleri olduğunu varsayıyorum. Bir şeyler hayal etmeyi ve umut ile bağlanamadıktan sonra intihar kaçınılmaz.
"... Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya Ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa Çektiklerine razı etmese insanları? Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi..."- William Shakespeare